Ey CHP Ruhu Geldiysen 3 Kere Tıklat…

Franco León No Comments »

12 Eylül referandum süreci hayatımızın içine iyiden iyiye girmeye başladığından beri mail adreslerim, sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarım ve hatta cep telefonumun mesaj kutusu ısrarlı bir taciz ateşine maruz kalıyor. Tabii ki herkes oylamaya sunulacak değişiklikleri kendince düşünüp tartacak ve ona göre evet yada hayır kararını verecek, bu herkesin en doğal hakkı. Ancak bir kesim var, memleket siyasi hayatından ziyadesi ile yorgun düşmüş ruhumu daha beter sıkmak için elinden geleni yapıyor galiba. Ve şuracıkta çekinmeden bir de sosyolojik tespit yapalım ki bu insanların çok önemli bir bölümü Çerkes. Üstelik, şahsımı bilerek yahut farkında olmadan, ama şurası kesin ki büyük bir ısrarla, vatan haini, bölücü, satılık, yardakçı, yobaz, gerici, liboş, dönek, aptal, cahil ve benzeri sevgi sözcükleri ile sarıp sarmalayan bu insanların yine çok önemli bir kısmı aslında referandumda verilecek oyumun rengini değiştirmeye çalışmıyor, beni bir CHP sempatizanı olmaya davet ediyor. Gerçi bunu doğrudan söyleyenler olduğu gibi sadece ima eden yahut mesajından bu sonuç çıkarılanlar da var. Yani çok şükür herkes kendini hesapsızca kaybetmiş değil, içlerinde henüz umut ışığı taşıyanlar da mevcut…

Öncelikle bu mesajların tamamına cevabımın “ne münasebet” olduğunu ifade edelim ki, sair davetlere açık kapı bırakmış olmayalım. Sıkıntımın sebebine gelince; güzel halkımın güzide insanları, topluca akıl tutulmasına mı uğradınız? Yoksa ben siyasi gündemimize dair bir ayrıntıyı kaçırdım da o arada CHP reddi miras ilan edip sıfırdan başlamaya mı karar verdi? Bilakis, birkaç ay evvel bizzat o partinin genel sekreteri çıkıp mecliste, “aynı Atatürk gibi ananızı ağlatırız” buyurduğuna göre CHP zihin yapısında değişen hiçbir şey olmadığı ayan beyan ortada. Bürokratik vesayetçi, elitist, ırkçı, beyaz Türklerin egemenliğine dayalı seçkinci, hatta son tahlilde nasyonal sosyalist CHP durduğu yerde duruyor. Peki nedir halkımın insanlarını böylesine Kemalizm’e bağlayan? Buna cevap vermek herkesin kendi vazifesi ancak bu iç muhasebeyi yaparken sizlere yardımcı olmak benim boynumun borcu. Bu anlamda öncelikle CHP’nin ve onun dayandığı Kemalist düşüncenin kaynaklarını vurgulamak gerek. “Kaynaklar” dedim zira bu sistem pek çoğumuzun sandığı gibi sadece Atatürk’e dayanmıyor. Kuşkusuz önemli ölçüde ondan besleniyor ancak yardımcı unsurları da gözden kaçırmamalı… Bu yardımcı unsurların başında İsmet İnönü var sananlar yine yanıldılar, ondan çok daha önce hem de Atatürk’ü doğrudan etkileyecek biçimde Mahmut Esat Bozkurt gelmekte… Read the rest of this entry »

Tags: ,

Radyoaktif Hayaller…

Franco León 2 Comments »

Geçtiğimiz günlerde meclisten bir gece yarısı operasyonuyla ve yangından mal kaçırırcasına geçirilen tasarı ile Rusya’nın Türkiye’de nükleer santral kurması ve işletmesi resmen onaylandı.

