Yeni yazı

Verba Volant No Comments »

Söz uçar ama yazı da kalmadı galiba… Yazacak şeyler kalmadı… Yazı yazanın yeni bir yazı yazmaya cesaretide kalmamış olabilir. Belki bana yazı yazmamı biri hatırlatmış olabilir, bıyıklı ve alnı açık biri :) Ve ben yeni bir şeyler yazmak için bahanelerimin tükendiğini farketmiş olabilirim. Belki bu zaman zarfı içinde dünya bile değişmiş olabilir. Du bakim… Cık bildiğin dünya yine kendi kafasına göre dönüyor üstünde yaşayan insanların ritmine aldırış etmeden. Üstelik hiç düşünmüyor acep mideleri bulanıyor mu inmek isteyen var mı peh!

Zamanla ne istediğimizi bilmeyen ergenlere dönüşüyoruz galiba. Yavaş yavaş gerçekleşmeye başladığında güzel şeyler şu hayatta, mutsuz edecek yeni bir neden bulmakta ışık hızıyla yarışırız, hatta toz yuttururuz, anahtarını bile alabiliriz. Nedir bu peki bir derde bir imkansıza sonuçta mutsuzluluğa bu kadar bağlanma isteği?

Gerçekten ergenleşiyoruz galiba. Ara sıra tüm dünya bize karşı falan sanıyoruz. Onun bizimle bir derdi yok valla dönüyo o öyle, onun bile kendinden çok beklentisi yok. Ama bizim karşımızda kim olursa olsun o kadar çok beklentimiz var ki! Hep o beklediklerimiz yüzünden bu kadar geç kalıyoruz ya hayata. Çünkü emin olun karşınızdaki kişinin belki sizden haberi bile yok. Ne istediğinizden ne düşündüğünüzden… Fark etmek istemiyoruz hala ihtiyacımız olan tek şey cesaret aslında. Konuşmaya, hazır olmaya, var olmaya ve var etmeye, en sonunda hepsini gerçekleştirmeye… Belki merhaba ile başlayan bir konuşma… Hani böyle geceler boyunca ne konuşacağını düşünürsün ya, aynanın karşısında konuşma provası falan… Hiç gerek yok! Merhaba de konuş nasıl geliyorsa diline kelimeler, saçmala, belki kekele gözlerin doluyorsa dolsun bırak boğazın düğümleniyorsa bi yudum su iç ama söyle yeter ki… söyle! Rezil olacaksan ol, kapıdan çıktıktan sonra arkandan gülecek mi gülsün bırak. Senin hakkında kimin ne söyleyeceğini bir kenara bırak. Söyle sadece. İlerde sen bile güleceksin, anı olacak valla. Ama keşke söyleseymişimden iyidir, iyi ki söylemişim demek emin ol.

Hayat kimine kısa kimine uzun ama nasıl yaşadığınla doğru orantılı orası bir gerçek. Ne zaman biteceği bir sır. En dolu dolu şekilde yaşanmayı hak etmiyor mu? Bir pazar erken kalkıp yürüyüş yapmayı güneşli ama biraz soğuk bir günde. Ardından bir simit bir çay eşliğinde vapurla karşıya geçmeyi iş için değil kendin için. Sadece martılara simit atmak için…

Hayat gülümsemeni hak ediyor ve gülümsemen mutlu bir hayatı…

Tags: , ,

Silsile

Çelişken No Comments »

hayat diyorum
bazen
ne garip
neler yaptırıyor insana
ya da insan
neler yapıyor hayata
değil mi ya?
neden hep edilgeniz ki
bir numaralı failiyken hayatımızın üstelik
e ama maktül de biziz
nasıl bir oyun bu
tetiği çeken elle kurşunun girdiği kafa aynı bedende
intihar!

 

yaşamak intihar öyleyse
hadi ordan!
nasıl bir tümevarım bu
tüm?
tüm olan ne var ki
her şeyin bir şeyi eksik
olan şeyler de birbiriyle çelişiyor üstelik
çelişki
bir tek çelişirken çelişmiyorum kendimle
çelişmek konusunda çok tutarlıyım
bırak ironiyi be adam!

