Geçtiğimiz günlerde meclisten bir gece yarısı operasyonuyla ve yangından mal kaçırırcasına geçirilen tasarı ile Rusya’nın Türkiye’de nükleer santral kurması ve işletmesi resmen onaylandı.
Bu onay neticesi Rusya Federasyonu kendi seçtiği bir şirketi ile Mersin/Akkuyu’da 4 üniteli ve 4800 megawatt kurulu güce sahip bir nükleer santrali inşa edip işletme hakkını elde etmiş oldu. İnşa edilecek bu santralin arazisi bedelsiz olarak Ruslara verildi ve bununla beraber santral mülkiyeti de Ruslara bırakıldı. Türkiye ise antlaşmanın öngördüğü tüm sınırlamalar kalktığında bile santralde %30’dan fazla bir paya sahip olmayacağını taahhüt etti.
Kafkas diasporası son yıllarda kuşkusuz bir silkinme yaşıyorsa da ortaya konmuş tüm hedefleri hep uzun vadeli. Ancak yukarıda bahsettiğim mevzunun ayrıntılarını öğrendiğinizde göreceksiniz ki diasporanın önünde bulunan en somut ve yakın hedef bu santral inşaatının engellenmesidir.
Peki niçin diaspora bu santralin yapımına karşı çıkmalıdır?
İsterseniz bu sorunun cevabını tasnif ederek ve maddeler halinde verelim;
1. Diaspora bu santrale “insan” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:
* Mevcut enerji üretim yöntemlerimiz dünya ikliminin hızla değişmesine sebep oldu ve küresel ısınma ve kirlenmeyi 21.yy insanının en öncelikli problemi haline getirdi. Nükleer enerji de üretimi boyunca dünya ekosistemine verdiği zararlar ile bu problemi tetikleyen önemli bir kalem olarak öne çıkmaktadır.
* Nükleer enerjinin üretimi sırasında ortaya çıkan atık maddeler yok edilememekte ve depolanmak zorunda kalmaktadır. Esasen bu maddeler santraller için atık olsalar da çok ciddi miktarda radyoaktivite içerdiklerinden son derece tehlikelidirler. Santraldeki reaksiyonlar neticesi bir çoğumuzun adını bilim-kurgu filmlerinden duyduğu “plütonyum” açığa çıkmaktadır ki bu madde nükleer silah yapımında kullanılabilecek kadar radyoaktiftir. Dolayısı ile zorunlu olarak depolanma mecburiyeti bulunmaktadır ancak insanoğlu henüz bu ve benzeri maddeleri sorunsuz olarak saklayabileceği bir yöntem icat edememiştir. Bu sebeple her nükleer santral çok büyük bir radyoaktif kirlilik potansiyeline sahiptir.
* Nükleer silahlar ile nükleer enerji üretimi arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Bugün dünyanın nükleer silah sahipleri ile nükleer enerji pazarlamacılarının aynı ülkeler olduğu açık bir şekilde bilinmektedir. Nükleer teknolojiye sahip olan bir avuç ülke, bu konuda oluşturdukları tekelin kırılmaması ve hem nükleer teknolojiye sadece kendileri sahip olmak hem de bunun pazarlanmasından büyük paralar kazanabilmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. Bütün batı dünyası, Türkiye’ye nükleer santral satabilmek için sıraya girmişken, İran’ın kendi santralini kurmak istemesine verilen tepki bunun açık bir örneğidir.
* Nükleer enerji dünya enerji üretiminin verimli bir şekilde arttırılması yönündeki çabaların bir parçası değil, tersine çözüm sürecinin önünde devasa bir engeldir. Çünkü nükleer enerji pahalı, kirli, verimsiz, gelişmeye müsait olmayan eski, hantal ve tehlikeli bir teknolojidir. Ayrıca nükleer enerji sadece elektrik üretebildiğinden ısınma ve ulaşım gibi taleplere cevap veremiyor, dolayısı ile sair enerji yatırımlarına olan gereksinimi de ortadan kaldıramıyor.
* Nükleer santraller aynı zamanda hükümetlerin “nükleer teknoloji” ile deneyler yapmasına olanak veren birer deney alanı olduğu için bu teknolojiyi ellerinde bulunduran devletler her zaman, “nükleerin temiz ve gerekli bir enerji kaynağı olduğu” ayrıca “teknoloji geliştiği için kaza riskinin hemen hemen hiç bulunmadığı” fikirlerini ısrarla savunurlar. Ancak gerçekte durum hiç bu kadar masum değildir. Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumunun (IAEA) verilerine göre nükleer santrallerin civarında yaşayanlarda kanser vakalarında yüzde 400′lük artış, genetik mutasyonlar sonucu normal olmayan doğumlar, yaygın lösemi hastalıkları tespit edilmiştir.