Bu onay neticesi Rusya Federasyonu kendi seçtiği bir şirketi ile Mersin/Akkuyu’da 4 üniteli ve 4800 megawatt kurulu güce sahip bir nükleer santrali inşa edip işletme hakkını elde etmiş oldu. İnşa edilecek bu santralin arazisi bedelsiz olarak Ruslara verildi ve bununla beraber santral mülkiyeti de Ruslara bırakıldı. Türkiye ise antlaşmanın öngördüğü tüm sınırlamalar kalktığında bile santralde %30’dan fazla bir paya sahip olmayacağını taahhüt etti.

Kafkas diasporası son yıllarda kuşkusuz bir silkinme yaşıyorsa da ortaya konmuş tüm hedefleri hep uzun vadeli. Ancak yukarıda bahsettiğim mevzunun ayrıntılarını öğrendiğinizde göreceksiniz ki diasporanın önünde bulunan en somut ve yakın hedef bu santral inşaatının engellenmesidir.

Peki niçin diaspora bu santralin yapımına karşı çıkmalıdır?
İsterseniz bu sorunun cevabını tasnif ederek ve maddeler halinde verelim;
Read the rest of this entry »

Tags:

Top Benim Değil mi, Oynatmıyorum İşte!

Franco León 4 Comments »

Biz küçükken mahallemizde oyun oynayabileceğimiz geniş bir alanımız yoktu. Gerçi bugün kentlerde büyüyen çocukların genel problemi bu ama olsun, bundan 15-20 yıl kadar önce de bizim için dünyanın etrafında döndüğü en azılı sorun buydu.

Aşağı mahalledeki ilkokulun bahçesini “aşağı mahalleli veletler” parsellediği için ne zaman oraya gitsek kavga çıkardı. Zaten annem sağolsun kötü çocuklarla arkadaşlık etmeyelim, kavga etmeden güzel güzel oynayalım diye epey peşimizde gezdi. Neticede evin önünden geçen sokakta oynamak gibi bir asgari müşterekte anlaşmak zorunda kaldık, zira hem kavga edip hem de üstüne evdekileri, “gözümüze kapının çarptığına” ikna etmek epey meşakkatli bir uğraş halini almıştı.

Apartmanımızın önünden yaklaşık 30 derecelik bir açıyla kıvrılarak menziline varmak üzere tatlı bir eğimle aşağı doğru akan yol, bizim sokağın takımı için bir futbol mabediydi. Bu yol üzerinde her daim park etmiş otomobiller bulunması, taç çizgimizin hemen yanında, kerpiç evinin duvarlarını delici şutlarımızdan korumaya ant içmiş teyzeler olması, sokaktan gelip geçenlerin kale direklerimiz olan taşları bozuvermesi gibi negatif faktörler bizi asla durdurmuyor, camına sıkça top çarptığımız huysuz komşumuzla dişe diş tartışmalara girmek pahasına da olsa başladığımız maçı muhakkak tamamlıyorduk. Bunun tek istisnasını, zaman zaman pozisyonun penaltı olduğu yolundaki itirazlarını dikkate almadığımız arkadaşımızın, topun sahibi olduğunu unutmamız oluşturuyordu. Nefes nefese kalmış kıpkırmızı suratıyla “tamam wulen top benim değil mi, oynatmıyorum işte” diyerek topunu da alıp giden acar arkadaşımız maalesef seyrekte olsa maç zevkimizi kursağımızda bırakabiliyordu. Elbette köşedeki bakkaldan 9 katlı, patlamayan, “kames” marka bir plastik top almak her zaman mümkündü velâkin Almanya’dan gelmiş meşin yuvarlak dururken rüzgarla uçan plastik kamesi kim ne yapsındı. Read the rest of this entry »

Tags: ,

Masal…

Franco León No Comments »

 

Bir varmış,

Bir yokmuş…

Evvel zaman içinde, zorba bir kralın istila ettiği küçük bir ülkede yaşayan fakir bir aile varmış. Bu ailede herkesin hayatı çok zormuş. Çünkü zorba kral küçük ülkenin halkından öylesine nefret edermiş ki onlara elinden gelen her kötülüğü yaparmış.

