<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ajegu.com &#187; Sapere Aude</title>
	<atom:link href="http://www.ajegu.com/index.php/category/sapere-aude/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ajegu.com</link>
	<description>Özgürlük, Birlik...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 14:27:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>aRdınDan</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2011/09/19/ardindan/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2011/09/19/ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 17:48:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=1163</guid>
		<description><![CDATA[Ahh&#8230; Nasıl yoğun bir cız etme..&#160;Şimdi bir evlat daha mı anneciğinden koptu.. Yazdan kışa ge&#231;işle, kıştan yaza ge&#231;iş doğanın silkelenişi derler -&#160;bir yeni uyanış s&#252;recine hali ve direnci olanın atladığı, artık takati kalmayanların da bir &#246;nceki zamanda kaldığı. &#214;l&#252;mler de bu mevsimlerde olurmuş &#231;oğunlukla. Doğa silkinişiyle insanları da silkermiş eteklerinden. Şimdi laf mı bu &#8211; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Ahh&hellip;<img align="right" alt="" height="354" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/image/veda.jpg" width="350" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Nasıl yoğun bir cız etme..&nbsp;</span>Şimdi bir evlat daha mı anneciğinden koptu.. Yazdan kışa ge&ccedil;işle, kıştan yaza ge&ccedil;iş doğanın silkelenişi derler</p>
<p style="text-align: right;">-&nbsp;bir yeni uyanış s&uuml;recine hali ve direnci olanın atladığı, artık takati kalmayanların da bir &ouml;nceki zamanda kaldığı.</p>
<p>&Ouml;l&uuml;mler de bu mevsimlerde olurmuş &ccedil;oğunlukla. Doğa silkinişiyle insanları da silkermiş eteklerinden. Şimdi laf mı bu</p>
<p style="text-align: right;">&ndash; biz diğer zamana s&ouml;z&uuml;m ona atlayabilenler &ndash;</p>
<p>atlayabilecek miyiz ki &ouml;nceki zamanda bırakınca sevdiklerimizi. &#8212; &Ouml;lmekle yaşamanın farkı işte her zamanda olmakla bazı zamanlarda olmak</p>
<p style="text-align: right;">- &ccedil;&uuml;nk&uuml; giden kendinden &ouml;nceki zamanda kalıyor.</p>
<p>Diğer zamana ge&ccedil;enlerse her kalanla birlikte ge&ccedil;miş zamanda bir par&ccedil;asını bırakarak-</p>
<p style="text-align: right;">Her kalanla birlikte biraz daha k&uuml;&ccedil;&uuml;lerek, eksilerek, par&ccedil;alanarak&hellip;</p>
<p>İnsan yaşamak istiyor i&ccedil;g&uuml;d&uuml;sel olarak, her silkinişte hep bir sonraki zamana atlayabilmek- Yani bir meziyet olarak g&ouml;r&uuml;lebilir belki doğal seleksiyonda elenmemek</p>
<p style="text-align: right;">-Ama her diğer zamana atlayışta ge&ccedil;miş zamanlarda bıraktığımız par&ccedil;alarımız daha da&nbsp;kabaran bir yığın.</p>
<p style="text-align: right;">-Bir g&uuml;n bir bakmışsın en başarılı ve dirayetli olan sen- son zamana atlayışında kala kala&nbsp;kalan sen unufak-</p>
<p>Belki de zamanında kalmak en iyisi o y&uuml;zden. Ardında bıraktığın par&ccedil;alar senden b&uuml;y&uuml;k hale gelmeden.</p>
<p style="text-align: right;">-Belki de &ldquo;evlat acısı g&ouml;stermesin&rdquo; &ldquo;sıralı &ouml;l&uuml;m olsun&rdquo; deyişleri hep bu y&uuml;zden.</p>
<p style="text-align: right;">-Hoşluğunla kal ge&ccedil;miş zamanda Nermin Teyze,</p>
<p style="text-align: right;">k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;n&rsquo;&uuml;n sende/senle kalan par&ccedil;asına iyi bak&hellip;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2011/09/19/ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gidiş</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Gidiyorum ben şimdi, sesiz ve sakin. Yanınızdan geçiyorum belki giderken , görmüyorsunuz bile geçtiğimi.. Gözünüzün önünde uzaklaştıkça yitiyorum ufukta belki ama seçemiyorsunuz gidişimi. Şimdi benim gözünden bakarken, her şey daha yavaş akıyor, bütün ayrıntılar, Memnuniyetsizlik mimikleri, saklanmaya çalışılan bakışlar, çekememezlikler.. Hepsi öyle yavaş akıyor ki.. Hepsi daha da göze çarpıyor şimdi. Ve her şeyin sesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/yol.jpg"><img class="size-full wp-image-918 alignright" title="yol" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/yol.jpg" alt="" width="276" height="530" /></a>Gidiyorum ben şimdi, sesiz ve sakin.<br />