Nükleer santrallerden radyasyon sızmasının kaçınılmaz olduğunu teyit eden Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Mühendislik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Vural Altın’a göre; ‘Reaktörleri soğutan suya radyasyon karışması mümkün. Soğutma suyu reaktör içinde dönüp durdukça radyasyon biriktirir. Bunun dışarı sızmaması gerekir. Halbuki her sanayi tesisinde kaza olasılığı vardır. Nükleer reaktörlerin de ufak tefek kaza sonucu radyasyon sızdırması, çevre sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır. Nitekim bunun bir çok örneği var. En gelişmiş ülkelerdekiler de dahil olmak üzere yüzlerce santralde bugüne kadar sızıntı oldu. Nükleer endüstrisi bu kazaları saklamaya çalıştı. Saklayamadıklarını yalanladı. Çünkü dünya kamuoyu, 1960′lardan itibaren nükleer silahlar karşısında dehşete kapıldıkça, radyasyonun zararları anlaşıldıkça, nükleer santrale karşı güvensizlik duymaya başladı. Nükleer endüstri kendini savunmaya çalışırken, nükleer teknolojiyi sanki kazalardan arınmış gibi gösterdi’.
En bilinen nükleer kaza Chernobyl’i, korkunçluğuna rağmen tek olması sebebiyle, bir kenara bırakırsak rapor edilmiş yüzlerce nükleer kazanın yanı sıra hükümetler ve nükleer endüstrisi tarafından özenle saklanan daha pek çok kaza bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Sadece ABD’de bugüne kadar, Nükleer Denetleme Komisyonu’nun (NRC) kayıtlarına girmiş, felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Japonya’da sadece 1992 yılında tam 20 tane önemli kaza rapor edilmiştir. 1992 yılında Rusya, uluslararası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek mecburiyetinde kalmıştır. İngiltere’de ise gizlenen ve sonradan ortaya çıkarılan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır. Daha uzatabilecek bu veriler şunu gösteriyor: Nükleer santrallerde kazalar sık rastlanan bir durumdur. Yani nükleer santrallerin mükemmel derecede güvenli olduğu iddiaları bir yalandan ibarettir.
2. Diaspora bu santrale “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:
* Bu santrali Türkiye kendi imkanları ile yapmak istese ortalama 20 milyar Dolar civarında bir harcama yapması yeterli olmakta iken gerekli mali kaynağı ve daha önemlisi teknolojisi olmadığı için yabancı bir yatırımcıya yaptırmak zorunda kalmakta ve süreç neticesi yaklaşık 51 milyar Dolar’a mal etmektedir. (ANSAV, Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı, Prof. Dr. Çapoğlu, 13.5.2010)
* OECD verilerine göre nükleer santrallerde üretilen elektriğin ortalama maliyeti ABD’de 4.65 cent, Fransa’da 3.93 cent, Güney Kore’de 3.38 cent, dünya ortalaması ise yaklaşık 4 cent civarında. Ancak Türkiye Rusya’ya KDV hariç 15,35 cent’ten alım garantisi verdi.
* Türkiye bu antlaşma ile Rusya’ya 15 yıl boyunca santralden elde edilecek elektriği kullansa da kullanmasa da alım garantisi veriyor. Doğalgazda yaşadığımız “al yada öde” keyfiyetini bu şekilde nükleer enerjide de yaşmaya devam edeceğiz.
* Türkiye bu antlaşma ile nükleer santral sahibi olmayacaktır. Nükleer teknolojinin Türkiye‘ye getirilmesi söz konusu değildir. Yapılan iş, Rusya‘dan hat çekip Türkiye‘ye elektrik satılmasıyla aynıdır. Tek farklılık Rusya‘ya bedava arazi verilmesi ve satacağı elektriğe de alım garantisi sunulmasıdır.
* Antlaşma ile Türkiye enerji güvenliği açısından da ciddi tehdit oluşturulmaktadır. Nükleer enerji santralinin sahibi olan Rusya, enerji kaynağını da istediği yerden temin edecektir. Doğalgazda verilen al yada öde teminatı sebebi ile Türkiye almak zorunda olduğu gazı boşa harcamamak için zaten barajlardaki üretimini minimuma düşürmüş ve elektrik üretiminin önemli bir kısmını Rus gazını kullanan “doğalgaz çevrim santrallerinden” sağlamakta iken, bu antlaşma ile ülkemizin Rusya‘ya olan bağımlılığı daha da yükselecektir. Enerji alanında dışa bağımlılık oranı yüzde 80‘lere tırmanacaktır. Alım garantileri nedeniyle bugüne kadar oluşan kamu zararının hesabı dahi tutulamamışken, böylesi bir anlaşmayla nükleer santralden üretilecek pahalı enerjiye garanti verilmesi ayrı bir garabet örneğidir.
