Siyaseti çok fazla sevmediğimden olsa gerek bu yazıyı yazarken baya zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kaçan kovalanır ya, siyaset de beni fazla kovalamasın istedim belki
Tıpkı siyasallaşamayan Çerkeslerimizin şu dönemlerde azıcık siyasette ilerleme kaydetmesi gerektiğinin bilincinde olduğum için önce kendimden başlayayım dedim.
Hafta sonu Ankara’da olmam sebebiyle bir KAFFED genel kurulunda bulunmak kaçınılmaz oldu. Siyasetin nispeten ağır topları protokolde yerlerini almış, camianın ismi çok bilinen taşra derneklerinde yüzü az görülen simaları tüm şıklığıyla boy gösteriyor, yıllarını derneklere adamış üstadlar kendinden emin, yaşlarına rağmen heyecanlı bir şekilde konuşmaları takip ediyorlar. Platformda ise yine kraldan çok kralcı(!), buna rağmen biraz daha cüretkar ve sitemkar bir yazı dikkat çekiyor: “Biz bu topraklar için ölürken Türkçe bilmiyorduk. Şimdi anadilimizi bilmiyoruz!”
Sırayla siyasiler başlıyor konuşmalarına: Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Nihal Atsız’a ithafen: Bu ülkede diz boyu ırkçılığın, asimilasyonun olduğunu itiraf ediyor ve anadilde konuşup bunu gelecek nesillere öğretmenin önünde hiçbir engel olmaması gerektiğini vurguluyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Çerkes Ethem konusunda Çerkeslere haksızlık yapıldığını söylüyor, Abhazya ile Türkiye arasında uçak ve gemi seferlerinin başlatılması gerektiğinden tutun da Çerkesler için çifte vatandaşlık verilmesine kadar her türlü engellerin kaldırılması gerektiğini savunuyor. Keza Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Dursun Akdemir ve Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in konuşmaları da diğerlerinden farklı değil. Çelik, Çerkesler için 1 milyon diyor, Öymen itiraz ediyor 4 milyon diye. “Allah Allah” diyorum yoksa bunlarda mı Çerkes
Elbette ki, siyasilerin çıkarının olmadığı yerde bu sözleri söylemeleri mümkün değil. Ama bundan 20-30 yıl öncesinde bu istekleri bizim kurumlarımız bile dile getiremiyordu. Şimdi ise KAFFED başkanı Cihan Candemir, iktidar partisini genel başkan yardımcısının karşısında eleştirebiliyor ve muhatabı tarafından haklı bulunuyor.
Bazı etnik grupların, söke söke(?) haklarını almaya çalıştığı, hükümetin ise biz istemesek de zorla(!) bizlere haklarımızı vermeye çalıştığı bir ortamda peki bizler ne yapıyoruz? Birkaç örnek de oradan vereyim: Kayseri Derneği, federasyonu topa tutuyor: “Rusya’nın iç meseleleri hakkında, askeri ve siyasal gelişmeler hakkında görüş bildirmeyeceksin, kardeş özerk cumhuriyetlerimizin R.F’nin gönüllü üyesi olduğunu unutmayacaksın! Türkiye’deki siyasi partilerle, oluşumlarla ilgili görüşme yapmayacaksın, karar almayacaksın” diyor. Aksi takdirde KAFFED’den ayrılacaklarını ima ediyorlar. Yine “Allah Allah” diyorum bu federasyon değil miydi Rusçulukla suçlanan? Şimdi Rusya’da olan bitene karşı görüş bildirmesinden şikayetçi olanlar bile var.
Diğer yandan Abhaz derneklerinin KAFFED’den ayrılıp Abhaz Dernekleri Federasyonunu kurma çabaları. İtiraf etmeliyim bir Abaza olarak yaşanan gelişmelerden ben bile sıkıldım artık. 1992-1993 yıllarında çıkan Abhazya-Gürcistan savaşında Abhazya’ya destek amaçlı kurulan ve görevini tamamlamasına rağmen halen ne için uğraştığı belli olmayan Kafkas-Abhaz Dayanışma Komitesi’nin tabanından gelmeyen istekler doğrultusunda halkına zarar vermeye çalıştığı aşikardır. Ticari kaygıları ve Abhazya konusunda tek söz sahibi olma gibi bir egoistliğin içinde bulunan bu kurum bırakın Kafkas dayanışmasını, Abhaz dayanışmasına bile zarar verecektir. Nitekim, Düzce mitingine çomak sokmak için ellerinden geleni yapan, halkına bu denli kötülük yapan kişileri içinde barındırıp yeterli zararı zamanında vermiştir de. Şimdi de Abhaz derneklerini örgütleyerek Abhazya konusunda siyasi rant sınırlarının doruk noktasına ulaşmış durumdalar. Zaman her şeyi çok net gösterecektir. Umarım ben yanlış düşünüyorumdur da bu ayrılışın Abhazya’ya ve diasporadaki Abhazlara çok daha fazla yararı olur. Abhazların yetiştirdiği en büyük isimlerden olan Dirmit Gulya zamanında ne güzel mesaj vermiş toplumuna: “Küçük halkları toparlamak, birlik sağlamak, daha kolaydır. Ama küçük halkların kötü bir hastalıkları var, o hastalığı yenemezsek, daha da genişleyip yayılacak. O hastalığın adı kıskançlıktır. Kötü anlamda kıskançlık. Bu daha çok bilgisizlik ve kültürsüzlükten doğmaktadır. Onu boğmak için mücadele gerekir. Dünyada bize en çok zarar veren nedir diye sorarsanız, hemen cevap veririm; kıskançlık. Ama onu yenebilecek güçteyiz.”
Neyse, bunca kargaşa arasında da anıtkabirdeki askerleri andıran, platformun arkasında nöbet tutan Çerkeska’lı bir genç bu yorgunluğa dayanamıyor ve yere yığılıyor. Kim bilir, belki de içinden haykırmak gelmiştir: “Sizin yüzünüzden” diye…
Velhasıl, böyle gergin, bir o kadar da enteresan bir ortamda Cihan Candemir, bırakmak istemesine rağmen kimsenin başkan adayı olmaması yüzünden tekrar başkan seçildi. Bizlere ise hayırlı uğurlu olsun demekten başka çok şey düşüyor da bu konulara hiç girmeyeceğim. Sadece az konuşup çok iş yapanları, ön yargıdan uzak, kurumları sığ düşünceleriyle eleştirmek yerine düzeltilmesine katkıda bulunanları saygıyla selamlıyorum.
Yazının başında belirttiğim gibi, asiyasal bizlerin bari bu açılım sürecinde biraz olsun siyaseti kullanarak kendi çıkarlarımızı öncelikli olarak düşünmemizin zamanı geldiği kanısındayım. Dış politikada birlik olamıyoruz, bari siyasi konjonktür gereği muhatap alındığımız şu zamanlarda önümüze sunulan tarihi fırsatı kaçırmayalım. Artık kraldan çok kralcı olmanın değil, kralın kızına kaşenlik teklifi etmenin zamanı geldi. Kim bilir belki ilerde de kaçırırız
Hay marje…
* Kokla şair, bu taşı gazzeden getirdim. Bu görmüş olduğun kurşun, Filistinlinin göğsünden çıktı. Sen Oğuz Atay'da yüzerken, intihar yeyip intihar kusarken, bir çocuk, adam gibi öldü.
-Hakan Albayrak-
Son Yorumlar