<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ajegu.com &#187; Le Vent Nous Portera</title>
	<atom:link href="http://www.ajegu.com/index.php/category/leventnousportera/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ajegu.com</link>
	<description>Özgürlük, Birlik...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 14:27:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Çerkes Toplumunda Ebu Cehil Kompleksi</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/17/cerkes-toplumunda-ebu-cehil-kompleksi/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/17/cerkes-toplumunda-ebu-cehil-kompleksi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 08:47:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[ebu cehil]]></category>
		<category><![CDATA[kibir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=1032</guid>
		<description><![CDATA[Ebu Cehil ismi anıldığı zaman eminim pek çoğumuzun aklına bir karpuz çeşidinden çok daha fazlası gelir. Eğer tutulsaydı, nüfus kayıtlarına geçecek muhtemel ismi Amr Bin Hişam olan sözkonusu şahsiyet, İslamiyet&#8217;in inzal olduğu dönem Arap Yarımadası&#8217;nın ve ticaretin kalbi olan Mekke&#8217;nin -ki bu durum inşa edildiği günden beri mukaddes kabul edilen Kâbe’ye evsahipliği yapıyor olmasından kaynaklanır- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/hande_yener.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1041" title="hande_yener" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/hande_yener.jpg" alt="" width="336" height="300" /></a>Ebu Cehil ismi anıldığı zaman eminim pek çoğumuzun aklına bir karpuz çeşidinden çok daha fazlası gelir. Eğer tutulsaydı, nüfus kayıtlarına geçecek muhtemel ismi Amr Bin Hişam olan sözkonusu şahsiyet, İslamiyet&#8217;in inzal olduğu dönem Arap Yarımadası&#8217;nın ve ticaretin kalbi olan Mekke&#8217;nin -ki bu durum inşa edildiği günden beri mukaddes kabul edilen Kâbe’ye evsahipliği yapıyor olmasından kaynaklanır- ileri gelen, en nüfuzlu tacirlerinden birisidir. İnsanların sahip olduklarından ziyade toplum içerisinde kendilerine münasip görülen sıfat ve lakaplarla çağırılmasının yaygın olduğu bu dönemde, hayatının uzunca bir dönemi Ebu&#8217;l Hikmet (Hikmetin Babası) olarak bilinen Amr Bir Hişam, İslamiyet ve Müslümanlar karşısında sergilemiş olduğu tavır neticesinde Ebu Cehil (Cehaletin Babası) olarak hayata gözlerini kapamıştır.</p>
<p>Bir kaç cümle ile ifade edilen bu kısa malumatı verdikten sonra, detaylı bilgi edinmek isteyenleri İslam tarihçilerine ve siyer kitaplarına havale ediyoruz. Meselenin bir ucunun Hicaz&#8217;a kadar dayanmasının sebebi Abhazların &#8220;Abaz&#8221; adında bir Arap&#8217;ın soyundan olduğu yahut Çeçenlerin Argnoy sülalesinin dünyanın dört bir tarafına yayılmış Arap tüccarların soyundan geldiğine ilişkin antropolojik söylentileri yinelemek değil. Popülist bir yaklaşımla, reklâmın iyisi kötüsü olmaz diyerek &#8220;efenim, zaten Ebu Cehil&#8217;de Çerkesmiş!&#8221; diyerek şöhret sahibi Çerkeslere bir isim daha eklemek gayretinde de değilim. Ele almak istediğim konu, Ebu Cehil&#8217;in sergilemiş olduğu tavırla, toplumumuzun geneline sirayet etmiş bir takım davranış bozukluklarının -buradaki davranış bozukluğu kavramı psikolojik bir terim değildir, fakat durumu bundan daha iyi özetleyecek başka bir ifade olmadığı için yazar tarafından münasip görülmüştür, uysa da uymuştur, uymasa da uymuştur- taşıdığı benzerliklerdir.<span id="more-1032"></span></p>
<p>— Peki, nedir bu Ebu Cehil Kompleksi?</p>
<p>Bazı İslam kaynakları tarafından rivayet olunduğu üzere; Hz. Muhammed (s.a.v.) in &#8220;Allah&#8217;ım, iki ömerden birini İslam ile müşerref kıl!&#8221; duasına mazhar olamamış -bu duanın kabulüyle İslam saflarına geçen diğer ömer, ikinci halife Ömer Bin Hattap&#8217;tır- Amr bin Hişam, şirk saflarında olmasına sebebiyet veren şeyi şu sözlerle dile getirmiştir: &#8220;Seni peygamber olarak gönderen Allah&#8217;ı ve senin nübüvvetini (peygamberliğini) ben de biliyorum. Fakat nasıl olurda, benim gibi asil bir tüccar dururken Allah, peygamberliği senin gibi bir deve çobanına nasip eder? Bunu kabul edemiyorum.&#8221;</p>