* Türkiye henüz hesaplanmış hidrolik potansiyelinin 4’te 1’ini bile kullanmamış, rüzgar, güneş, biyokütle gibi çevreci kaynakları konusunda ise hala emekleme aşamasında iken “nükleer enerjiyi kullanmak zorundayız” ısrarının anlaşılabilmesi mümkün değildir.
* Nükleer santralin, hiçbir aksama olmaması durumunda bile en erken faaliyete geçme süresi 7 yıl, tam kapasite ile çalışmaya başlaması 10 yıl sürecektir. Yani bu şekilde Türkiye’nin kısa vadede hiçbir enerji sorununa çözüm bulunması mümkün değildir.
* Türkiye enerji alanında kullanılan teknolojinin eskiliği ve kalitesizliği sebebi ile yaşadığı şebeke kayıplarını telefi etmesi durumunda kurulması planlanan nükleer santralden çok daha fazla enerjiyi tasarruf etmiş olacaktır. Enerji verimliliği uygulamasıyla asgari % 25 düzeyinde enerji tasarrufu olanaklı görülmektedir ki bu tasarruf gerçekleştirildiğinde dahi Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde kurulacak nükleer santraldan elde edilecek enerjiden daha fazlası, çok daha kolay ve ucuz bir yoldan elde edilebilir.
3. Diaspora bu santrale “Kafkasyalı” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:
* Rusya Federasyonu halihazırda insan haklarını dünyada en fazla ihlal eden ülkelerden birisidir. Irkçılığın, şiddetin ve baskının sistematik bir şekilde devlet tarafından beslendiği Rusya böylesi bir yatırım için en son anlaşılacak ülkedir.
* Nükleer santral yatırımını muhtemelen “Gazprom” benzeri bir devlet şirketi aracılığı ile gerçekleştirecek olan Rusya, buradan elde edeceği kârı da doğrudan devlet hazinesine aktaracaktır. Rusya’nın özellikle Kafkasya’daki askeri harcamalarının ne boyutta olduğu bir sır olmadığına göre bu santral antlaşmasından elde edilecek kârın bir kısmının kimlerin üzerine mermi olarak yağacağı da aşikârdır.
* Nükleer enerji yatırımını Türkiye üzerinde bir baskı aracı olarak kullanacak Rusya’ya karşı diasporanın herhangi bir kazanımının olması iyice zorlaşacak hatta imkansız hale gelecektir.
Netice itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ceplerimizden haksız ve keyfi olarak çıkacak paranın Kafkasya’daki kardeşlerimizin katledilmesi ve bizim siyasi olarak baskılanmamız amacıyla kullanılacak olmasına şiddetle karşı çıkmalıyız. Böylesine bir yatırımın, böylesine bir ülke tarafından yapılacak olması halklarımız açısından çok büyük tehdit yaratmaktadır. Ancak yapabileceklerimiz tahminimizin de ötesinde hayırlı sonuçlar doğurabilir bunu unutmamamız gerekli… Türkiye’de bu konudan en az bizim kadar rahatsız olan pek çok grup var. Bunlarla işbirliğine gitmek, en azından bireysel de olsa bu gruplara destek vermek son derece önemli. Antlaşma süreci henüz tamamlanmadığından elimizden gelen her yerde sesimizi yükseltmeli ve bu oldu bittiye karşı çıkmalıyız. Bu doğrultuda “Nükleer Karşıtı Platform”, “Greenpeace”, “Elektrik Mühendisleri Odası” gibi örgütlere azami desteği vermeli, bu örgütlerin eylemlerine azami katkıyı sağlamalıyız. Kısa zamanda sonuç alınmasını gerektiren bu süreçte tüm diasporayı yapılabilecekleri küçümsemeden elini taşın altına koymaya davet ediyorum. İnşallah hem biz hem de anavatandaki kardeşlerimiz için hayırlı neticeler alınır…
Ayrıntılı bilgi için:
http://www.nukleerkarsitiplatform.org/
http://www.greenpeace.org/turkey/
Kaynaklar:
http://www.nukleerkarsitiplatform.org/yaynlar/makaleler/41-katliamn-ad-nuekleer-santral.html
http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/nuekleersiz-ortado-u
http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6206&tipi=9
http://www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=c354894b-9ada-413e-b31f-648a49020cf2
http://www1.voanews.com/turkish/news/Turkiye—Rusya-Nukleer-Santal-Anlamasi-Imzaladi-93574649.html?refresh=1
http://www.internethaber.com/nukleer-santral-rusyain-olacak-251922h.htm
http://www.milliyet.com.tr/nukleer-santral-icin-kanun-cikti-ama-neyin-ne-oldugunu-halka-anlatan-yok-/gungor-uras/ekonomi/yazardetay/23.07.2010/1267168/default.htm
Tags: nükleer
* Kokla şair, bu taşı gazzeden getirdim. Bu görmüş olduğun kurşun, Filistinlinin göğsünden çıktı. Sen Oğuz Atay'da yüzerken, intihar yeyip intihar kusarken, bir çocuk, adam gibi öldü.