Günlerden bir gün zorba kral başka ülkelerle savaşa girmiş. Bu büyük ve çok kanlı bir savaşmış ve kral savaşı kazanmak için küçük ülkenin cesur insanlarını da zorla ordusunda savaştırmış. Ama savaşı kazanınca küçük ülkenin hep nefret ettiği tüm halkını ihanetle suçlayıp kimsenin yaşamadığı soğuk ve ıssız topraklara sürgün etmiş. İşte bu sürgünde fakir ailenin yüzünü güldürüp kalplerini umutla dolduran bir şey olmuş. Koca dağlar gibi sağlam yiğitlerin bile dayanamadığı soğuğa rağmen evin hamile annesi en küçük çocuğunu doğurmuş. “Yaşamaz” demiş ihtiyarlar, “bu soğuğa, bu açlığa, bu yokluğa dayanamaz!” Ama yanılmışlar. Küçük bebek sımsıkı sarıldığı annesinin parmağını bırakmamış. İnadına yaşamış. Read the rest of this entry »

Tags: ,

Zembereğin Koptuğu Nokta!

Franco León No Comments »

Moskova’da 2 bomba patladı… 46 kişi öldü… 46 insan evladı!
İnsan insana bunu yapar mı?

Kaç yaşında ki özbeöz Çeçen anneme “eylemi Dokka Umarov üstlendi” dediğimde, “o adam Çeçenlerin yüz karası oldu” dedi bana. Çeçenlerin yüz karası…

Evet Dokka! Zalimlerden oldun…
Zalimsin Dokka!
Öldürdüğün bir tek kişiyi bile tanımıyordun. Bir teki bile sana silah doğrultmamıştı. Allah bir tekini bile öldürmene cevaz vermiş değildi. Ama sen her ne hikmetse onun adına öldürdün… Çeçenlerin savaş geleneği böyle bir saldırı yapmana asla müsaade etmezdi. Ama her ne hikmetse sen onun adına da öldürdün… Allah ve Çeçenler iki cihanda da yakandadır unutma Dokka… Çünkü zalimsin… Çünkü adımızı kirlettin…

Ama…

Terör bugün dünyanın her yerinde aynı sebepten doğuyor. Bunu bilmeli… İflah olmaz bir hırsla ve hiç durmadan öldüren, öldüren, öldüren insanoğlu yüzünden. Çalan, çırpan, gasp eden, kirleten, sömüren ve arkasında hiç kuşkusuz bir enkaz bırakan insanoğlu…

Bombalarla, roketlerle, kimyasal silahlarla, tanklarla, uçaklarla, binlerce düzine askerle, yada babadan kalma yöntemlerle işkence ederek, hem de yıllar yıllar boyunca her türlü vahşi şekilde işkence ederek katledilen insanların acısını kimse anlamıyor. Afganistan’da, Irak’ta, Keşmir’de, Somali’de, Sudan’da, adını sayamayacağım nicelerinde ve ille Çeçenya’da Allah’ın her günü katledilen yüzbinler için hiç kimse parmağını bile kıpırdatmıyor. Paramparça edilmiş bedenlerin çığlığını bir tek kişi bile duymuyor. Hatta kimse yadırgamıyor bile artık bu ölümleri. Adeta bir alın yazısıymışçasına omuz silkiyor, kasabın önüne yatırılan koyunların ölümü kadar doğal buluyor katliamları.

Ne zamana kadar? Read the rest of this entry »

Tags: ,

Enver Paşa’nın Kafkasya Siyaseti

Franco León 2 Comments »

Kafkasyanın Türklerle son doğrudan ilişkisi 1. Dünya Savaşında olmuş ve bu savaşın neticesinde Kafkasya, Rus ordularınca bir kez daha kanlı şekilde işgal edilmiştir. Son dönem Kafkasya siyasetinin yüzü olan Enver Paşa’nın haddinden fazla iddialı plan ve uygulamaları ise Kafkasyalıları Türklerle birlikte girişilecek her faaliyetin makus bir neticeyle sonuçlanacak beyhude çabalar olacağına esaslı şekilde inandırmıştır. Bu fikrin oluşmasına sebep olan Enver Paşa politikalarını irdelemek bu açıdan sanırım bir zorunluluktur. Tabii başlı başına bir kitap konusu olabilecek bu mesele tüm teferruatı ile bir yazıda anlatılamaz. Yinede bir yazıyla kısaca ve derli toplu biçimde Enver Paşa’ya değinmeden de edemedim.