<p>Bu nokta da Ebu Cehil Kompleksi&#8217;ne bir tanım getirmek yerine, ne olduğunu fehmetmelerini basiret sahibi okuyucularımıza bırakıyorum&#8230;</p>
<p>Ebu Cehil Karpuzu (Citrullus colocynthis)  botanik dünyasında ve alternatif tıp âleminde kendine oldukça sağlam bir yer edinmiş olmakla birlikte, Ebu Cehil Kompleksi ile ifade ettiğimiz durum bir hastalık olarak tıp terminolojisine geçmiş midir? Bilemeyeceğim&#8230; Gelelim adını dahi yeni duyduğumuz bu gâvur icadının, ahir zaman illetinin toplumumuzla olan münasebetine&#8230; Yüzlerce yıl süren savaş ve sonrasında gelen onlarca yıllık sürgün döneminde açlık, veba, verem gibi daha güncel badireler atlatan Kafkasya halkları yeniden hayat bulmak için dağıldıkları topraklarda -ki buna malumunuz üzere &#8220;diaspora&#8221; diyoruz; zaten yunanca dia-spora = dağılmış tohum demek değil midir?- canlanırken maalesef bu kompleksi de birlikte yeşertmişlerdir. Tam buraya uyacak pek çok atasözü dimağımda mevcut bulunmakla beraber, hazır işin ucu Araplara kadar dayanmışken bir Arap atasözü zikrederek yazıma devam edeyim: &#8220;Et-tahribu eshel&#8221;, yani &#8220;tahrip kolaydır&#8221;. İşte bu sebeple mezkur kompleks, sürgün geldiğimiz coğrafyada yeşeren her Nar(t)çiçeği&#8217;nin[1] dibinde istenmeyen ot misali bitmiş; Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüş, neşatın da gamın da rüzgarın görmüş[2] Kafkasya halklarının yüzlerce yıllık köklerini kemirmiştir, kemirmektedir, kemirecektir, kemir&#8230; kem.. küm&#8230;</p>
<p>Ebu Cehil&#8217;i içinde bulunduğu duruma -İslami bir terminoloji ile ifade edecek olursak Gayya çukuruna- iten sebep hakikati görüyor, ne yapması gerektiğini biliyor olmasına rağmen; atalarından genlerine miras kalan bir takım kavmiyetçi duygular -ki bu kavmiyetçilik &#8220;kabile milliyetçiliğine&#8221; kadar indirgendiğine göre bizim açımızdan ciddi bir tehlike oluşturan &#8220;mikro milliyetçiliğe&#8221; ucu dayanmaktadır?!- ve burnunu Kaf Dağına -bizim topraklarımıza- kadar dayayan KİBİR dir. Hepimizin az çok şikâyetçi olduğu bu hasleti vurgulamak açısından altını çizerek ya da büyük harflerle yazmak gerekli diye düşünüyorum. Adaleti ve dürüstlüğü ile &#8220;Ebu&#8217;l Hakem&#8221;, bilgeliği ile &#8220;Ebu&#8217;l Hikmet&#8221; olan Amr Bin Hişam&#8217;ı Ebu Cehil olma noktasına sürükleyen kibir -ve buna ek olarak kavmiyetçi duygular- mücadele etmemiz gereken asimilasyon sorunu karşısında pek çok defa ayak bağımız olmakta; özellikle de asimilasyon hızının diğer zamanlara nazaran had safhaya ulaştığı 21. yüzyılda, &#8220;olmasa daha iyi olur bir yük&#8221; olarak sırtımıza vurulmaktadır.</p>
<p>Hepimizin zihinlerinde mezkur mevzu ile alakalı hatıralar canlana dursun, durumun vehametini daha iyi gösterecek bir örneği zikretmekle yetineceğim&#8230;<br />
Kayseri Kafkas Kültür Derneği&#8217;ne başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yapmış bir büyüğümüzden, dernek bahçesinde yapmış olduğumuz bir sohbet esnasında dinlemiş olduğumuz şudur ki: düğün, cenaze vesair toplumsal olaylarımızda meydana gelen farklı uygulamaları, karışıklıkları önlemek amacıyla Uzunyayla yöresinin seçkin thamateleri, önder kişileri biraraya gelmişler ve ilgili oldukları alanlarda uygulanan xabze kurallarını konuşup-tartışarak, daha bilinçli bir şekilde uygulanması amacıyla bir broşüre bastırmışlardır. Gönderilen broşürlerin bazı Uzunyayla köylerinde aldıkları tepki ise: &#8220;Argıncık&#8217;lılar[3] mı bize xabze öğretecek?&#8221; şeklinde olmuştur.</p>
<p>O gün kent &#8211; köy çatışmasına kaynaklık eden bu yaklaşım, topraklarımızı parça parça ele geçiren, adlarına Rus denilen güruha karşı bir arada savaşamamamıza sebep olduğu Kafkasya&#8217;dan, içinde bulunduğumuz 2010 yılına kadar gittiğimiz her ülkede, her coğrafyada adım adım bizi takip etmemiş midir?</p>
<p>Aslında hepimizin ne yapılması gerektiğine dair az çok fikre sahip olduğu bir toplumda, çok az şeyin yapılabilmesinin sebebi, hiçbirimizin başkalarında önder olma liyakatini göremememiz değil midir?</p>
