Çok yaşa Abhazya’m

Akuytz No Comments »

14 Ağustos 1992,

“Yaz tatilimin en güzel günleri… Daha yedi yaşındayım ben.  Kurşun, sadece bir kalem benim için. Silahlarım boncuk atıyor, su püskürtüyor. Kan kırmızısı, plastik topumun rengi. Barut kokusu, benim için maytap patlaması. Babam ve amcalarım para topluyorlar tüm köylüden. Abhazya için diyorlar. Benim harçlığım yokken nasıl bu kadar bencil oluyorlar anlamıyorum.”

30 Eylül 1993,

“Babama hala kızgınım, toplanan bütün parayı çoktan derneğe vermiş. Okulum yeni başladı. Önlüğüm geçen seneki önlük. Seneye de giyersin diye büyük aldılar. Suluğum kırık, yenisi için on beşini, maaş gününü beklemem gerekir.”

.

.

.

.

.

30 Eylül 2010,

“Canlar ülkesinde bir can eksik, hiçbir sevgilinin saramayacağı kadar sarılmak isteyen bir can. 17. yaşın kutlu olsun canım. Duyuyorum, soluyorum özgürlüğü, unutmuyorum güneşin en güzel battığı yerler için savaşan ve ölen yürekli insanları.

Çok yaşa Abhazya’m. Çok yaşa! Ve ben de göreyim.

“ааи & aры”

Akuytz 3 Comments »

Bu satırları yazmadan önce gözlerimi sıkıca bağladım; objektif kalabilmek ve siyasi düşüncelerimin etkisinden kurtulabilmek adına. Sonra sol elime bir terazi aldım; doğru ve yanlışları tartıp kendi doğrumu bulabilmek adına. Sonra sağ elime bir kılıç aldım ve hükmü verdim. EVET.

Ama siz benim EVET dediğime bakmayın. Siz de gözlerinizi sıkıca bağlayın, benim baskımdan kurtulmak adına. Karar vermenize yardımcı olacak, size yol gösterecek bilgiler sizin HAYIR’ınız ise çekinmeden hükmü verin. Ama sonra araştırın, okuyun; benden daha fazla okuyun ve hükmünüz yine HAYIR ise, yakın üstüne bir keyif sigarası ve hissedin vicdanınızın rahatlığını, vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliğini.

Bildiğiniz üzere, 12 Eylül’de eller sandığa gidecek. 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi halkoyuna sunulacak. Neye, niçin hayır diyeceğiz? Kime, neden evet diyeceğiz? Kaç kişi bu soruların cevabını bulabildi, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, bu soruların cevaplarını bulmaya çalışırken baya bir terlediğim. Kaldı ki, az biraz hukukla ilgili bir insan olarak beni bile bu kadar terleten sebep, size nasıl bir işkence sunacak çok merak ediyorum.

Öncelikle referandumla birlikte neler değişecek, 26 maddelik pakette neler var, etraflıca inceleyelim ve değişiklikler üzerine birkaç kelam edelim. Daha sonra da “Evet” ve “Hayır” cephelerinin ortaya koyduğu iddiaları değerlendirelim. Sonra da adaletin terazisi hangi tarafa daha ağır basıyor ona bakalım. Bakalım bakalım, şapkanın içinden tavşanı çıkarabilecek miyiz, yoksa cesaret edip kral çıplak diyebilecek miyiz?

Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Küçülmüş de büyümüş

Akuytz No Comments »

             

            Çocukluk…

            Dizlerdeki yaranın kabuk bağlayamadığı zamanlar. Bağlasa ne fayda! Kavlattıkça kanayan yaradan haz alan bir çocuk için hayat o kadar mı güzel gelirmiş insana. Işıklı ayakkabıların ışıltısı gibi parıl parıl bir dönem. En kötü günümüz böyle olsun: “Tetris’in pilinin bittiği gün.”

            Zaman bu kadar hızlı ilerleyebilir mi diye düşünemiyorum artık. Zira yelkovana eğilip dikkatlice bakmak bile dehşete kapılmak için kafi geliyor. “Tik-tak, tik-tak” diye acımasızca ilerleyen bir saate ağlamaklı bakmayı, “Ne olur biraz daha yavaş” diye yalvarmayı kim istemez ki? Aldırış etmiyor ama zaman. İstediğin kadar bağır, çağır, isyan et. Zaman, karabasan gibi bir zaman. Sesini bile çıkaramıyorsun, üstüne üstüne oturuyor adeta. Ama çocukluğum, film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmeye başladığında hep bir tebessüm beliriyor yüzümde. Çocukluk oyunları, çocukluk aşkları, çocukluğuma dair her şey…

Read the rest of this entry »

Tags: ,

BİR MUHABBET, BİN ANALİZ: Türk AMA bir iyi, bir iyi…

Akuytz No Comments »