Enver Paşa Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından birisidir. 1913 yılında “Babıâli Baskını” olarak bilinen darbe ile Cemiyet’in iktidara gelmesinde önemli rol oynamıştır. Atatürk ile aynı yıl doğmuş ancak ondan 3 yıl önce Kurmay Yüzbaşı rütbesini birincilikle alarak Harp Akademisi’nden mezun olmuştur. Zaten hayatının bundan sonra ki kısmında da hep bu ateşli yapısı belirleyici rol oynamıştır. Hırsı sayesinde 33 yaşında Padişah’a damat olmuş akabinde ise Harbiye Nazırı ilan edilmiştir.

Enver Paşa’nın en bilinen icraatlarından birisi “Ermeni Tehciri” diğeri ise kendi komuta ettiği “Sarıkamış Harekâtıdır”. Büyük bir hezimetle sonuçlanan bu harekâtın olduğu kadar Osmanlı’nın son dönem Kafkasya politikasının da mimarı olan Enver Paşa bu şekilde Rusya’nın Erzurum’a kadar ilerlemesinin de yolunu açmıştır. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Niçin Açılım?

Franco León No Comments »

Fransız ihtilali ile başlayan süreçte derebeyliklerin bir bir yıkılması tüm dünyaya cumhuriyet isimli yeni bir yönetim şeklini müjdeliyordu. 100 yıldan uzun süren bu dönemde büyük imparatorluklar tarih sahnesinden silinerek yerlerini binbir çatışma ile şekillenmiş ulus devletlere bıraktı. Eskiden sadece derebeyinin kulları olan halk kitleleri ise sınıf atlayarak “özgür insan” kategorisine terfi etti ve hayal bile edemeyeceği haklara kavuştu. Bu haklar içinde en başta gelenlerden biride insanın etnik kimliğini koruması ve kendinden sonra ki nesillere aktarabilmesi hakkıdır. Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da bu süreç neticesi ortaya çıkmış bir durumdur ve kimlik konusunda çözümler ürettiği kadar kimlik temelli sorunlarda üretmiştir.

Türkiye’nin ulusal bir kimlik inşa etme süreci cumhuriyetin ilanından öncesine dayanır. Jön Türkler ile başlayan bu hareket önce İttihat ve Terakki’yi doğurmuş ardından da 1. Dünya savaşının yıkıntıları arasından genç bir devlet çıkarmıştır. Bu devlet, balkan savaşları ile başlayan Osmanlı’nın ölümünü kabullenerek İttihad-ı Anasır’a yani halkların birliğine dayanan son dönem Osmanlı siyasetini reddetmiş, onun yerine üniter ve laik bir devlet biçimini benimsemiştir. Yeni yönetimin bu devlet şeklini benimsemesinin bazı olumlu sonuçları olduğu gibi zaman içinde bertaraf edileceği düşünülen bazı olumsuz sonuçları da olmuştur. Read the rest of this entry »

Tags: ,

1944…

Franco León No Comments »

Keşke demişti küçük çocuk
Vatanım cebime sığabilseydi
Özledikçe çıkarır koklardım
Hem o zaman
Hasreti de bir avuç olurdu,
Fazlası değil.
Bir avuç vatana
Bir avuç hasret…
Düşününce…
Adilmiş gibi geldi bana da
Bir avuç yüreğe
Bir avuç özlem işte…
Şimdi o çocuktan geriye
Bir saçları kaldı aklımda
Güneş gibi sapsarı…
Vatanı…
Neresiydi acaba?
Merak ettim.
Benim dağlarımın çocukları da
Aynı böyle,
Güneş saçlı olurdu da…

…23 Şubat 1944′te vatanlarından topyekun sürülen ve sürgün yollarında yüzbinlerce evladını kaybeden Waynakh halkının anısına saygıyla…

http://www.worldchechnyaday.org/page/Turkish

Tags: , ,

Fazla Açılanı Kurt mu Kapar?