<p>&#8220;Nartların sonu yaklaştıkça toplantıları artar.&#8221;[4] diyen atalarımızı haksız çıkarmayarak, haluj gecelerinden festivallere, derneklerden federasyonlara koştuğumuz günlerde onlarca toplumsal selamet projesi üretip uygulamada atıl kalmamız, kendi başını çekmediğimiz kervanın ardından gitmeyi hor görmemizden değil midir?</p>
<p>Ebu&#8217;l Hikmet&#8217;i Cehaletin Babası&#8217;na dönüştüren kibir, Hz. Nuh&#8217;tan beri yeryüzünde insanlığın kapısın olan Kafkasya topraklarında yaşayan halkları, cehaletin en babasının kucağına düşüren haslet değil midir?</p>
<p>Daha önce de, her fırsatta dile getirdiğimiz gibi EVET!..</p>
<p>Belki de bizi en iyi &#8220;Lekad halaknel insane fi ahsen-i takvim / Sümme radednahu esfele safilin&#8221;[5] anlatacaktır&#8230;</p>
<p>Yazının bu noktasında, bana ayrılan sürenin sonlarına gelirken, size ayrılan süre başlamak üzere. Okumuş olduğunuz, herhangi bir çözüm önerisi getirme iddiası olmayan bu yazı, kibirden dem vurarak kendinden öncekileri yinelemekle birlikte, benim durduğum yerden manzaranın nasıl göründüğünü anlattığı için özgün bir yere sahip. Kullanılan üsluptan da anlaşılacağı üzere toplumumuzun kıramadığı putlar karşısında el pençe divan duran bir resmiyete sahip olmamakla birlikte -ciddiyet çok farklı bir şeydir; özellikle belirtiyorum- İbrahim olup içimizdeki putları devirmek[6] iddiasında da değil. Kuyuya bir taş da ben atabildiysem&#8230; Her neyse&#8230;</p>
<p>Kim bilir, kibrimizin nedenini çok ama çok eskilerde, efsanelerde aramalıyız belki de? Dağlarda adet olduğu üzere özgürlük dileyerek veda ederken, Mekke&#8217;nin dar sokaklarının açıldığı bir mescidde, Kutbul aktab&#8217;ın Dağıstanlı abreklere söylediklerini aynen aktarıyorum:</p>
<p>&#8220;-Hak Teala&#8217;nın muradını biz aciz kullar bilemeyiz evlatlarım. Bize düşen sabretmek ve Rabb&#8217;in istediği şekilde yaşamaya çalışmak. Kimini açlıkla, kimini toklukla, kimini eşi, kimini evladıyla imtihan eden yaratıcı taa ezelden böyle takdir etmiş sizin yazgınızı. Zira bütün yeryüzünün suya gark olduğu Nuh tufanı zamanında suyun üzerinde kalan tek kara parçası sizin memleketinizin dağları oldu. Dünya hep su, hep deniz, sadece Kafkasya su üstünde bir ada olarak kaldı. İşte bu dönemde yeryüzünün her tarafındaki cin soyu ateşten bedenlerinin sığınabileceği tek yer olarak Kafkasya&#8217;yı buldu. Hepsi gelip o dağlara yerleşti. Tepeler, vadiler, yaylalar cinlerle doldu. Kafkasya&#8217;da geçirdikleri uzun zaman içerisinde her cin tayfası bir vadinin halkına kendi dilini öğretti. Bu yüzden oralarda binbir çeşit dil konuşulur ve hiç birisi ne birbirine, ne de başka bir dünya diline benzer. Ve her vadinin halkına değişik meziyetler verdiler. Bu yüzden onlar nereye giderlerse gitsinler bulundukları yerde büyük işler başarıp kendilerini kabul ettiriler. Ve her vadinin halkına en üstün olanın kendileri olduğunu söyleyip kibri öğrettiler. Bu yüzden her kavim diğerinin otoritesini reddeder oldu. Cinlerle şeytanlarla dolu o dağlar her milletin masallarında yer aldı ve bilinmezliği, farklılığı yüz yıllarca insanları korkuttu.</p>
<p>O tufanda uçsuz bucaksız suyun ortasında bir fındıkkabuğu gibi çalkalanıp duran Nuh&#8217;un gemisi sizin dağlarınızda karaya oturdu ve insanlık oradan tekrar dağıldı yeryüzüne. Bu nedenle memleketinize Nuh&#8217;un toprağı, kendinize de Nuh&#8217;un çocukları der oldunuz. Karaya çıkan insan soyu yeryüzünün her tarafına dağıldı ama o topraklara cinlerin ektiği fitne tohumları kurutulamadı. O zamandan beri yurdunuzda hep karışıklık, hep kan, hep gözyaşı varoldu. İskit akınları, Hazar Yahudileri, Moğol sürüleri, Pers saldırıları birbiri peşine yıkım oldu sizin için ve üç asırdır ruslar ölüm getirdi o topraklara. Temeli tufanda atılmış bir fitne bu&#8230;</p>
<p>Kullar takdiri değiştiremez evlatlarım. Gidin memleketinize ve sizi buraya gönderenlere selamımızı iletin. Bize dua etmek düşer ancak. Siz Nuh&#8217;tan beri yaşadıklarınızı kıyamete kadar yaşamaya devam edeceksiniz.&#8221;[7]</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>[1] Nar(t)çiçeği için E.Açıyba&#8217;ya sonsuz teşekkürler&#8230;</p>
<p>[2] &#8220;Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz / Biz neşatın da gamın da rüzgârın görmüşüz!&#8221; Nabi</p>