NOT: Hikayemizdeki kişiler, kurumlar ve atıflar tamamen hayal mahsulüdür. “Amacımız kimseyi kırmak değildir. Şurdakini de buraya koymak değildir.” Hikayemiz Anadolu’nun şirin ve muhafazakar kentlerinin bir tanesinde, özellikle de nevi şahsına münhasır Çerkes milletinin sayıca azımsanmayacak derecede kümeleştiği bir kahvede başlamaktadır.  Hatta bu kahve öyle bir kahvedir ki; okeye dördüncünün sadece yabancı kontenjanından olabileceği, kontenjan dışındakilerin ise sadece yancı[1] olabileceği bir mekandır. Omuzları dik, kaşları kalkık, altın saçlı, deniz gözlü efsanevi insanların boş(!) vakitlerini geçirdikleri bu yerde fısıltı gazetesine rağbet de epeyce fazladır.  Kim kimin arkasından ne demiş, kimin kızı kime kaçmış, kimin oğlu adam olmaz, bütün bu bilinmeyenler(!) bu sosyal kuruluşta gün yüzüne çıkar, toplum vicdanı ebediyen huzura ererdi. (Biraz daha betimleme, Xabze’nin 4. maddesini[2] ihlalden bir yığın tepkiye sebebiyet verir. O bakımdan hikaye de hemen başlatılır.) Toplum vicdanının rahat bir nefes alacağı pazar günüydü. Bayram Amca, ailesiyle birlikte güzelce kahvaltısını yaptı. Cebinden hiç düşürmediği köstekli saatini siyah yeleğinin ön cebine koydu. Yine en afili, en temiz takımlarını çekti ve aynanın karşısında şöyle bir pozunu aldıktan sonra: Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

Annem’e (sıxara)

Akuytz No Comments »

Dün gibi hatırlıyorum anne. Ağlamaktan usanmadığım, gün boyu azarlandığım günü. Sadece bir erikti aslında. Çalmak da demeyelim, almak… Niye bu kadar kızmıştın ki anlam veremedim günlerce. Olsun derdin. Bunun için yetiştirmiyoruz biz seni. Kul hakkını işte orda öğrendim anne.

Kaç kere kalbin sıkışmıştır benim yüzümden? Sayamadım. Affet beni anne… Milletin çocukları akıllı uslu olurdu ya ben olamadım. Haftada bir iki kez itinayla kafasını gözünü kıran, mahallenin dokuz canlı çocuğunun annesi, hani kan revan içinde kapıya dayandığım günlerden birinde yine şoke olmuştun ya. İşte o zaman bisikletten düşmemiştim anne. İtiraf ediyorum, inşaatın üçüncü katından düşmüştüm. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar diyordun ya. Kaç yastı geçti hala sönmedi o mumlar. Ama yalan söylemenin en büyük günah olduğunu öğrettin ya. Şimdi geç de olsa doğruyu söylüyorum ve söndürüyorum o mumları: “inşaata girmek yasak ve tehlikeliymiş” affet beni anne.

Baban gibi olma, Abazalara benzeme, namazını kıl derdin ya… Yapamadım. Tek tük gittiğim cumalar ve sayende eksiltmediğim bayram namazlarıyla cennetten bir hayli uzaklaştım anne. Dedenin mezarını ziyaret et “üç kulhu, bi elham” oku diye tembihliyordun ya, kaç yıl oldu, uğrayamadım dedemin yanına. Biliyorum dedem bahane dinlemez, kızacak beni yalnız bıraktın diye ama ben gönlünü alırım bu bayram. Yine de, affet beni anne.

Bazen gizli gizli babamla konuşmalarınızı dinlerdim. Çocuk çok duygusal, üstüne gelme aylarca konuşmuyor ondan sonra diyordun ya. Hiçbir şey değişmedi anne, iş inada binince babamı bile dinlemiyorum hala.

Read the rest of this entry »

Tags: ,

Artık ölümsüzsün…

Akuytz 1 Comment »

İnsan hiç görmediği birisinin ölümüne bu kadar üzülebilir mi? Sabah kalktığında bu kadar acı bir haberi duyduğunda gözleri dolabilir mi? Doluyor işte, içinde Kuzey Kafkasyalılık ruhunu taşıyan her kalp bugün biraz daha acıyor sanki, biraz da yakıyor adeta…

Hani ateş de düştüğü yeri yakar diyorlar ya! Nasıl bir ateş bu Allahım? Moskova’da bir hastanede düşüyor; Abhazya’yı, diasporayı, her yeri yakıyor. Ardından konuşmaya gerek var mı diyorum kendi kendime. Hangisini anlatsam ki insanlara, seni tanımayanlara, bilmeyenlere. Özgürlük aşkını mı anlatayım, bağımsızlık inancını mı, bitmek bilmeyen umudunu mu? Ellerim yazmıyor bugün, yazamıyorum.

Rahat uyu unutulmaz kahraman. Oğulların, tırnaklarınla inşa ettiğin Abhazya için her dakika ölmeye hazır bekliyor. Hepsi birer Efkan, hepsi birer Bahadır her zamanki gibi. Ruhun şad olsun, artık ölümsüzsün…

Tags:

TA-BU!