-Hakan Albayrak-
Öncelikle bu bilgiler için teşekkür ederim. Bolca araştırılıp, incelenip kaleme alınmış bir yazı. Yalnız burada benim tamamlayamadığım eksik bir nokta var.
Neden?
Şartlara bakılırsa bu durumdan tek karlı çıkan taraf Rusya ancak böyle bir işlemin gerçekleşebilmesi için diğer taraftan da birilerinin (devlet, hükümet, şirket?) fayda sağlaması gerek ancak bu kısım henüz boş. Böyle bir anlaşmada -çıkar direkt bu anlaşma içerisinde de olmayabilir, buradan verilenin karşılığı başka bir yerden telafi edilmiş de olabilir- kimin ne gibi bir çıkarı var?
Neden sorusuna verilecek birden fazla yanıt var;
Öncelikle Tayyip Erdoğan artık kesinlikle nükleer güce hükmetmek istiyor. İdare ettiği orduları sürekli arttırmak ve güçlendirmek isteyen Roma imparatorları gibi davranıyor Erdoğan. Basitçe güç budalalığı diyebiliriz buna…
ikincisi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu\’nun komşularla sıfır problem, maksimum işbirliği projesi çerçevesinde Türkiye tüm komşuları ile ilişkilerini geliştirmeye ve ticaret hacmini arttırmaya çalışıyor. Dikkat edilirse silah haricinde Rusya\’nın ürettiği herhangi bir sanayi mamulü yok, bu konuda Rusya tamamen dışarı bağımlı, tarım ürünlerini ise zaten onlar Türkiye\’den almakta. Türkiye, NATO üyesi olması sebebiyle Rus silahları da kullanamadığından Rusya\’nın Türkiye\’ye satabileceği tek meta enerji olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Rusya her türlü siyasi ve ekonomik anlaşma gayretinde öncelikle enerji konusunda tavizler istiyor.
Mesut Yılmaz\’ın Rusya ile yaptığı \"Mavi Akım\" anlaşması da Türkiye\’nin son derece aleyhine olmasına rağmen PKK\’ya Rus desteğinin kesilmesi karşılığında imza edildi ve halen yürürlükte. Aynı anlaşma ile Çeçen özgürlük mücadelesinin de Türkiye tarafından resmen ayrılıkçı ve terörist olarak tanındığını unutmamak gerek elbette. Bir başka örnek Türkiye\’nin Rusya\’ya sattığı ve her yıl büyük problemler yaşanan tarım ürünleri konusu. İhracatın doruk noktasına çıktığı şu günlerde Rusya\’dan hiç iade haberi gelmiyor oluşu nükleer anlaşmanın ardından sanırım manidar…
Üçüncü faktör AKP\’nin arka planı ve geçmişi ile ilgili. Türkiye\’deki muhalefetin yargıda bulunan bağlantıları sebebiyle normal bir ihale süreci neticesi asla nükleer santral işinin yapımını onaylatamayacak olan AKP, işi doğrudan vererek bu süreci BY-Pass etmek istiyor. Seçimin niçin Rusya olduğuna gelince, AKP uzun süredir batı işbirlikçisi ve hatta Amerikan\’ın truva atı olmakla suçlandığından bu işi doğrudan bir batı ülkesine vermekten çekiniyor, tabanını kızdırmak ve muhalefetin eline koz vermek istemiyor.
Sonuncu faktör ise Nükleer enerjinin doğası ile ilgili. Nükleer enerji asla sadece nükleer enerji değildir. Bu teknolojiye sahip olmakla çok daha büyük güçlere sahip olmak arasında sıkı bir ilişki bulunmakta ve nükleer santraller ile ilgili düzenlemeler dünyanın her yerinde uluslararası siyaset malzemesi olmaktadır.
Bunların yanında bugün bizim bilemediğimiz bölgesel ve küresel güç çatışmaları da böyle bir tercihte etken olabilir.
Ancak bilmemiz gereken en önemli şey nükleer santral tercihinin ve bunun yapımının ihalesiz Rusya\’ya verilişinin, asla ve asla bir ekonomik sebeple ilgisi yoktur. Tersine verilen ekonomik ödünler ile bir takım siyasi sonuçlar beklenmektedir…
Bu siyasi sonuçlar verilecek olan ekonomik ödünleri karşılar mı esas mesele orada. Şahsi fikrim alınacak hiçbir netice, verilen ödünleri karşılayabilecek düzeyde değildir.