Ya da başlamamalı mı? Başlamayacaksa boş mu vermeli sıradanlığa? Hani başlamışlara devam etmekten hasıl olan… Önce bitirmeli mi yeni bir başlangıç için?Dünyamız çok küçük de sığdıramaz mıyız yoksa başlamaya çalıştıklarımızı ya da dünya küçük değil de biz mi daralttık acaba?
Bu arada neye başladığımızdan bahsetmedik. Onunla da ilgili sorulacak bir çok soru var. Tabi her insanın farklı bir dünya olduğunu hesaba katacak olursak herkesin birbirinden farklı yüzlerce sorusu olduğunu… İşin içinden çıkamayacağız herhalde…
Benim sorum ne yazacağımla ilgili. Söyleyecek sözüm var mı diye düşündüğümde öyle anlar oldu ki ya “hiç bir şeyim yokmuş” dedim ya da anlatacaklarımı bir sıraya koyamadım. Sonra ben anlatacağım da kim okuyacak kime ne faydası olacak dedim. Ama yine de sonsuzluğa silik bir nokta da olsa bir işaret bırakmaktan kendimi alıkoyamadım, buradayım. Hoş rafları dolduran, duvarlara yığıldıkça içime yığılan kitaplarımı yeni yeni sıraya koymayı becerebilirken, yazmayı nasıl bir sıraya koyacağım, neyle dolup bu sayfaya nasıl taşacağım, o da hala muamma…
Okur yazardık oysaki yıllardır(!) alfabedeki 29 harfi gördük mü tanır, özenle de çok güzel ve yerinde yazar, cümle içinde kullanırdık. İmla kurallarına da uyardık. Günlük 100-200 kelimeyle derdimizi anlatır, arada cilalı kelimelerle de süslerdik.
Bundan sonra insanın aklına yeni sorular geliyor. İnsan neden okuma yazmayı öğrenir diyorum. Bir köy okulunda orta yaş gurubuna yönelik okuma yazma kursuna şahit olmuştum da düşünmüştüm, bu insanlar okumayı öğrenip gazete mi okuyacak, mektup mu yazacak diye. Hem sonra onlar için hayatı zorlaştırmanın ne gereği var ki? Hadi 60’lık ninem ben bugün tarlaya gitmiycem, şöyle dağ manzarasına karşı, bir elimde kahvem bir elimde kitabım, keyif yapcam, günümü kişisel gelişimime ayırcam deyip dedeyle arayı açarsa? Tabi bunu genç arkadaşım sen yaparsan ve okuduğun yazarı sevmeyen bir arkadaşına olay anında yakalanırsan senin de akıbetin farklı olmaz nineden. Açarsın arayı ben sana deyim baştan. Neyse de gerçek okur yazarlar olabilmeyi, istediğini okuyup yazabilmeyi temenni edelim buradan. Hani biz temenni edersek olur ya yıllardır olamamış şeyler…
Uzun lafın kısası dileğim şudur ki okuma yazma fiilini ehlileştirmek, en azından şahsım için daha anlamlı hale getirerek, okuduğum, yaşadığım, gezdiğim, gördüğüm, hislerim, üzüntülerim veya heyecanlarımı burada harmanlamak… Gözün görmeye yetmediği uçsuz bucaksız yer yüzünde, kimsenin bilmediği bir dere kenarında açmış küçük, soluk, porsuk bir papatya gibi hissedeceğim o zaman. En sevdiğim çiçek… Güneşe ben de buradayım diyeceğim. Güzel kokmasam da kimse beni güzel bulmasa da en sevdiğim şeyi yapacağım güneşe döneceğim yüzümü sadece. Arada bir de olsa kalbime dönüp bakacağım sadece, ondan bana ne ışıldayacak diye…

* Kokla şair, bu taşı gazzeden getirdim. Bu görmüş olduğun kurşun, Filistinlinin göğsünden çıktı. Sen Oğuz Atay'da yüzerken, intihar yeyip intihar kusarken, bir çocuk, adam gibi öldü.
-Hakan Albayrak-
Son Yorumlar