Bünyamin Batımıko…O bildiğiniz bütün thamatelerden farklıydı… Çünkü o yaşlı doğmuştu, çünkü o bir “doğuştan thamate”ydi… Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve kar yağışlı geçen uzunyayla coğrafyasında bile – ki bu duruma zemheri denirdi – çıkartmadığı takım elbisesi, ceketiyle… Tırpanla tarlaya ot biçmek için gittiği sabahlar bile muntazaman olduğu sakal traşıyla… Yeni yetişen gençlere karşı sergilediği örnek tavır ve davranışlarıyla gerçek bir thamate… Üstelik tarlaya giderken Ermenek lastik giyerdi…
Herkesin cenazesine en ön safta koşması, her düğün öncesinde saatlerce, hatta günlerce süren wunafelere katılması, bje içip huaho yapması, bir elini havaya kaldırarak oynadığı şeşenlerle Kuşha Doğan şarkılarındaki gibi yeri göğü sarsması… Görenler şaşırıyordu ama gerçek şu ki o hem yaşlı doğmuştu hem de… Hem de o bir thamateydi…
Çevresindeki insanlar çabuk alışmışlardı bünyamine… her ne kadar harmandan arpa, buğday, çavdar vb bil-umum hububat maddesini çerçiciye satmak üzere çalan gençleri “ŞID, JEM, YANER XAMISHK!!!” gibi ikaz cümleleriyle!? kovalasa da, düğünlerden sonra bol bol verdiği “jale hak”lar sayesinde gençlerin saygı ve de sevgisini kazanmıştı… Onlara gösterdiği anlayış ve sergilediği örnek tavırla bulunduğu bölgenin en unutulmaz thamatelerinden birisi olmaya aday gösterilmişti… Bu tuhaf özelliğini herkesin bilmesine rağmen, bulunduğu noktaya deneyim ve bilgisiyle gelmiş thamatelerimiz arasında da kendine yer edinmeyi başarmıştı… Bildirdiği görüşlerin isabetliliği, tavır ve davranışlarındaki ağırlık thamateler arasında büyük bir saygı uyandırmıştı… Camide namaz kılarken kasketini ters çevirerek takması, bayram sabahları camiye geldiğinde ateşe sırtını dönerek ısınması, imam efendiyi köy yerlerinde bir başına sahipsiz bırakmayıp haftada 2–3 akşam evine davet etmesi… Evet artık sofralarda “batımıko bünyamin yi xatırke yıf !!!” cümleleri eksik olmuyordu…
Fakat zamanla su yüzüne çıkan bir takım gariplikler de vardı… Bünyamin gitgide gençleşiyordu sanki ve o gençleştikçe o güzel ahlak abidesi, bilgili, örnek insan gidiyor, yerine adamsendeci, ipe sapa gelmez, cahil bir insan geliyordu yerine… Evet, Bünyamin hayatı tersinden yaşıyordu, daha doğrusu “tersine” yaşıyordu…
Her şeyden önce güzel ahlak ve saygılı olma niteliklerinden arındırılmış bir xabzenin taşeronu olmuştu artık… katıldığı her ceugda “xam fedı yofer, şıdım fede gofer” dejularına maruz kalacak durumlara düşüyor, her çiçekten bal toplayan bir şıd-arısı misali o kaşen olmadı bir de bunu deneyelim diyerek bir kaşenden diğerine koşuyor, haluju kutsal bir yiyecek olarak görüyordu…
Katıldığı zexes ve worşer ortamlarında bol keseden atmasıyla adiğe jalelerimizin kıl olmasına neden olurken, diğer taraftan da eşinden memnun musun? , capşı vb. geleneksel oyunlarımızda sergilediği insanlık ve barış yanlısı olmayan tavırlarla genç kızlarımızdan kendini iğrendiriyordu… Girdiği hemen her ortamda dengesizce söylemiş olduğu “yok siz Abazalar şöylesiniz, vay bu Kabardeyler böyle, Abzehleri zaten adamdan, Çeçenleri de Çerkesten sayma” gibisinden sözlerle toplumumuza ayrılık tohumları serperek dış mihraklı bir takım güçlerin oyunlarına alet oluyordu…
