Fazla Açılanı Kurt mu Kapar?

Franco León Add comments

kurtAjegu’yu kurarken günlük siyasetin içine fazlaca girmeden, dar çerçeveli toplulukların gündem oluşturmasına izin vermeyecek şekilde, yani onları dikkate almadan yayın yapmaya karar vermiştik.

Ancak bugün geldiğimiz yerde görüyorum ki biz sıradan çekişmelerin içine girmeyelim derken yaşananlardan tümüyle kopuk kalmışız… Bu aşamada en azından kendi adıma bir özeleştiriyi zorunlu görüyorum. Arkadaşlarım da yazdıklarım üzerinden bir değerlendirme yapar ve konu hakkında düşündüklerini hem benimle hem de siz değerli takipçilerimizle paylaşırlarsa ziyadesiyle memnun olurum…

Biliyorsunuz iktidar partisi bir süredir Türkiye’de yaşayan tüm etnik gruplar için daha fazla özgürlük taleplerini dikkate almaya başladı ve ismini “demokratik açılım” koyduğu bir sürece girdi. Bu açılım konusu hakkında kuşkusuz bir şeyler söylemek gerek ancak ben öncelikle son günlerde tüm Kafkasyalılar için eşitlik ve özgürlük talebinde bulunan bir metni değerlendirmek istiyorum. Sanırım hangi metinden bahsettiğimi herkes anlamıştır… Sözcülüğünü Yalçın Karadaş ve Hulusi Üstün’ün yaptığı “Demokrasi İçin Çerkes Girişimi” isimli oluşum tarafından yayınlanan “Demokratik Yeniden Yapılanma Sürecine Aktif Katılım Çağrısı” başlıklı metin, bir internet sitesinde de Kafkasya halkının imzasına açılmış. Tabii beklendiği gibi insanlarımızdan yeterli desteği görmüyor. Yalnız ilginç olan nokta şu ki bazı çevrelerden bırakın desteği köstek olmak yolunda ciddi adımlar var… Destek olmamak bence anlaşılabilir bir şey ancak altını halkın bizzat doldurması istenen bir metne daha ortada hiçbir şey yokken yargısız infazla kurşunu basıvermek neyle açıklanmalı bunu ben bilemiyorum.

Kafkasyalılar sürgünden önce de, sürgünden sonra gittikleri dünyanın sayısız coğrafyasında da pek çok şey oldular. Beyaz ordunun da neferleriydiler kızıl ordunun da… Birinci dünya savaşında da askerdiler ikinci dünya savaşında da… Ekim devrimine de katıldılar, bağımsız devlette kurdular… Sovyet saflarında da bulundular, Nazi ordusunun lejyonlarında da… KGB’nin de ajanıydılar, CIA’in de… Devlet adamlığı da yaptılar ordu kumandanlığı da… Türkiye’de Türklüğü kurtardılar, Ürdün’de Kralın korumasıydılar, Mısır’da hükümdar, Avrupa’da asilzade… Devam etsem bu listeyi onlarca sayfa uzatabilirim… Anlayın işte kimlerin yolundan yürüdüğümüzü. Ülkücüler eylem yapar, en ateşlileri Çerkes’tir, Sosyalisti protesto düzenler en ön safta Çerkesler yürür, Muhafazakârı İslam’ı kurtarmaya girişir ilk yola düşeni Çerkes olur… Velhasıl sanki süpermen’dir Çerkesler… Kim dara düşse yanında bitiverir… Hatta Dünya’yı tek başına kurtarmaya girişirde eyvallah edip kimselerden yardım bile istemez…

Ama bir yerde son bulur tüm bu kahramanca faaliyetler… İş kendi milleti için bir şey yapmaya gelince Çerkes’ten hayır beklemeyin… Çünkü beğenmez, tartışır, kızar, bağırır, çağırır, küser, en sonunda da çekip gider… Kendi halkından insanlarla bir araya gelip de yapacağı iş yoktur Çerkes’in… Dünyayı kurtarmaya gelince en cevval olan bizler mesele kendi haklarımız olunca burnumuzu Kaf dağının ötesine uzatıveririz. Kralı olsa fark etmez hiçbirimiz beğenmeyiz yekdiğerimizin yaptığı şeyi. Önce ailesine laf ederiz, zira muhakkak asil değildir, çaba sarf ettiğine göre ne asaleti!? Asil olan hizmet bekler, hizmet etmek neymiş… Sonra eğitimini beğenmeyiz ki ondan daha iyi okumuşuzdur kesin… Olmadı fakirdir ortaya düşen kardeşimiz, öyle ya 3-5 baldırı çıplağa mı kaldı bu işler? Hiç değilse bile biz kesin daha iyi biliyoruzdur bu mevzuları, yani biz dururken öhhüü, ehmmm…