üç nokta

Tags: , ,

Yarım

Çelişken No Comments »

Başlığı ve muhteviyatı gibi kendisi de yarım kalmış bir yazı…

Gelecek Olana
olmayana,
belki de hiç olmayacağa.
belki boşluğa,
belki karanlığa,
belki karanlık-boşluğa…

olmayanadır bu satırlar,
gerçeğin, varlığını hak etmediği kişiyedir.
beklemektir gelmeyeceğini bile bile,
belki de gelenlere haksızlıktır tüm bunlar.

 

olmayışına,
gelmeyeceğine,
haksızlıklara,
hayal kırıklıklarına “rağmen”dir bu satırlar.

bu böyle biline…

usulca süzülmelisin hayatıma
kader, nasip, kısmet adına yapabilirsin mesela
gümbür gümbür olmasın gelişin
sessizliğin olsun varlığının emaresi
“ben buradayım” diye sus, ben seni duyayım.

Tags: ,

aRdınDan

Sapere Aude No Comments »

Ahh…

Nasıl yoğun bir cız etme.. Şimdi bir evlat daha mı anneciğinden koptu.. Yazdan kışa geçişle, kıştan yaza geçiş doğanın silkelenişi derler

- bir yeni uyanış sürecine hali ve direnci olanın atladığı, artık takati kalmayanların da bir önceki zamanda kaldığı.

Ölümler de bu mevsimlerde olurmuş çoğunlukla. Doğa silkinişiyle insanları da silkermiş eteklerinden. Şimdi laf mı bu

– biz diğer zamana sözüm ona atlayabilenler –

atlayabilecek miyiz ki önceki zamanda bırakınca sevdiklerimizi. — Ölmekle yaşamanın farkı işte her zamanda olmakla bazı zamanlarda olmak

- çünkü giden kendinden önceki zamanda kalıyor.

Diğer zamana geçenlerse her kalanla birlikte geçmiş zamanda bir parçasını bırakarak-

Her kalanla birlikte biraz daha küçülerek, eksilerek, parçalanarak…

İnsan yaşamak istiyor içgüdüsel olarak, her silkinişte hep bir sonraki zamana atlayabilmek- Yani bir meziyet olarak görülebilir belki doğal seleksiyonda elenmemek

-Ama her diğer zamana atlayışta geçmiş zamanlarda bıraktığımız parçalarımız daha da kabaran bir yığın.

-Bir gün bir bakmışsın en başarılı ve dirayetli olan sen- son zamana atlayışında kala kala kalan sen unufak-

Belki de zamanında kalmak en iyisi o yüzden. Ardında bıraktığın parçalar senden büyük hale gelmeden.

-Belki de “evlat acısı göstermesin” “sıralı ölüm olsun” deyişleri hep bu yüzden.

-Hoşluğunla kal geçmiş zamanda Nermin Teyze,

küçüğün’ün sende/senle kalan parçasına iyi bak…

-Buraya bir başlık gelecek-

Çelişken No Comments »

Gelin kafanızın büyüüük bir bölümünü meşgul eden 3-5 kötü giden şeyi değil de üzerinde düşünme gereği bile duymadığımız hayatımızda yolunda giden şeyleri düşünün bir anlığına. Buzdolabınız tıkır tıkır çalışıyor mesela, herhangi bir faturayı yatırmayı da unutmadınız, her şey işliyor. Sindirim sisteminiz de pek ala yerinde maşallah, sağlıklı olmadığı durumda bir insanın en büyük problemi olabiliyor, bunu biliyoruz. Romantik bir polyannacılık oynamak değil niyetim. Pek tabi üç beş şey olması gerektiği gibi gidiyor diye bayram edecek değiliz. Ama üç beş şey yolunda gitmediğinde kafamızı dolduruyoruz onunla, hak etmediği şekilde beynimizi ipotek ettiriyoruz üçe beşe? Aslında her şey normal(!). Biz homo sapiensler o cevval, uzun boylu, parlak dişli, düzgün fizikli kuzenlerimiz neanderthalleri alt ettiğimizden -beyin gücünün fizik gücü üzerinde hakimiyet kurduğundan- beri bu sistem böyle işliyor. Beynimiz yolunda gitmeyen şeylere odaklanmaya programlanmış -gora 216 esprisi yapılabilir, bir düşünelim bakalım-. Hayatınızda yolunda giden, önemi katbekat fazla olaylar varken yolunda gitmeyen ufacık bir mevzu tadınızı kaçırabiliyor. Çünkü beyin o anda yolunda giden hiç bir şeyle ilgilenmiyor. O ufaklığı istiyor; "canına okuyacağım senin!".