Bir arada dernekçilik camiasına postu iyice sermiş olan Bünyamin, “kaşen buluruz, hem de popüler oluruz fena mı?” diyerek oynamadığı ekip, yapmadığı solo bırakmamış; gitmediği festival kalmamasına rağmen bu çabasından da olumlu bir sonuç alamayınca “ben de size çok meraklıydım zaten! Ben okuycam, büyük adam olucam” ayaklarına yatarak Kafkasya’ya kadar gitmiş, orada da sergilediği numunelik davranışlarıyla kendinden nefret ettirmiş ve kısa süren bu maceranın ardından tekrar yurda dönmüştü…
Çerkezlik tarihi için adeta bir milat sayılan facebook’un açılmasıyla kendine yeni bir sayfa açan bünyamin 24 saat online takılmış, açılan her yeni aptal saptal gruba üye olarak kendini göstermeye çalışmış, bütün arkadaş çevresinden yalvar yakar topladığı oylar da “facebookta ki en yakışıklı Çerkes delikanlısı” seçilmesine yetmemiş, en son olarak ta dest-i kaşen miydi? Neydi? , İşte öyle bir grubun wallına yazmış olduğu “saksı olsam ne dikerdiniz?” gibisinden soru cümleleri nedeniyle site yönetimine şikâyet edilmiş ve facebook accountu geri iade edilmemek üzere kapatılmıştı…
Gittikçe daha da gençleşen bünyamin metropol çerkesi kimliğine entegre olmuş, küreselleşmenin kaçınılmaz sonuçlarına direnemeyerek önce EMO tarzıyla katıldığı haluj gecelerine gitmeye bir son vermiş; artık –şekilcilik itibarıyla da olsa- xabzeyi değil, trend dergilerini, moda programlarını takip eder olmuştu… Yakınlarına sürekli artık bu Çerkeslikten daral geldiğini, bay gittiğini, daha yeni ve farklı açılımlar aradığını söylüyordu… Son dönemlerinde ise kamyon farı gibi güneş gözlükleriyle mağaza-cafe dolaşırken “oha falan” olduğunu bile rivayet edenler var…
Yıllar birbirini kovaladı ve bünyaminin hikâyesi herkesin tahmin edebileceği sona gelmişti artık… Son sözleri ise pişmanlık içerisinde şu oldu: KÜLTÜRÜNÜZE, SİZİ SİZ YAPAN, SİZİ İNSAN YAPAN DEĞERLERİNİZE SAHİP İÇİN… Bu sözleri söyledi ve bünyamin YOKOLDU…
Kimileriniz dudaklarında tebessüm, kimilerinizse yüzüne takındığı kızgın/ kırgın ifade ile okuyabilir bu satırları… Saygı duyuyorum. Kimileriniz komik, kimileriniz acı, kimileriniz ise aptalca bulabilir bu hikâyeyi… Bunu da anlayabileceğimi düşünüyorum. Fakat hangi düşünceyle bakarsanız bakın Lütfen şunu da düşünün: Bu olay aslında bizim son 150 yıllık hikâyemiz değil mi? Kafkasya’dan diasporaya bizim asimilasyon, bizim yok oluş hikâyemizde kimi zaman bu kadar acı, kimi zaman bu kadar tuhaf, kimi zaman bu kadar aptalca değil mi aslında…
Bünyaminin hikâyesi bizim içimizden herhangi birinin, aslında hepimizin hikâyesi bir parça… “XEUK-BZE XABZE” prensibiyle başlayan bu var oluş hikâyesinin “ŞEŞEN-KAŞEN-YEFENS” 3lüsüyle yok olmaması duası ve Yarınlarımıza daha güzel hikâyeler bırakabilmek, yok olmamak ümidiyle…
Abziyarazı – Wuzinsheu
Bütün thamatelerimizin anısına saygıyla…
O güzel insanlar; o iyi atlara bindiler, gittiler…
* Sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım...
asimilasyonu çok güzel anlatmışsınız hocam teşekürler
ADIĞE’yim diyen herkes okumalı bunu. Herkes bir yerlerinde var bu satırların…