Yanınızdan geçiyorum belki giderken , görmüyorsunuz bile geçtiğimi..<br />
Gözünüzün önünde uzaklaştıkça yitiyorum ufukta belki ama seçemiyorsunuz gidişimi.<br />
Şimdi benim gözünden bakarken, her şey daha yavaş akıyor, bütün ayrıntılar,<br />
Memnuniyetsizlik mimikleri, saklanmaya çalışılan bakışlar, çekememezlikler.. Hepsi öyle yavaş akıyor ki..<br />
Hepsi daha da göze çarpıyor şimdi.<br />
Ve her şeyin sesi boğuklaştı artık.<br />
Başını duyuyorum gürültülerinizin ama sonu olan sözlerinin yok ki zaten..<br />
Hepinizin yanından, yamacından geçerek, ve hatta dokunarak hepinizin zayıflıklarına, yara kabuklarına, yavaş yavaş gidiyorum.<br />
Bembeyaz bir tepe var ileride, tepenin aşağısı pastel bir cümbüş..<br />
O tepeden bedenimi bırakmaya gidiyorum. Pastellere doğru salınmaya, rüzgara geçerken yanımdan pastellere boyasın diye beni..<br />
Sizin koyu ve iddialı, parlak ve çarpıcı renkleriniz siliniyor beyaz tepeye yaklaşan her adımımda..<br />
İşte bundan sakinliğim, her şeyin ve geçmişin gözümün önünde yavaş yavaş silinişine tanık olduğumdan.<br />
Susun ve dinleyin..<br />
Dinleyen kulaklar için her zaman bir diyeceği vardır sessizliğin.<br />
Kalın sağlıcakla,<br />
Gidiyorum bugün ben..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkisi İçerde, Ben Kapının Önünde</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/02/ikisi-icerde-ben-kapinin-onunde/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/02/ikisi-icerde-ben-kapinin-onunde/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 08:32:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[ah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=737</guid>
		<description><![CDATA[İkisi ağladı konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri. ben tahta kapının önünde, eşikte, çöktüm dizlerimin üstüne, oturdum bekledim. dizlerimin üstüne oturdum, dizlerimde ellerim. ikisi konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri sessizce. Ben tahta kapının önünde, ellerime baktım bekledim. ikisi anladı birbirini, /ah benim içim nasıl bağırıyor ahh diye, sen anla-yabildiğin için onu/ ahh.. tırnakları yok ikisininde parmaklarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/04/ahh.jpg"><img class="size-full wp-image-738 alignleft" title="ahh" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/04/ahh.jpg" alt="" width="257" height="389" /></a>İkisi ağladı konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri. ben tahta kapının önünde, eşikte, çöktüm dizlerimin üstüne, oturdum bekledim.</p>
<p>dizlerimin üstüne oturdum,<br />
dizlerimde ellerim.<br />
ikisi konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri sessizce. Ben tahta kapının önünde, ellerime baktım bekledim.</p>
<p>ikisi anladı birbirini, /ah benim içim nasıl bağırıyor ahh diye, sen anla-yabildiğin için onu/<br />
ahh..</p>
<p>tırnakları yok ikisininde parmaklarında</p>
<p>ben oturdum tahta kapının önünde dizlerimin üstüne,<br />
ellerim dizlerimde</p>
<p>-ellerime baktım<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
