Bir “evet” bir “hayır”

Çelişken Add comments

Efendim malumunuz ülke olarak 12 Eylül günü hükümetin -aslında anayasa mahkemesinin- anayasa değişikliği paketini oylayacağız. Ortalıkta "evet" "hayır" naraları dolaşırken, bunlara sunulan gerekçelerin saçmalığı benim bu yazıyı yazmamın başlıca sebebidir. İktidarıyla muhalefetiyle insanların göz göre göre "aptal" yerine konmaları ağrıma gidiyor açıkçası. Ancak insanların siyasi kimlikleri o kadar baskın ki göremiyorlar, görmek istemiyorlar bu durumu.

Öncelikle iktidar açısından değerlendirelim.

  •  Hükümet kendi bildiğini okudu. Geniş katılımlı, daha özgürlükçü bir anayasa oluşturmaları gerekirdi, yapmadı.
  • Pakete girmesi gereken çok daha önemli konular dahil edilmeliydi, edilmedi.
  • Zamanlama değişikliğin "haydi Türkiye'yi özgürleştirelim" mantığıyla yapılmadığına dair emareler içeriyor. Yani farklı hesaplar dönüyor olması muhtemel.

Hayır demek için ne kadar çok gerekçemiz var değil mi?

Anayasa değişikliğinden bahsedip duruyoruz da nedir bu değişiklik, bir özet geçsek iyi olur diye düşünüyorum.

  • Çocuklara ve engellilere pozitif ayrımcılık tanınması
  • Kişisel verilerin gizliliğinin devlet tarafından sağlanması
  • Yurt dışı yasağının hakim kararına bağlanması
  • Çocuk haklarının devlet tarafından güvence altına alınması
  • Parti kapatmanın zorlaştırılması
  • Memurların toplu sözleşme yapabilmesi ve birden fazla sendikaya üye olunabilmesi
  • YAŞ'ın ilişik kesme ile ilgili kararlarına yargı yolunun açılması
  • Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması
  • Yüce divan kararlarına yargı yolunun açılması
  • 12 Eylül uygulamalarına yargı yolunun açılması (geçici 15. madde)
  • Ve meşhur Anayasa mahkemesinin yapısının değiştirilmesi

Sorunların asıl kaynağı yazının başında da belirttiğim gibi olayı siyasi pencereden değerlendirmemiz. Bu da asıl noktayı kaçırmamıza neden oluyor. Ortada maddeleri belli bir anayasa değişiklik paketi var, mantık olarak değişiklik paketini inceleyip tavrımızı oluşturmamız gerekiyor ancak ne bunu yapmamıza izin veriyorlar ne de biz bunu yapıyoruz. Canım ülkemin büyük çoğunluğu anayasa paketini bir kez bile okumadan seçim sandığına gidecek 12 Eylül günü. Okumasına ne gerek var ki, partisinin tavrını benimseyecek o da nasılsa, yahut profesör vb. sıfatlarla paketi değerlendiren insanların görüşlerini benimseyecek "X öyle diyorsa, doğrudur" diyecek, en kötü komşusundan öğrenecek neyin efdal olduğunu. Okuyup anlamakla niye yoracak ki kendisini, onun için okuyanlar, anlayanlar, düşünenler olacak zaten. Bir kalabalığın peşine takılmak yeterli. O okumadığı için, söylediklerine insanlar inandığı için, iktidarıyla muhalefetiyle söyleyenler istediği gibi çarpıtabilecek gerçekleri. İstediği yere sürükleyebilecek insanları. Utanmadan, insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyebilecek kalabalık meydanlarda. Üstüne alkış da alacak üstelik. Bu bir dahaki yalan için daha da cesaretlendirecek onu. O kadar inandırıcı(!) olacak ki kendisi bile inanacak söylediği yalanlara.

Üzerinde en çok spekülasyon yapılan maddeler hakkında bir iki kelam etmek yerinde olacak sanıyorum. Parti kapatma mevzusu bunlardan biri. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kapatılan bir partinin temsil ettiği fikrin kapatıldığı için siyaset sahnesinden silindiğini hatırlamıyorum ben. Türkiye parti kapatarak şu ana kadar hiçbir şey elde edemedi. Üstelik sorunları böylece çözdüğünü sanarak asıl çözümün gelmesini de geciktirdi. Kafamızı kuma gömmekten başka bir şey değil parti kapatmak. Anayasa mahkemesi başkanının bizatihi serzenişidir "Getirmeyin artık bize bu davaları, bize gelince kapatmak zorunda kalıyoruz". Değişiklik ne getiriyor peki? Cumhuriyet başsavcılığı kapatma talebini meclise yapıyor. Mecliste bulunan her partinin 5'er kişiyle temsil edildiği bir komisyon kuruluyor ve komisyondan 3/2 çoğunlukla dava açılabilmesi kararı çıkarsa anayasa mahkemesine kapatma davası açılıyor ve hukuki süreç böylece başlıyor.

Bir diğer konu anayasa mahkemesinin yapısının değiştirilmesi. Değişiklikle anayasa mahkemesinin temsil oranı düzenleniyor. Anayasa mahkemesinin mevcut yapısıyla verdiği siyasi kararlar ortada. Dolayısıyla temsil düzeyinin genişletilmesi demokratikleşme anlamında yerinde bir adım. İnsanların gözlerinin içine baka baka yalan söylenilen konulardan biridir bu da. "Anayasa mahkemesini Başbakan ve Cumhurbaşkanı belirleyecek ey cemaat, ülke elden gidiyor!" naralarıyla yapıyorlar bunu. Ve destek buluyorlar da -işin acı tarafı da bu ya- Halbuki canım ülkemin canım vatandaşı metni okusa Cumhurbaşkanı'nın kurumların (Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi vb) kendi gösterdikleri adaylar arasından seçim yaptığını görecek ve bu kallavi yalana inanmayacak. Muhalefetin "Laiklik elden gidiyor!" üzerinden yürüttüğü korkutma politikası referandum döneminde "Cumhuriyet elden gidiyor!" olarak çok yaratıcı bir şekilde güncellenip kitleleri peşinden sürüklemeye devam ediyor(!).

Tüm bunların ışığında;
yapılan değişiklikler yeterli olmasa da,
bu süreçte izlenilen yolu, yöntemi doğru bulmasam da
bunlar bu değişikliğe "hayır" demek için yeter sebep değil bana göre.
Bu değişikliği demokratikleşme anlamında bir adım olarak görüyor ve yetmez ama evet diyorum.

İster evet deyin ister hayır deyin ancak her ikisini de siyasi gerekçelerle yapmayın. Bu bir genel seçim değil, ortada içeriği belli bir paket var onu değerlendirip ona oy verin. Siyasilerin referandumu sokmaya çalıştığı seçim ortamına aldanmayın, iktidarı desteklemiyorsanız da "evet" diyebilirsiniz pek tabi tıpkı destekleseniz de "hayır" diyebileceğiniz gibi. Ama güzel ülkemin güzel insanları önce neye evet/hayır dediğinizi bilin, değişiklik metnini okuyun.
Sahi, okudunuz mu?
 

Tags:


Bu Yazıyı Paylaşın!

Del.icio.usDiggFacebookFurlGoogleRedditSlashDotStumbleUponTechnoratiYahoo

One Response to “Bir “evet” bir “hayır””

  1. Shaborz Says:

    Gerçekten söylemek istediklerime tercüman olan çok güzel bir yazı olmuş.
    Elinize sağlık.

Leave a Reply

Lutfen Guvenlik Kodunu Giriniz:

2011 Ajegu.com.