<p>[3] Argıncık: Bir zamanlar Kayseri&#8217;de yaşayan Çerkes nüfusunun önemli bir kısmını içinde barındıran bir semt.</p>
<p>[4] Abazin (Aşuva-Aşkaruva) atasözü</p>
<p>[5] &#8220;Gerçekten Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık / Sonrada onu aşağıların en aşağısına çevirdik.&#8221; Tin Suresi: 4/5</p>
<p>[6] &#8220;İbrahim / İçimdeki putları devir elindeki baltayla / Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim?&#8221; Asaf Halet Çelebi</p>
<p>[7] Hulusi Üstün&#8217;ün Nuh&#8217;un Toprağı isimli hikâyesinden alınmıştır. (Burası Çeçen Komitesi/İstanbul–2001)</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/x65br3_hande-yener-kibir_music?additionalInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/x65br3_hande-yener-kibir_music?additionalInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/x65br3_hande-yener-kibir_music">Hande Yener &#8211; Kibir</a></strong><br />
<em>Yükleyen <a href="http://www.dailymotion.com/-SPARK-">-SPARK-</a>. &#8211; <a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/music">Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/17/cerkes-toplumunda-ebu-cehil-kompleksi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Turgut&#8217;a&#8230;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:02:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[Onat Kutlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)﻿ Eylül mezarlıklarından şimdi her gece ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda. Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar gizli bir tarihin yarıklarını doldurmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)﻿</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/ardzınba.jpg"><img class="size-full wp-image-1016 aligncenter" title="ardzınba" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/ardzınba.jpg" alt="" width="549" height="371" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Eylül mezarlıklarından şimdi her gece<br />
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım<br />
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül<br />
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında<br />
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar<br />
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.<br />
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları<br />
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar<br />
gizli bir tarihin yarıklarını<br />
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp<br />
kambur yollarında ceza okullarının<br />
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız<br />
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez<br />
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994.jpg"><img class="size-full wp-image-1017 aligncenter" title="chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994.jpg" alt="" width="400" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Islanınca esmer defterleri yüzümüzün<br />
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı<br />
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.<br />
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle<br />
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin<br />
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.<br />
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede<br />
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.<br />
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.<br />
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin<br />
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz<br />
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından<br />
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım<br />
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/samil_basayev.jpg"><img class="size-full wp-image-1018 aligncenter" title="samil_basayev" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/samil_basayev.jpg" alt="" width="209" height="235" /></a></p>
<p style="text-align: left;">-Onat Kutlar-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Delinin Hatıra Defteri *</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 21:17:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra defteri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=943</guid>