baktım ki tırnaklarım ellerimde-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/02/ikisi-icerde-ben-kapinin-onunde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Posta Kutum&#8230;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/26/posta-kutum/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/26/posta-kutum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 11:18:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[posta kutusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Bu posta kutusu tanığıdır tüm hayatımızın. Benim küçüklüğümü bilir, minicikliğimi… Babam bir gün işten gelirken, elinde getirmişti onu gazete kağıdına sarılı. Beni de çağırmıştı. Birlikte açmıştık salonun ortasında&#8230;  Sonra birlikte gidip astık kapının önüne. Yeri daha aşağılardaydı o zaman. Benim de boyum ulaşabilsin diye aşağı asmıştı babam&#8230; Ne adam ama&#8230; Hemen ilk pazarında babaneme mektup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/11_posta-kutusu.jpg"><img class="size-medium wp-image-656 alignleft" title="11_posta kutusu" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/11_posta-kutusu-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Bu posta kutusu tanığıdır tüm hayatımızın. Benim küçüklüğümü bilir, minicikliğimi… Babam bir gün işten gelirken, elinde getirmişti onu gazete kağıdına sarılı. Beni de çağırmıştı. Birlikte açmıştık salonun ortasında&#8230;  Sonra birlikte gidip astık kapının önüne. Yeri daha aşağılardaydı o zaman. Benim de boyum ulaşabilsin diye aşağı asmıştı babam&#8230; Ne adam ama&#8230; Hemen ilk pazarında babaneme mektup yazdık birlikte o da bize cevap yazsın kutumuzdan alalım diye&#8230;<br />
“Bu kutuyu çok uzun süre boş bırakmamak lazım” derdi babam, “küser sonra”&#8230; “o yüzden, sen çevrendeki insanları aradıkça onlar da senin kutunu dolduracaktır. Ne zaman ki kimse kutuna birşey göndermiyor birilerini kaybetmişsindir kızım&#8230;”</p>
<p>İşte böyle başladı posta kutusu ile ilişkimiz. Şimdi hatırlamıyor kimse ama; bayramlar, doğum günleri ve yılbaşından önce ailecek listelerimizi hazırlar ve tebrik kartı almaya giderdik. Salondaki büyük yemek masasına yayılır sevdiklerimize kartlar yazardık. O günler yaklaştı mı bizim evdeki telaşımız gibi posta kutusu da hareketlenirdi. Bize de rengarenk çeşit çeşit kartpostallar ve mektuplar gelirdi.</p>
<p>Her yıl benim boyum uzadıkça bir törenle posta kutusunu da yukarı asardık. Önceleri kuzenler ve aile büyükleri ile mektuplaşırdım. Sonra mektup arkadaşı olmak isteyenler için bir duyuru yapıldı okulda&#8230; Brezilya’dan bir mektup arkadaşım vardı. Posta kutusu da benim gibi hatırlıyordur o günü. Zarfın üzerindeki pullara elimi sürmüş, kimbilir ne yollardan geçti de bana kadar gelebildi diye düşünmüştüm. İlk kez bu kadar uzaktan bir şey geliyordu bize, posta kutusu ve bana&#8230;<span id="more-653"></span></p>
<p>Derken şehir değiştiren arkadaşlar ve yitirilen aile büyükleriyle posta kutusunun misafirleri de değişmeye başladı zamanla&#8230;</p>
<p>Hatta pulsuz mektuplar bile gördü posta kutusu&#8230; Neydi alt mahalledeki o çocuğun adı, kocaman gözlüklerinin ardından tombul parmaklarıyla yazdığı aşk mektupları bırakırdı okul dönüşü posta kutumuza&#8230; Üzeri boya kalemleri ile resimlenmiş zarfı özenle açar, keyifle okur, biraz gülüşür, ardından hiç açılmamış, hiç ilgi çekmemiş, ilgilenilmemiş gibi geri bırakırdım posta kutusuna&#8230; Tombul Nedim sinsice kapımıza gelir posta kutusunu yoklardı. Yakalandığında da binbir bahane uydururdu, saklanbaçta oraya saklandığı, kaçan topunu almaya geldiğini&#8230; Hatta bir keresinde annesinin evde olmadığını ve kapıda kaldığını söyleyip içeri bile girmişti. Posta kutusunda hep kendi mektuplarını bulurdu Tombul Nedim. Ama hiç küsmez yeniden yeniden yazardı&#8230;</p>
<p>Üniversiteyi kazandığım haberini de posta kutusu verdi bize, önümüzdeki birkaç yılı yurt dışında geçirecektim. En son beni uğurlamak için evden çıkarken, babam posta kutusunun önünde durdurdu beni, boş bırakma sakın&#8230; Yaz bize&#8230;</p>