Akuytz No Comments »

Beyaz atlı prenses istiyorum. Çok şey mi istiyorum sanki? Bineceği atı kendisi getirecek kadar mütevazı olamaz mı bir prenses? Şöyle soylu bir aileden gelse, parası pulu olsa; ben de fakir ama gurur yapmayan bir delikanlı olsam. Kime ne zararı var tabuları yıksam.

Bodrum katından bile kaçırabilir beni. Hem bak, ne Rapunzel gibi uzun saçlara ne de görkemli bir şatoya ihtiyacımız var. Bir de siyah bir gelinlik giyse ne olur? Toz mu olur, söz mü?

Aranan Prens Kriterlerinde(APK) son sırada olayım kimin umurunda? Prensesin test çözmeye son sorudan başladığını kim bilebilir benden başka. Gökkuşağındaki renklere bir de siyah-beyaz eklese benim hatırıma ne olacak? Sanki her şey tozpembe mi hayatta, her şey rengarenk mi? Kıssadan hisse bir filmimiz olsa, tabi ki siyah-beyaz… İzlerken nostalji yapmaktansa, nostaljiyle yaşayamaz mıyız, çok mu zor?

Read the rest of this entry »

Tags: ,

Padişahım biraz da biz yaşasak?

Akuytz No Comments »

konuk0303-06Siyaseti çok fazla sevmediğimden olsa gerek bu yazıyı yazarken baya zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kaçan kovalanır ya, siyaset de beni fazla kovalamasın istedim belki :) Tıpkı siyasallaşamayan Çerkeslerimizin şu dönemlerde azıcık siyasette ilerleme kaydetmesi gerektiğinin bilincinde olduğum için önce kendimden başlayayım dedim.

Hafta sonu Ankara’da olmam sebebiyle bir KAFFED genel kurulunda bulunmak kaçınılmaz oldu. Siyasetin nispeten ağır topları protokolde yerlerini almış, camianın ismi çok bilinen taşra derneklerinde yüzü az görülen simaları tüm şıklığıyla boy gösteriyor, yıllarını derneklere adamış üstadlar kendinden emin, yaşlarına rağmen heyecanlı bir şekilde konuşmaları takip ediyorlar. Platformda ise yine kraldan çok kralcı(!), buna rağmen biraz daha cüretkar ve sitemkar bir yazı dikkat çekiyor: “Biz bu topraklar için ölürken Türkçe bilmiyorduk. Şimdi anadilimizi bilmiyoruz!”

Sırayla siyasiler başlıyor konuşmalarına: Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Nihal Atsız’a ithafen: Bu ülkede diz boyu ırkçılığın, asimilasyonun olduğunu itiraf ediyor ve anadilde konuşup bunu gelecek nesillere öğretmenin önünde hiçbir engel olmaması gerektiğini vurguluyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Çerkes Ethem konusunda Çerkeslere haksızlık yapıldığını söylüyor, Abhazya ile Türkiye arasında uçak ve gemi seferlerinin başlatılması gerektiğinden tutun da Çerkesler için çifte vatandaşlık verilmesine kadar her türlü engellerin kaldırılması gerektiğini savunuyor. Keza Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Dursun Akdemir ve Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in konuşmaları da diğerlerinden farklı değil. Çelik, Çerkesler için 1 milyon diyor, Öymen itiraz ediyor 4 milyon diye. “Allah Allah” diyorum yoksa bunlarda mı Çerkes :) Elbette ki, siyasilerin çıkarının olmadığı yerde bu sözleri söylemeleri mümkün değil. Ama bundan 20-30 yıl öncesinde bu istekleri bizim kurumlarımız bile dile getiremiyordu. Şimdi ise KAFFED başkanı Cihan Candemir, iktidar partisini genel başkan yardımcısının karşısında eleştirebiliyor ve muhatabı tarafından haklı bulunuyor. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Tanrı, Reenkarnasyon ve Açılım

Akuytz 4 Comments »

7_entellektüel Küçüktü…Daha 13 yaşında. AÇILIM falan bilmezdi Ceylan. Belki bildiği tek açılım köydeki amcalarının, dedelerinin lastik ayakkabıdan köseleye geçme yolundaki büyük açılımıydı. Zaman zaman helikopterler köyüne bombalar yağdırır anlam veremezdi ABD mi terörist avında yoksa Türkiye mi Kuzey Irak’a giriyor; savaş mı çıktı yoksa Pe-ke-ke mi ateşkesi bozdu? Bilmiyordu… Televizyondan izledikleriyle babasının anlattıklarını birleştirmeye çalışıyor yine de puzzle’ın hiçbir parçasını adamakıllı yerine oturtamıyordu. Etraftan silah sesleri ve pervane uğultuları gelmeyince sular duruldu diye düşündü Ceylan. Annesinden izin istedi ve dışarı çıktı. Uzun zamandır bu kadar ÖZGÜR hissetmiyordu kendini. HAYDİ KIZLAR OYUNA! diye diye o kadar yorulmuştu ki gün boyu koşuşturmaktan, en sonunda eve doğru yöneldi ve seslendi: Read the rest of this entry »

Tags: , ,
2011 Ajegu.com.