		<description><![CDATA[Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de&#8230; I. Sevgili Günlük&#8230; Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada &#8220;geoit&#8221;; o mavi küreye de Arapçada &#8220;dünya&#8221; denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de &#8220;dünyanın çivisi çıkar.&#8221; Çıkan çiviyi yerine çakma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/salvador_dali.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-944" title="salvador_dali" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/salvador_dali.jpg" alt="" width="382" height="286" /></a>Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de&#8230;</p>
<p><strong>I.</strong></p>
<p>Sevgili Günlük&#8230;</p>
<p>Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada &#8220;geoit&#8221;; o mavi küreye de Arapçada &#8220;dünya&#8221; denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de &#8220;dünyanın çivisi çıkar.&#8221; Çıkan çiviyi yerine çakma amaçlı devrimler yapılır? Devletin bekası masumlardan daha önemlidir. Demokrasi vardır ve başkalarıyla paylaşılamayacak kadar güzeldir.</p>
<p>Dünya boş bir yer değildir. Orada, zaman her şeyin boş olduğunu düşünen bir dünya dolusu insan yaşar. İnsanlar boy boy, renk renk, enva-i çeşittir. Siyah insanlara &#8220;zenci&#8221; denir. Siyah ve beyaz Beşiktaş&#8217;ın renkleridir. Sarı ve kırmızı da Kayserispor&#8217;un renkleri olmakla birlikte, bunlara orak ve çekiçte eklenirse halk arasında &#8220;Komünizm&#8221; denilen şey olur.<br />
<span id="more-943"></span><br />
Boyu 1.80 cm.in üzerinde olanlar uzun sayılmakla birlikte, yeryüzünde &#8220;boyu devrilesiceler&#8221; sayılamayacak kadar çoktur. Bazı insanlar &#8220;bir âlem”dir. Bunun yanı sıra insanların pek önemsemediği nebatat, hayvanat, hububat ve bakliyat gibi farklı âlemlerde bulunur.</p>
<p>İnsanlar için cinsiyet faktörü çok önemlidir. Öyle durumlar vardır ki, erkekler yaptıklarında &#8220;hovardalık&#8221;; kadınlar yaptıklarında &#8220;namussuzluk&#8221; olur ?! Bay ve Bayan WC ler vardır. Erkek reyonları hep bodrum katta, kadın ve çocuk reyonları ise hep üst katlardadır. Etiketli ürünlerde sezon sonu indirimi diye bir şey vardır ve bu dünyayı daha yaşanılabilir kılar.</p>
<p>İnsan dediğimiz varlıklar ayrıca kısım kısım ve 72 millettir. Bunlara ek olarak bir de Birleşmiş Milletler bulunur. Bu milletlerden birisi &#8220;ruhen aristokrat, davranış itibarıylada demokrattır.&#8221; Onlara Çerkes denir; fakat onlar kendilerine bazı özel durumlarda Adige, Abhaz, Oset&#8230; vs derler.</p>
<p>Kafkasya diye bir yer vardır. Dağları yüksek, doğası muhteşem, kızları da türkülere konu olabilecek kadar güzeldir. ** Herkes onlara türkü yaksa da kendileri mermi yakmayı tercih ederler. Çünkü tarih sahnesinin bütün dönemlerinde Ruslar vardır. Ruslar hep Kafkasya’yı aşarak sıcak denizlere inmeye çalışırlar. Tarih kitapları vardır ve böyle şeyleri yazarlar. Bu nedenle bütün çocuklar Rusların sıcak denizlere inmek istediklerini bilerek büyürler. Biz hepimiz bilmekteyiz ki Turizm &#8220;Bacasız Sanayi&#8221;, Turist &#8220;Altın Yumurtlayan Tavuk&#8221;, Antalya da &#8220;Bir Tatil Cenneti&#8221;dir ve Ruslar sıcak denizlere inmek için ülkemize gelirler. Böyle alternatiflerin olmadığı dönemlerde savaşlar çıkmıştır. Zaten Kafkasya da savaşlar hiç bitmemiştir. Yüzlerce yıl sürerler ve kaybedilirler. İşte tam bu noktada &#8220;Göç&#8221; denilen olgu yaşanır.</p>
<p>- Hayır efendim, ne münasebet? Yaşanan bir göç değil, &#8220;sürgün&#8221;dür. Dolayısıyla bir &#8220;soykırım&#8221; söz konusudur. &#8220;Genosit&#8221; dedikleri de soykırımın ecnebicesidir.</p>
<p>Yollar vardır. Her yolunda bir yakışanı vardır. (Mesela uzun ince olanları gündüz gece gidilir.) Sürgün böyle yollardan geçip gider. Bu yollardan biriside deniz yoludur. Gemilere balık istifi binilir, ölen birisi olursa cesedi Karadeniz&#8217;e atılır. Bu nedenle &#8220;bahtım gibi kara deniz&#8221; de denilir. Hastalıklar vardır ve gemilerde hep ölümcül olanları denk gelir. Yollar boyunca açlık vardır, hatta &#8220;açlık çoğunluktadır.&#8221; ***</p>
