Turgut’a…

Le Vent Nous Portera No Comments »

(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)

Eylül mezarlıklarından şimdi her gece
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi

Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

-Onat Kutlar-

Tags:

Bir Delinin Hatıra Defteri *

Le Vent Nous Portera No Comments »

Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de…

I.

Sevgili Günlük…

Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada “geoit”; o mavi küreye de Arapçada “dünya” denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de “dünyanın çivisi çıkar.” Çıkan çiviyi yerine çakma amaçlı devrimler yapılır? Devletin bekası masumlardan daha önemlidir. Demokrasi vardır ve başkalarıyla paylaşılamayacak kadar güzeldir.

Dünya boş bir yer değildir. Orada, zaman her şeyin boş olduğunu düşünen bir dünya dolusu insan yaşar. İnsanlar boy boy, renk renk, enva-i çeşittir. Siyah insanlara “zenci” denir. Siyah ve beyaz Beşiktaş’ın renkleridir. Sarı ve kırmızı da Kayserispor’un renkleri olmakla birlikte, bunlara orak ve çekiçte eklenirse halk arasında “Komünizm” denilen şey olur.
Read the rest of this entry »

Tags:

Franco Leon İle Benim Aramdaki Farklar

Le Vent Nous Portera 4 Comments »

* Bütün ajegu emektarlarına…

Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes’im.
Franco Leon yolda Dudayev’i görse ‘ Es Selamu Aleykum Ey Mücahid’ derdi,
ben yolda Dudayev’i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim.
Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım.
Ben soğan doğrarken çok ağladım çünkü ben
sulugöz bir insanım ve ne güzel yemek yaparım, görmelisiniz.

Franco Leon yolda Azrail’i görse Ajegu için bir kaç kurban isterdi;
ben Azrail’i yolda görsem ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki yani şimdi afedersin ama kurban Allah’ın emri de derileri neden THK topluyor?

Bu yazıyı Franco’ya okusam o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki, anam babam da elbette ister elim kalem tutsun, bir işe yarayayım
fakat derneğe giden çocuklar okumuyor, bir şeyler yapamaz mıyız?

Franco yanımda olsaydı elimden tutardı, derdi ki “bitir şu yazıyı waşa, ha gayret!” ;
annem burada olsa elimden tutardı ve ben ona derdim “Anneciğim bölmesen…”

Ben oradaydım, babamın boynuna sarıldım ve dedim ki “Babacığım seni ben…”
Babam döndü bana bir baktı siz o bakışı görmeseniz daha bir makbule geçer!

Franco Leon o bakışı görse şüphesiz hayra yorardı;
ben o bakışı gördüm, utancımdan yerin dibine geçecektim, neyse ki annem beni bakkala gönderdi.

Ne tuhaf anneler gülerken bile çocuklarının

Anneler gülerken bile çocuklarının mutluluklarından çalmıyolar ne tuhaf…

Franco Leon çok şanslı bir insan
Çeçen olduğunu anladığında o daha küçücüktü;
ben küçüktüm büyüdüm ama abazaların çerkes olup olmadığı hala tartışılıyor…
Zaten şanslı birisi de değilimdir, nedense ülkemizde şanslı olanların hep kız doğduğu düşünülüyor.

Franco Leon yeni öldü fakat çok uzaklarda olabilir!

Olabilir dedim çünkü hayat bir Western filmi değildir.
Değilse bile savaşlar çıkar, beyaz adam hep kazanır, siz de haber bültenleri izlersiniz.
Franco Leon elimden tutsa da birlikte geçsek çölü,
Ne de olsa Franco da ölü ve “Küllü Nefsin Zaikatül Mevt…”

Tags: ,

Bünyamin Batımıko’nun Tuhaflaşan Hikayesi

Le Vent Nous Portera 2 Comments »

Bünyamin Batımıko…O bildiğiniz bütün thamatelerden farklıydı… Çünkü o yaşlı doğmuştu, çünkü o bir “doğuştan thamate”ydi… Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve kar yağışlı geçen uzunyayla coğrafyasında bile – ki bu duruma zemheri denirdi – çıkartmadığı takım elbisesi, ceketiyle… Tırpanla tarlaya ot biçmek için gittiği sabahlar bile muntazaman olduğu sakal traşıyla… Yeni yetişen gençlere karşı sergilediği örnek tavır ve davranışlarıyla gerçek bir thamate… Üstelik tarlaya giderken Ermenek lastik giyerdi…

Herkesin cenazesine en ön safta koşması, her düğün öncesinde saatlerce, hatta günlerce süren wunafelere katılması, bje içip huaho yapması, bir elini havaya kaldırarak oynadığı şeşenlerle Kuşha Doğan şarkılarındaki gibi yeri göğü sarsması… Görenler şaşırıyordu ama gerçek şu ki o hem yaşlı doğmuştu hem de… Hem de o bir thamateydi…

Çevresindeki insanlar çabuk alışmışlardı bünyamine… her ne kadar harmandan arpa, buğday, çavdar vb bil-umum hububat maddesini çerçiciye satmak üzere çalan gençleri “ŞID, JEM, YANER XAMISHK!!!” gibi ikaz cümleleriyle!? kovalasa da, düğünlerden sonra bol bol verdiği “jale hak”lar sayesinde gençlerin saygı ve de sevgisini kazanmıştı… Onlara gösterdiği anlayış ve sergilediği örnek tavırla bulunduğu bölgenin en unutulmaz thamatelerinden birisi olmaya aday gösterilmişti… Bu tuhaf özelliğini herkesin bilmesine rağmen, bulunduğu noktaya deneyim ve bilgisiyle gelmiş thamatelerimiz arasında da kendine yer edinmeyi başarmıştı… Bildirdiği görüşlerin isabetliliği, tavır ve davranışlarındaki ağırlık thamateler arasında büyük bir saygı uyandırmıştı… Camide namaz kılarken kasketini ters çevirerek takması, bayram sabahları camiye geldiğinde ateşe sırtını dönerek ısınması, imam efendiyi köy yerlerinde bir başına sahipsiz bırakmayıp haftada 2–3 akşam evine davet etmesi… Evet artık sofralarda “batımıko bünyamin yi xatırke yıf !!!” cümleleri eksik olmuyordu… Read the rest of this entry »

Tags: , ,
2010 Ajegu.com.