<p>Dört yılda çeşit çeşit ülkenin pullarını taşıyan, çeşit çeşit farklı yol izlemiş mektuplar ve kartpostallarla doldu taştı posta kutusu&#8230; Ben de gittiğim yerlerde çeşit çeşit geçici posta kutuları edindim. Biri okul binasında öğrenciler için kiralanan ufak ve hiçbir estetik içermeyen bir posta kutusu, biri şehir postahanesinden tutulmuş anahtarı yuvasında dönmekte her seferinde zorlanan ve her seferinde posta memuru tarafından açılmak zorunda kalınan bir posta kutusu, biri Amerikan filmlerindeki gibi evden uzakta, bahçenin girişinde duran kuş yuvası gibi bir posta kutusuydu&#8230;</p>
<p>Yine de evime dönüp geldiğimde kapıda beni karşılayan ilk tanıdık iz işte mavi posta kutusuydu ve sanırım diğerlerinden hep farklıydı. Yalnız geçen zaman içinde rengi solmuştu.<br />
Gelişimin ertesi günü yerinden çıkarıp götürdüm babamın önüne&#8230; Güzelce zımparalayıp, boyadık yeniden ve artık boyum daha fazla uzamadığından aynı çivisine astık tekrar.</p>
<p>Birkaç yıl içinde çalışmaya başladım ve evlendim. Posta kutusu olmayan bir evim, hiçbir zaman mektup yazmamış olan bir eşim ve posta kutusunun eksikliğini hissedemeyecek kadar koşuşturmacalı bir hayatım oldu. Nereye koşturuyorduysam bu kadar, babamın dediği gibi kimseyi aramıyor olsam gerek ki, kimse de olmayan posta kutuma bir şey göndermiyordu zaten.</p>
<p>Evliliğimin üçüncü yılında anne ve babamı bir trafik kazasında kaybettim. Çocukluğumun geçtiği, demir bahçe kapısının adeta, yıllar içinde büyüyen limon ağacına açıldığı evimize gidemedim uzun zaman&#8230; Yaklaşık bir yıl sonra da eşimden ayrıldım. İçine doğduğum ve kendi kurduğum ailemi kaybetmiştim. Artık koşuşturacak isteğim de enerjim de yoktu. Yalnızlığım ve ben dımdızlak kalmıştık. Üstelik bir posta kutum dahi yoktu, bir sonbahar günü yağmur yemiş mektuplar sunacak&#8230;</p>
<p>Babamın sözlerini hatırladım tekrar ve eve gitmeye ilk kez cesaret edebildim. Beni ilk karşılayan posta kutusu oldu, elimi içinde gezdirdim. Bir kaç eski tarihli fatura, sonbaharda uçuşmuş birkaç yaprak parçası ve alt caddeye açılan pidecinin reklam broşürü çıktı çıka çıka.</p>
<p>Evimden, kendimden ve hayatımdan ne kadar uzak kaldığımı farkettim o gün. Çocukluğumun geçtiği eve geri dönmeye karar verdim. Eve her giriş çıkışımda posta kutusu sanki babamın sözlerini seslendiriyordu bana.. Ansızın aramalara ve tekrar yazmaya başladım eski dostlara ve hatta yeni arkadaşlara da, kimi geri yazarak karşılık verdi, kimi nostaljik buldu. Artık mailleşiyorduk ya&#8230; Baharın gelişiyle günbegün iyileşmeye başladık posta kutusu da ben de&#8230;</p>
<p>Eski yeni evime döndüğümün 4.ayında bir gün postakutusunda, yine üzeri boya kalemleriyle boyanmış fakat bu kez pulu da olan bir mektup buldum. İstanbul’dan geliyordu. Mutfak masasına kurulup bir yandan kahvemi yudumlayıp bir yandan mektubu okudum. Tombul Nedim’di&#8230; Eve döndüğümden ve başımdan geçenlerden haberdardı, “eve dönmüşsün, hayata da dön” diyordu&#8230; Ve küçükken yazdığı mektuplardan küçük parçalar yapıştırmıştı mektuba.</p>
<p>Bir süre durduktan sonra ilk kez yazdım Nedim’e. Sayfalarca ağladım, anlattım, güldüm, tekrar ağladım mektubumda&#8230; Derken bir mektup daha, hadi bir cevap daha, arada kartpostallar, Tombul Nedim’i görsem hatırlar mıydım bilmiyordum ama 3-4 günde bir yazışır olduk&#8230; Posta kutusundan her kredi kartı ekstresi veya faturaya inat bir de Tombul Nedim zarfı çıkıyordu. Her defasında boya kalemleriyle elle resimlenmiş.</p>
<p>Tekrar yazdıkça tekrar yaşamaya başlamıştım. Bir gün kapıda bir tıkırtı duydum. Yüzünü yandan gördüğüm bir erkek posta kutusunu karıştırıyordu. Hiddetle kapının aralığını genişlettim. Adam utançla bana dönüp teslim olmuşçasına ellerini yukarıya kaldırdı. Uzun boylu, dalgalı saçlı, kemik gözlüklü ve elinde boya kalemleriyle boyanmış bir zarf tutan bir adamdı karşımdaki. Şaşkınlıkla “Tombul Nedim” diyiverdim. Artık tombul olmayan Nedim yanaklarını şişirerek eski tombul halini hatırlatmak istercesine gülümsedi. “Kapıda kaldık” dedim “gelsene içeri”&#8230;</p>
<p>Nedim o gün içeri geldi&#8230; Ne de güzel geldi&#8230; İyi ki geldi&#8230; Evim artık ikimizin evi, posta kutusu artık ikimizin posta kutusu, yine de birbirimize elle boyanmış mektuplar bırakıyoruz içine&#8230;<br />