Aslına bakarsanız insanlık tarihi de bu dürtü çerçevesinde şekilleniyor. Teknolojideki, yaşam standartlarındaki bu gelişimin yegane sebebi problem çözme, olmadığında problem üretip sonra yine çözme dürtümüz. O yüzden siz en iyisi iyi şeyleri düşünmeyi boş verin, gelişimimize ket vurmayalım durduk yere -yazar burada kendisiyle çelişiyor, mahlasıyla ironi bile kuramamış pehh-.
Bir düşünsenize binlerce yıl önceki insanlar bizim bugün sahip olduğumuz olanakları cennet olarak görüyorlardı büyük ihtimalle. Ama biz cennette yaşıyor gibi değiliz, biraz gerçekçi/kötümser olursak cehenneme bile yaklaşıyoruz diyebiliriz. Kim bilir belki de cennet beynimizdeki bu dürtümüzün -aka nefsimizin- alındığı bir dünyadır sadece?
Tags: , , , ,

Ne demek “nereye” Cemil?

Çelişken No Comments »

Muazzam bir karmaşa vardı o gün. Herkes bir yana koşuşturuyor, kimin ne yaptığı anlaşılmıyordu. Gözlerde ne yaptığını bilmeyen bakışlar vardı ama davranışlar bakışların aksine kendinden emindi. Herkes ne yaptığını biliyordu. Bu hengamenin içerisinde etrafına şaşkın şaşkın bakınan Cemil o ortamdaki kendinden en emin bakışlarla göz göze geldi.


- Yüzbaşı: Sen hala hazırlanmadın mı? Bölüğün çıkmak üzere.


Cemil o anda aslında gördüklerinin ne olduğunu çok iyi bildiğini fark etti. Olacakları, yapılacakları çok iyi biliyordu ama bilmediği bir şey vardı. Bırakın cevabını bulmayı sorması bile çok zordu. Anlatmak için sayfalar dolusu yazmak, ağız dolusu konuşmak, onlarca bağlaçlı cümleler kurmak gerekiyordu belki de. Tüm bu karmaşıklık tek bir kelime sığlığında tezahüt etti Cemilin dudaklarından: "Nereye komutanım?"


- Komutan : Ne demek nereye Cemil, ne demek nereye?

 

Sahi ne demek "nereye" Cemil?

Sen farkında değilsin galiba olayların, ülke olarak çok sinirlendik biz. Hepimiz için bıçak kemiğe dayandı artık Cemil!

Üç beş çapulcunun ettiğine bak hele. Onlara pabuç bırakacak bir ülke miyiz biz?

Çok kızgınız Cemil anlatamam sana.

Fazla bile bekledik aslında. Ülke olarak hepimiz aynı fikirdeyiz. Artık gücümüzü göstermenin zamanı geldi. Ne gerekiyorsa yapılmalı!

Her yerde, her köşebaşında dillendiriliyor bu zaten. Ülke olarak çok önemsiyoruz bu konuyu Cemil. Kimimiz yapılması gerekenleri anlatırken ağzından salyalar fışkırtıyor olabilir. Ama inan içimizdeki acının büyüklüğünden hepsi. Ağzımız dilimize dolanıyor Cemil.

Takip ettin mi bilemiyorum iktidarı muhalefeti hepsi aynı fikirde zaten. Mevzu vatan olunca ayrışmak yakışmazdı bize. Ülkecenek bir olduk, birlik olduk Cemil.

Gereği neyse yapılmalı!