<p>Trabzonlu gemiciler ve köle tüccarları vardır. Demek ki bazı durumlarda insan da ticareti yapılabilen bir maldır&#8230; Parayı insan hayatından daha çok severler. Bugün bile zürriyetleri sevgi ile yad edilir?!</p>
<p>Hepimizin dedesi işte böyle sürgün olagelmiştir. Bazı dedeler ise (torunlarının rivayetlerine göre) mallarını mülklerini toplayarak gelmişlerdir. Onların sülale mühürleri, atları, arabaları ve mutlaka yetmiş küsur tane köleleri bulunur.</p>
<p>&#8220;Gelmek&#8221; fiilini kullanmışken hatırıma geldi, anne tarafından Çerkes olan Lieschteinstein Prensi, yanındaki atlılarla bugün derneğimizi ziyarete geliyor.</p>
<p>Şimdi acilen çıkmam lazım.</p>
<p>Yine yazarım&#8230;</p>
<p>_______________________________________________________</p>
<p>* Gogol&#8217;ün Aksenti İvanoviç&#8217;ine saygı ile&#8230;<br />
** &#8220;Deme sakın kalp hırsızı / Seviyorum çerkes kızı&#8221; Halk Türküsü -/ Bestekâr : selahattin inal<br />
*** &#8220;At sırtında taşınan ölü / Kundağa girmeyen bebe / Karanlıklarda açan çiçeklerin / Bir insanın ölümüne dönüşü / Bir insan ölümü olmaya / Çünkü açlık çoğunluktadır.&#8221; Turgut Uyar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Franco Leon İle Benim Aramdaki Farklar</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 21:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[franco leon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[* Bütün ajegu emektarlarına&#8230; Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes&#8217;im. Franco Leon yolda Dudayev&#8217;i görse &#8216; Es Selamu Aleykum Ey Mücahid&#8217; derdi, ben yolda Dudayev&#8217;i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim. Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım. Ben soğan doğrarken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/b-421721-fark_var.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-934" title="b-421721-fark_var" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/b-421721-fark_var.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a>* Bütün ajegu emektarlarına&#8230;</p>
<p>Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes&#8217;im.<br />
Franco Leon yolda Dudayev&#8217;i görse &#8216; Es Selamu Aleykum Ey Mücahid&#8217; derdi,<br />
ben yolda Dudayev&#8217;i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim.<br />
Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım.<br />
Ben soğan doğrarken çok ağladım çünkü ben<br />
sulugöz bir insanım ve ne güzel yemek yaparım, görmelisiniz.</p>
<p>Franco Leon yolda Azrail&#8217;i görse Ajegu için bir kaç kurban isterdi;<br />
ben Azrail&#8217;i yolda görsem ona bir çift lafım olurdu,<br />
derdim ki yani şimdi afedersin ama kurban Allah&#8217;ın emri de derileri neden THK topluyor?</p>
<p>Bu yazıyı Franco&#8217;ya okusam o bana gülümserdi;<br />
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki, anam babam da elbette ister elim kalem tutsun, bir işe yarayayım<br />
fakat derneğe giden çocuklar okumuyor, bir şeyler yapamaz mıyız?</p>
<p>Franco yanımda olsaydı elimden tutardı, derdi ki &#8220;bitir şu yazıyı waşa, ha gayret!&#8221; ;<br />
annem burada olsa elimden tutardı ve ben ona derdim &#8220;Anneciğim bölmesen&#8230;&#8221;</p>
<p>Ben oradaydım, babamın boynuna sarıldım ve dedim ki &#8220;Babacığım seni ben&#8230;&#8221;<br />
Babam döndü bana bir baktı siz o bakışı görmeseniz daha bir makbule geçer!</p>
<p>Franco Leon o bakışı görse şüphesiz hayra yorardı;<br />
ben o bakışı gördüm, utancımdan yerin dibine geçecektim, neyse ki annem beni bakkala gönderdi.</p>
<p>Ne tuhaf anneler gülerken bile çocuklarının</p>
<p>Anneler gülerken bile çocuklarının mutluluklarından çalmıyolar ne tuhaf&#8230;</p>
<p>Franco Leon çok şanslı bir insan<br />
Çeçen olduğunu anladığında o daha küçücüktü;<br />
ben küçüktüm büyüdüm ama abazaların çerkes olup olmadığı hala tartışılıyor&#8230;<br />
Zaten şanslı birisi de değilimdir, nedense ülkemizde şanslı olanların hep kız doğduğu düşünülüyor.</p>
<p>Franco Leon yeni öldü fakat çok uzaklarda olabilir!</p>