Franco León 4 Comments »

kurtAjegu’yu kurarken günlük siyasetin içine fazlaca girmeden, dar çerçeveli toplulukların gündem oluşturmasına izin vermeyecek şekilde, yani onları dikkate almadan yayın yapmaya karar vermiştik.

Ancak bugün geldiğimiz yerde görüyorum ki biz sıradan çekişmelerin içine girmeyelim derken yaşananlardan tümüyle kopuk kalmışız… Bu aşamada en azından kendi adıma bir özeleştiriyi zorunlu görüyorum. Arkadaşlarım da yazdıklarım üzerinden bir değerlendirme yapar ve konu hakkında düşündüklerini hem benimle hem de siz değerli takipçilerimizle paylaşırlarsa ziyadesiyle memnun olurum…

Biliyorsunuz iktidar partisi bir süredir Türkiye’de yaşayan tüm etnik gruplar için daha fazla özgürlük taleplerini dikkate almaya başladı ve ismini “demokratik açılım” koyduğu bir sürece girdi. Bu açılım konusu hakkında kuşkusuz bir şeyler söylemek gerek ancak ben öncelikle son günlerde tüm Kafkasyalılar için eşitlik ve özgürlük talebinde bulunan bir metni değerlendirmek istiyorum. Sanırım hangi metinden bahsettiğimi herkes anlamıştır… Sözcülüğünü Yalçın Karadaş ve Hulusi Üstün’ün yaptığı “Demokrasi İçin Çerkes Girişimi” isimli oluşum tarafından yayınlanan “Demokratik Yeniden Yapılanma Sürecine Aktif Katılım Çağrısı” başlıklı metin, bir internet sitesinde de Kafkasya halkının imzasına açılmış. Tabii beklendiği gibi insanlarımızdan yeterli desteği görmüyor. Yalnız ilginç olan nokta şu ki bazı çevrelerden bırakın desteği köstek olmak yolunda ciddi adımlar var… Destek olmamak bence anlaşılabilir bir şey ancak altını halkın bizzat doldurması istenen bir metne daha ortada hiçbir şey yokken yargısız infazla kurşunu basıvermek neyle açıklanmalı bunu ben bilemiyorum.
Read the rest of this entry »

Tags: ,

Bu Toprağın Şarkısı…

Franco León No Comments »

10_bozkirHüzünlüdür bu toprakların şarkısı…
Acıdır hep payına düşen,
Fukaralık,
Garibanlık…
Özlemdir hep hakkı…
Bilmem kaç bin yıllık maziye duyulan.

Aşk hep ayrılıkla sonlanır bu diyarlarda…
Ne Mecnun Leyla’sına kavuşur,
Ne Ferhat Şirin’ine…
Ne dağları delmek kafidir bu topraklarda,
Ne çölleri aşmak…

Güzel bayram günleri hep eskidedir…
Biz küçükken,
Kötü kağıtlara sarılı uyduruk şekerler,
Topa ilk vuruşta yırtılacak ayakkabılar
Bugün kenefe gidilmeyecek parayla gidilen
Zaten keneften bozma panayırlar bile bir başka hayal alemidir…

Damlarına güz damlayan evler hep dündedir…
O zamanlar evler değil naralar betondandır,
Ve bozacılardır sesi asfalt kadar sert olanlar
Zaten yağmur yağdığında camdan Arap kızı bakar,
Topta bakkalda satılırdı o zamanlar… Read the rest of this entry »

Tags:
2011 Ajegu.com.