Kendi kendimize muhalefet etmekten öyle bir hale gelmişiz ki burnumuzun ucunu görecek durumda değiliz. Tek yapmamız gereken talep etmek olduğu halde parmağımızı bile kıpırdatmak zül geliyor ruhumuza. Kavgasını vermeden, mücadelesini etmeden zaferler bekliyoruz… Allah’tan başımız beladan kurtulmuyor da ortalık şimdilik böyle süt liman… Alimallah birde şunun bunun inayeti ile elimize birkaç kuruşluk kazanç geçirseydik, parmağı ağzında seyreylerdi alem, ne kahramanlar, ne cabbarlar, ne cevval atakanlar yetiştirirmiş bu millet…

* * *

Benim babam 68 kuşağının has evlatlarındandır. Tam o dönemde üniversite öğrencisi olmuş, karışmadık mevzu, bulaşmadık mesele, hatmetmedik kitap bırakmamıştır siyasi hayatımıza dair. Ancak kendi tarihi, kendi kültürü, kendi halkı hep 2. Planda kalmıştır. Önce halledecek hep başka meseleler olmuştur hayatında… 68’liler!!! Nasılda gururla söylerler bunu… “Biz sizin yaşınızdayken”le başlayan cümleler nasılda hep onların her şeyi en iyi bildiğine dair bir kanaatle son bulur… Eski topraktır onlar… Biz mücadele ettik derler… Ama yanlış, ama doğru,  kavgasını vermişlerdir bir şeylerin… Onlar, daha doğrusu bugün 50 küsür ya da 60’lı yaşlarda olanlar, bize ait en basit meclislerde bile içinde benimde bulunduğum “yeni yetmelere” şunu söylemekten asla çekinmezler: Siz kısa pantolonla gezerken biz bunun kavgasını veriyorduk…
Ama mesela Ahmet Türk Diyarbakır Cezaevinde cuntadan geceli gündüzlü işkence görürken siz de kısa pantolonlu çocuklarınızın yanında, evinizde oturuyordunuz değil mi saygıdeğer büyüklerim?
Sonuç?
Kürtler bugün her türlü haklarını almak konusunda son derece güçlü bir pozisyondalar. Biz ise hala Yalçın abinin yazdığı metnin içi dolu mu boş mu onu tartışıyoruz…

Başka?…
Mesela dilimiz yok!
Niçin?
Çünkü siz saygıdeğer büyüklerim, babanızdan öğrendiğiniz dili bize öğretmediniz… Ya da devletten böyle bir talepte bulunmaktan bile korktunuz. Bugün babaannem dilini biliyor, annem dilini biliyor, ama ben dilimi bilmiyorum… Ve benim gibi bırakın dil bilmeyi ne olduğunu bile bilmeyen kaç yüz bin Kafkasyalı var bu ülkede haberdar mısınız? Bence değilsiniz… Zira haberdar olsanız, Yalçın Karadaş veya Hulusi Üstünle uğraşmayı bırakır bu metnin altına bir tuğlada ben koyabilir miyim çabasına çoktan girerdiniz…

Başka?
Halkımızı temsil edecek bir platformumuz yok!
Niçin?
Çünkü siz saygıdeğer büyüklerim, 3-5 dernek kurup onları da kavga gürültüyle halkınızdan soyutladıkça iş yaptım sandınız. Diliniz için, kültürünüz için, devlet denen azman ile en küçücük bir mücadeleye girmekten kaçındınız.

Ya ne yaptınız peki?
Kiminiz dönüşçü oldu, “Rusları desteklersem oraya dönüşüme izin verir” dedi…
Kiminiz birleşikçi oldu, “Türkleri desteklersem bir gün toprağımı geri alabilirim” dedi…
Kiminiz “ben bana yeterim” dedi, derneğe gitmeye bile lüzum görmedi…

Olan bize oldu… Olan… Bize oldu maalesef…

Netice-i kelam; bugün “şartlar öyle gerektiriyordu” diyebileceğiniz konjonktürü çoktan aştık…
Bugün “Ne mutlu Türküm diyene” demediği için insanlar idam edilmiyor.
Bugün anadilini konuştuğu için insanlar hapsedilmiyor.
Bugün kültürünü yaşayabileceği şartları talep ettiği için insanlar işkence görmüyor.

Saygı değer büyüklerim ne olur artık siz de birazcık kendinize gelin… Fazla açılanı kurt kapmaz, emin olun… Eski davaları, olmayacak kavgaları, küslükleri, dargınlıkları bir kenara bırakın… İçine dışına bakmadan “sadece bir çerçeve” olan bu metnin altına imzanızı atıverin hem de göğsünüzü gere gere… Sonra toplanalım, isteklerimizi, dertlerimizi, sorunlarımızı tek tek anlatalım, taleplerimizi sıralayalım…
Korkmayın, ne kimsenin dönüşçülüğüne zarar gelir, ne de kimsenin birleşikçiliğine…
Artık şunu bunu bırakıp birazcıkta kendi halkınız için çaba gösterin… MİT’mi kovalar, savcı mı yakalar tedirginliğinden kurtulup, çekinmeden “isminizle” hakkınızı isteyin… İsminizle isteyin zira isimsiz kahramanlar devri çoktan kapandı… “Benim ben” demeyene ekmek yok bu devirde…