<p>Olabilir dedim çünkü hayat bir Western filmi değildir.<br />
Değilse bile savaşlar çıkar, beyaz adam hep kazanır, siz de haber bültenleri izlersiniz.<br />
Franco Leon elimden tutsa da birlikte geçsek çölü,<br />
Ne de olsa Franco da ölü ve &#8220;Küllü Nefsin Zaikatül Mevt&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bünyamin Batımıko&#8217;nun Tuhaflaşan Hikayesi</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/17/bunyamin-batimikonun-tuhaflasan-hikayesi/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/17/bunyamin-batimikonun-tuhaflasan-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 19:50:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[Benjamin Button]]></category>
		<category><![CDATA[Bümyamin Batımıko]]></category>
		<category><![CDATA[Thamade]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[Bünyamin Batımıko…O bildiğiniz bütün thamatelerden farklıydı… Çünkü o yaşlı doğmuştu, çünkü o bir “doğuştan thamate”ydi… Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve kar yağışlı geçen uzunyayla coğrafyasında bile – ki bu duruma zemheri denirdi – çıkartmadığı takım elbisesi, ceketiyle… Tırpanla tarlaya ot biçmek için gittiği sabahlar bile muntazaman olduğu sakal traşıyla… Yeni yetişen gençlere karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/bnj.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-607" title="bnj" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/bnj-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" /></a>Bünyamin Batımıko…O bildiğiniz bütün thamatelerden farklıydı… Çünkü o yaşlı doğmuştu, çünkü o bir “doğuştan thamate”ydi… Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve kar yağışlı geçen uzunyayla coğrafyasında bile – ki bu duruma zemheri denirdi – çıkartmadığı takım elbisesi, ceketiyle… Tırpanla tarlaya ot biçmek için gittiği sabahlar bile muntazaman olduğu sakal traşıyla… Yeni yetişen gençlere karşı sergilediği örnek tavır ve davranışlarıyla gerçek bir thamate… Üstelik tarlaya giderken Ermenek lastik giyerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Herkesin cenazesine en ön safta koşması, her düğün öncesinde saatlerce, hatta günlerce süren wunafelere katılması, bje içip huaho yapması, bir elini havaya kaldırarak oynadığı şeşenlerle Kuşha Doğan şarkılarındaki gibi yeri göğü sarsması… Görenler şaşırıyordu ama gerçek şu ki o hem yaşlı doğmuştu hem de… Hem de o bir thamateydi…</p>
<p style="text-align: justify;">Çevresindeki insanlar çabuk alışmışlardı bünyamine… her ne kadar harmandan arpa, buğday, çavdar vb bil-umum hububat maddesini çerçiciye satmak üzere çalan gençleri “ŞID, JEM, YANER XAMISHK!!!” gibi ikaz cümleleriyle!? kovalasa da, düğünlerden sonra bol bol verdiği “jale hak”lar sayesinde gençlerin saygı ve de sevgisini kazanmıştı… Onlara gösterdiği anlayış ve sergilediği örnek tavırla bulunduğu bölgenin en unutulmaz thamatelerinden birisi olmaya aday gösterilmişti… Bu tuhaf özelliğini herkesin bilmesine rağmen, bulunduğu noktaya deneyim ve bilgisiyle gelmiş thamatelerimiz arasında da kendine yer edinmeyi başarmıştı… Bildirdiği görüşlerin isabetliliği, tavır ve davranışlarındaki ağırlık thamateler arasında büyük bir saygı uyandırmıştı… Camide namaz kılarken kasketini ters çevirerek takması, bayram sabahları camiye geldiğinde ateşe sırtını dönerek ısınması, imam efendiyi köy yerlerinde bir başına sahipsiz bırakmayıp haftada 2–3 akşam evine davet etmesi… Evet artık sofralarda “batımıko bünyamin yi xatırke yıf !!!” cümleleri eksik olmuyordu…<span id="more-606"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Fakat zamanla su yüzüne çıkan bir takım gariplikler de vardı… Bünyamin gitgide gençleşiyordu sanki ve o gençleştikçe o güzel ahlak abidesi, bilgili, örnek insan gidiyor, yerine adamsendeci, ipe sapa gelmez, cahil bir insan geliyordu yerine… Evet, Bünyamin hayatı tersinden yaşıyordu, daha doğrusu “tersine” yaşıyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce güzel ahlak ve saygılı olma niteliklerinden arındırılmış bir xabzenin taşeronu olmuştu artık… katıldığı her ceugda “xam fedı yofer, şıdım fede gofer” dejularına maruz