Annenle babanla pek görüşemedik bu ara tabi. Bir de nişanlın varmış sanırım onla da pek konuşamadık. Ama ülke olarak bu olaya odaklandık Cemil, hiç şüphen olmasın. Hepimiz bu konuya kafa yoruyor, bu acı bitsin diye uğraşıyoruz(!). Biz hep sizi düşünüyoruz Cemil!

Hal böyleyken,

acımız yüreğimizi dağlamış,

içimiz kan ağlıyorken,

sahi ne demek "nereye" Cemil?

Tanrı bu satırları okuyor!

Çelişken No Comments »

Yazdıklarımı yakından takip ediyormuşsun Tanrım medyun-u şükranım. "Nasıl yani, bilmediğimi mi düşünüyordun?" dediğini duyar gibiyim, haşa. Her şeyi gören/bilen ve şah damarımızdan daha yakın olan senin, buna halel getirmek değil niyetim. Ne bileyim, beni böyle yakından takip ettiğini düşünemedim/aklıma gelmedi diyelim. Yani benim eksikliğim Tanrım. Beşerim, Adem'den bu yana da şaşıyorum.

 
Efendim hatırlarsanız bir önceki yazımda mutluluğu sorgulamıştım tüm beşer aklımla. "Mutlu muyuz bu hayatta?" diye sual etmiştim hem kendime hem sizlere ve yine beşerce sebeplerle mutlu olmadığımı/olmadığımızı vurgulamıştım. Tanrı bu yazımı okumuş olacak ki "mutluluğu" anımsattı bana. Ne olup ne olmadığını, nerede bulunduğundan vs. bahsetti biraz. Binlerce hamdüsenalar olsun ki O'na anladım ve bu yazımda anladıklarımı acizane sizlerle paylaşmaya karar verdim.
 
Efendim mutluluk; sıkılmakmış. Yapacak bir şey bulamadığından dolayı sıkılmak ne büyük bir özgürlükmüş. O anlarda bunu anlamamak ne büyük bir nankörlükmüş, bilemedim, affet Tanrım.
 
Efendim mutluluk; gözün kulağın tetikte olmadan uyuyabilmekmiş. Hoyratça uyuduğum zamanların kıymetini bilememişim, affet Tanrım.
 
Efendim mutluluk; kendi hacetini görebilmekmiş -affınıza mahsuben-. Kendi başına, hür iradenle, acı çekmeden bu eylemi gerçekleştirmek ne büyük bir özgürlükmüş, bilemedim, affet Tanrım.
 
Efendim mutluluk; Azrail'den uzak yaşamak/yaşadığını sanmakmış. Her gün Azrail'in gözlerinin içine bakmak ne büyük ızdırapmış, bilemedim, affet Tanrım.
 
Hasılı -fazla uzatmayacağım- mutluluk; yaşadığımız zamanlarda kıymetini bilmediğimizmiş, sen o zamanlardaki mutluluğumuzu aratma Tanrım.
 
Biraz sitemkar bir yazı gibi oldu ama haşa, Sen biliyorsun sitem etmediğimi buradakilere de anlatalım. Binlerce hamdüsena sana olsun, şükretmeyi unuttuğumuz tüm zamanlar adına sana şükürler olsun.  Başa gelebilecek çok daha kötü durumlar var, biliyorum, çok uzakta değil görebiliyorum. O yüzden dünden kötü, yarından iyi bu halimize şükrediyorum sana Tanrım. Dert Sende, derman Sende. Sen azca Kahhar çokça Gaffarsın. Gaffarlığınla sev bizi Rabbim.
Tags: , ,

Mutluluk

Çelişken 2 Comments »

Mutluluk insanın hayatı boyunca ulaşmaya çalıştığı, temelde hayatın amacı olan bir olgudur. Her birimiz hayat amacımızı mutluluğa ulaşmak diye tanımlamasak da hepimiz mutlu olmayı istiyoruzdur. Bu noktada önemli bir soru akla geliyor; mutlu muyuz? Bunun birçok değişkeni var tabi biliyorum, aklınıza gelen zibilyon tane kriterden haberim var merak etmeyin. En kaba haliyle değerlendirmenizi istiyorum, hayatınızdaki mutlu olduğunuz ve olmadığınız anları birbirinden çıkarın ve elde ettiğinize bir bakın. Bu noktada mutsuz olmadığınız zamanları mutlu olarak değerlendirmemeniz gerekiyor. Çünkü mutsuz olmamanız mutlu olduğunuz anlamına gelmiyor. Ne çıktı sonuç? Yo yo bana söylemeyin sizin bilmeniz kafi. Ben burada kendi sonucum üzerinden devam edeceğim.


Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Yüzündeki Çizgiler O Günden mi?

Verba Volant No Comments »

Kaç yıl geçti aradan hiç değişmemişsin…
Gözlerin aynı mercan parlaklığında.
Kaderin de değişmemişe benziyor.
Bir sürgünle gelmiştin.
Yine başka sürgünlerle gidiyorsun…
Bu sefer tek kişi tarafından gönderiliyorsun.
Fark eder mi gerçi?
Hep sevdiklerin kaldı arkanda!
Paylaştıkların, şakalaştıkların, üzüldüklerin ve sevindiklerin…
Yıllar önce Karadeniz’in kara sularıyla tanışmıştın.
Sahi o sürgünün sebebi neydi?
Cennetten bir köşe olan vatanın mı?
Yoksa gözünü kin bürümüş insan müsveddelerinin hırsları mı?
En güzele sahip olmak kaybetmeyi göze almaktır değil mi?
Sahi göze almış mıydın vatanını bir gün terk etmeyi?
Bilirim hiç istemedin…
Geldiğinde en çok hangisine ağladın?
Ardında bıraktığın vatanına mı, savaşta ölen kocana mı,
kucağında ölen yavruna mı…
Hangisi bir diğerinden hafif olabilir haklısın.
Sığındığın limandan soğuk bir rüzgar esmiştir, böyle ince ince işlemiştir gözyaşlarına, belki buz tutmuştur onlarda…
Seni alıp götürdükleri yer neresidir?
Ne dil bilirsin ne yol, söyle gittiğin yerde ne edeceksin?
Sarsalar bile seni en içten böyle sıkı sıkı,
Hep diğer yarını isteyeceksin
Hangi kapıya gitsen hep diğerine gönderileceksin…
Anlatmaya dermanın olmaz belki dermanın olsa lisanin…
Yine içinde biriktireceksin…
Yavaş yavaş geçer zaman evlenirsin,
Biraz daha yavaş geçer zaman çocuğun olur
Çok yavaş geçer zaman katlanamazsın
Her şeyden vazgeçersin!
Gözlerin hiç değişmemişte ,
Yüzündeki çizgiler o günden mi?

Tags:

Çok yaşa Abhazya’m

Akuytz No Comments »

14 Ağustos 1992,

“Yaz tatilimin en güzel günleri… Daha yedi yaşındayım ben.  Kurşun, sadece bir kalem benim için. Silahlarım boncuk atıyor, su püskürtüyor. Kan kırmızısı, plastik topumun rengi. Barut kokusu, benim için maytap patlaması. Babam ve amcalarım para topluyorlar tüm köylüden. Abhazya için diyorlar. Benim harçlığım yokken nasıl bu kadar bencil oluyorlar anlamıyorum.”

30 Eylül 1993,

“Babama hala kızgınım, toplanan bütün parayı çoktan derneğe vermiş. Okulum yeni başladı. Önlüğüm geçen seneki önlük. Seneye de giyersin diye büyük aldılar. Suluğum kırık, yenisi için on beşini, maaş gününü beklemem gerekir.”

.

.

.

.

.

30 Eylül 2010,

“Canlar ülkesinde bir can eksik, hiçbir sevgilinin saramayacağı kadar sarılmak isteyen bir can. 17. yaşın kutlu olsun canım. Duyuyorum, soluyorum özgürlüğü, unutmuyorum güneşin en güzel battığı yerler için savaşan ve ölen yürekli insanları.

Çok yaşa Abhazya’m. Çok yaşa! Ve ben de göreyim.

2011 Ajegu.com.