Sözlerime İmam Şamil’in torunu Sait Şamil’e ait, son derece yerinde ve manidar satırlar ile son vermek istiyorum. Lütfen tüm yazının ana fikri olan bu satırları dikkatle okuyun, çünkü “bize has bu kader tecellisinin” nasıl kırılacağına dair anahtar o satırlar içinde yatıyor:

“…Bu, bizim gibi yalnız dışta üç milyon kişilik varlığa sahip bir topluluk hesabına rezalettir. Bunların arasında münevver denecek hiç kimse mi yoktu? Bilakis; bilginleri var, subayları var, Yakındoğu’daki hükümetlerde fi’len mevki almış şahsiyetler de vardı. Fakat bunlardan hiç birinin ne yazık ki, Öz milletine ayıracak ne vakti ne de ilgisi vardı. Bu, bize has çok acı bir kader tecellisidir…”

Tags: ,


Bu Yazıyı Paylaşın!

Del.icio.usDiggFacebookFurlGoogleRedditSlashDotStumbleUponTechnoratiYahoo

4 Responses to “Fazla Açılanı Kurt mu Kapar?”

  1. Çelişken Says:

    Yazdıklarının hepsi birer su götürmez gerçek. Senelerdir ceremesini çektiğimiz bir mevzu, yaşı büyük yaptıkları küçük büyüklerimiz…

    Bunlar doğru, çuvaldızı çoktan hak ettiler ama bir de iğneyi pay etmek gerek. O da bizim payımız diye düşünüyorum. Senin, benim değil “bizim” payımız. Dinamikleri olan, cevval, atak, girişimci, davasının kavgasında daha doğrusu bir davası olan, biz… Neredeyiz sahi?

  2. Dibab Says:

    Kafamda dolanan fikirleri o kadar iyi yazmışsınız ki bir an heyecanlandım doğrusu ben ne zaman yazdım yav bunu diye :)

    Şaka bir yana hep gevelenen ama bir türlü net ifade edilmeyen şeyleri açıkça net olarak anlatmışsınız, yazmışsınız. İtabup

    Ne yazık ki Kafkasyalılar olarak kendi mücadele dinamiklerimizden mahrumuz. Türk olmayanların da dünyada mutlu olarak bulunduğunun farkına en sonunda Türkler dahi varmışken ne yazık ki bizim milletimiz bunun farkında değil. Dost sohbetlerinde adam dahi sayılmayan kimliklerin saçma bir vatandaşlık kavramıyla benimsenmesi sonucu bu paradoksları yaşıyoruz.

    Asillik mevzuunda ise hep merak ederim, dünya bu feodaliteyi söktü attı fln bizim millettin bunu hala devam ettirmesinin tek nedeni üretim tarzının değişmemesi midir? Yoksa o kadar çok kırılmadan sonra \"yetim-i tarih\" olup doğru yanlış bize ait ne varsa ilk yıllarda dondurmamızla mı alakalıdır?

    Hülasa Süleyman Nazif durumu, olayı çok güzel özetlemiştir. \"Yetim-i tarih\" bizim durumumuzu anlatamya yeter de artar

    Abziyaraz

  3. TURGAY Says:

    yazmış olduğunuz yazıyı okurken inanın o kadar güzel ifade etmişsinizki herşeyi sizi tüm kalbimle destekliyorum ve ben ulusum için her zaman adım atmaya hazırım dedim her platformda heryerde ama yaş itibariyle çocuk bu dediler çocukların lafıylamı hareket edecez dediler ben 23 yaşında tüm varlığımı kafkasya halkına armağan etmeye hazırım diyorum ama kimseyi bulamıyorum yanımda kimseyi saygılar tekrar teşekkürler…

  4. Franco Leon Says:

    Sayın Turgay,
    Muhakkak siteminizde haklısınız, ancak bir kardeşiniz, ağabeyiniz olarak tavsiyem, kim ne derse desin doğru bildiklerinizden vazgeçmeden, bu halk için mücadeleye devam etmeniz yönününde olacaktır.
    Şunu size kesinlikle söyleyebilirim ki daha çok insan önünüze çıkacak, sizi beğenmeyecek, çabalarınızı küçümseyecek, fikirlerinizi görmezden gelecek.
    Size ve tabii bize yani hepimize düşen ise buna rağmen gücenip darılmadan, yorulup usanmadan yola devam etmek olacak…
    Naçiz satırlarımı okuyup altına yorum yaparak içinizde hiç değilse umut taşıdığınızı gösterdiniz, bu sebeple asıl ben size teşekkür ediyorum.
    Daha mutlu günlerde hep birlikte olmak temennisiyle…
    Saygı ve Selamlar,
    Özgür kalın…

Leave a Reply

Lutfen Guvenlik Kodunu Giriniz:

2010 Ajegu.com.