kalacak durumlara düşüyor, her çiçekten bal toplayan bir şıd-arısı misali o kaşen olmadı bir de bunu deneyelim diyerek bir kaşenden diğerine koşuyor, haluju kutsal bir yiyecek olarak görüyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Katıldığı zexes ve worşer ortamlarında bol keseden atmasıyla adiğe jalelerimizin kıl olmasına neden olurken, diğer taraftan da eşinden memnun musun? , capşı vb. geleneksel oyunlarımızda sergilediği insanlık ve barış yanlısı olmayan tavırlarla genç kızlarımızdan kendini iğrendiriyordu… Girdiği hemen her ortamda dengesizce söylemiş olduğu “yok siz Abazalar şöylesiniz, vay bu Kabardeyler böyle, Abzehleri zaten adamdan, Çeçenleri de Çerkesten sayma” gibisinden sözlerle toplumumuza ayrılık tohumları serperek dış mihraklı bir takım güçlerin oyunlarına alet oluyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir arada dernekçilik camiasına postu iyice sermiş olan Bünyamin, “kaşen buluruz, hem de popüler oluruz fena mı?” diyerek oynamadığı ekip, yapmadığı solo bırakmamış; gitmediği festival kalmamasına rağmen bu çabasından da olumlu bir sonuç alamayınca “ben de size çok meraklıydım zaten! Ben okuycam, büyük adam olucam” ayaklarına yatarak Kafkasya’ya kadar gitmiş, orada da sergilediği numunelik davranışlarıyla kendinden nefret ettirmiş ve kısa süren bu maceranın ardından tekrar yurda dönmüştü…</p>
<p style="text-align: justify;">Çerkezlik tarihi için adeta bir milat sayılan facebook’un açılmasıyla kendine yeni bir sayfa açan bünyamin 24 saat online takılmış, açılan her yeni aptal saptal gruba üye olarak kendini göstermeye çalışmış, bütün arkadaş çevresinden yalvar yakar topladığı oylar da “facebookta ki en yakışıklı Çerkes delikanlısı” seçilmesine yetmemiş, en son olarak ta dest-i kaşen miydi? Neydi? , İşte öyle bir grubun wallına yazmış olduğu “saksı olsam ne dikerdiniz?” gibisinden soru cümleleri nedeniyle site yönetimine şikâyet edilmiş ve facebook accountu geri iade edilmemek üzere kapatılmıştı…</p>
<p style="text-align: justify;">Gittikçe daha da gençleşen bünyamin metropol çerkesi kimliğine entegre olmuş, küreselleşmenin kaçınılmaz sonuçlarına direnemeyerek önce EMO tarzıyla katıldığı haluj gecelerine gitmeye bir son vermiş; artık –şekilcilik itibarıyla da olsa- xabzeyi değil, trend dergilerini, moda programlarını takip eder olmuştu… Yakınlarına sürekli artık bu Çerkeslikten daral geldiğini, bay gittiğini, daha yeni ve farklı açılımlar aradığını söylüyordu… Son dönemlerinde ise kamyon farı gibi güneş gözlükleriyle mağaza-cafe dolaşırken “oha falan” olduğunu bile rivayet edenler var…</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllar birbirini kovaladı ve bünyaminin hikâyesi herkesin tahmin edebileceği sona gelmişti artık… Son sözleri ise pişmanlık içerisinde şu oldu: KÜLTÜRÜNÜZE, SİZİ SİZ YAPAN, SİZİ İNSAN YAPAN DEĞERLERİNİZE SAHİP İÇİN… Bu sözleri söyledi ve bünyamin YOKOLDU…</p>
<p style="text-align: justify;">Kimileriniz dudaklarında tebessüm, kimilerinizse yüzüne takındığı kızgın/ kırgın ifade ile okuyabilir bu satırları… Saygı duyuyorum. Kimileriniz komik, kimileriniz acı, kimileriniz ise aptalca bulabilir bu hikâyeyi… Bunu da anlayabileceğimi düşünüyorum. Fakat hangi düşünceyle bakarsanız bakın Lütfen şunu da düşünün: Bu olay aslında bizim son 150 yıllık hikâyemiz değil mi? Kafkasya’dan diasporaya bizim asimilasyon, bizim yok oluş hikâyemizde kimi zaman bu kadar acı, kimi zaman bu kadar tuhaf, kimi zaman bu kadar aptalca değil mi aslında…</p>
<p style="text-align: justify;">Bünyaminin hikâyesi bizim içimizden herhangi birinin, aslında hepimizin hikâyesi bir parça… “XEUK-BZE XABZE” prensibiyle başlayan bu var oluş hikâyesinin “ŞEŞEN-KAŞEN-YEFENS” 3lüsüyle yok olmaması duası ve Yarınlarımıza daha güzel hikâyeler bırakabilmek, yok olmamak ümidiyle…</p>
<p style="text-align: justify;">Abziyarazı – Wuzinsheu</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün thamatelerimizin anısına saygıyla&#8230;<br />
O güzel insanlar; o iyi atlara bindiler, gittiler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/17/bunyamin-batimikonun-tuhaflasan-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