Ocak’10-izmir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/26/posta-kutum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünce Bu Noktasız Virgülsüz İşliyor</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/23/dusunce-bu-noktasiz-virgulsuz-isliyor/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/23/dusunce-bu-noktasiz-virgulsuz-isliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 11:53:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[virgül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[ne anlatabilecek kadar ağırsın ne anlayabilecek kadar hafif belki arasındasın herşeyin herşeyin arasında kalmışsın hep nerde durman nerde yavaşlaman nerde ne yapman gerektiği hep belirtilmiş sana şimdi o yüzden noktasız ve virgülsüz artık anlamlar çözene çözebilene aşk olsun belki şimdi bu sabah kalkacak gücün yok yatacak uykun da yok ama sen kendini yatağa kapama eylemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/uykup.jpg"><img class="size-medium wp-image-647 alignleft" title="uykup" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/01/uykup-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a>ne anlatabilecek kadar ağırsın ne anlayabilecek kadar hafif belki arasındasın herşeyin herşeyin arasında kalmışsın hep nerde durman nerde yavaşlaman nerde ne yapman gerektiği hep belirtilmiş sana şimdi o yüzden noktasız ve virgülsüz artık anlamlar çözene çözebilene aşk olsun belki şimdi bu sabah kalkacak gücün yok yatacak uykun da yok ama sen kendini yatağa kapama eylemi yapmaya karar verdin protesto ediyorsun işverenleri ve işvermeyenleri bu arada tekel işçileri eylemlerinin otuz sekizinci gününde açlık grevinin üçüncü günündeyken ve kimse oralı olmazken zavallı senin kendini yatağa kapama eylemini kim takacak kim umursayacak hiç ne ki hiç ne ki hiç işte yazarın dediği gibi sahi kaç zaman oldu uğramayalı onun satırlarına en bildik alışkanlığını bile bıraktın seni en sen hissettiren yarım saatin üç saatin sekiz saatin ve hatta yirmi dört ve katları saatlerin bir anlamı kalmıyor gitgide kolunda dönen çubuklar neden niye boşa devinim yalnızca zaman yok artık senin için kalmadı zaman zaman bir o kadar da çok aynı anda geçmiyor zaman balıklar yüzüyor evde evin heryerinde tutulamaz ıslağı bilinemez balıklar ölüyor patır patır neden ne yaptığını zannediyor balık besleyicileri<span id="more-646"></span> saçma kalkıp spor yapılabilir kalkıp yemek yapılabilir kalkıp kitap okunabilir kalkıp pek çok şey yapılabilir kalkıp hiçbirşey yapasın yok işte diyor ki dostlar gördüklerinde şevkin yok isteksizsin zorla mı yaşıyorsun diyor ki bir başkası büyü mü yapıldı sana ne off of deme diyorlar koca mı istiyorsun derler ne yapabilirim diye bakıyor bir diğeri gözlerine hiçbirşey hiçbirşey yapamazsın malesef insan kaç gün yatakta durma eylemi ya da yatakta durma eylemsizliği yapabilir haitide deprem kayseride kayıp üç çocuk var on yıl içinde özerk kürt devleti kurulacak mı asuman krause ajda pekkan olmak istemiyor düşünce bu işliyor evi paylaştığın insanlar bile farkında değil senin kendini yatağa kapama eyleminin haber değerin yok ne olsun apartmanda on daire var biri boş dokuz dokuz dairenin üçünde hayat var mı varsa kim yaşar hiçbir fikrin yok ve bunu birine söylesen ortada garipsenecek bir şey de bulamayacaktır biz ne zaman bu hale geldik televizyon yüzyılın kurtarıcısı birbirimizle konuşmak zorunda değiliz artık boşluğu doldurmak için sürekli konuşan bir televizyon var yan odadaki kıyameti kopardı kapatın şu lanet televizyonu abuk sabuk şeyler izliyorsunuz yeter artık diye bu davranışından dolayı avuçla ilaç veriyoruz ona iyileşmesi için bir terslik var sanki hepimizin insanlığı soğuk almış bir yerde donmuş buz tutmuş ve kaskatı kalmış yok mu tutunacak tek bir dal yataktan çıkmak için tutunacak umutları olan insanlar var hala hayalleri kalan insanın içi ısınıyor gördükçe hayalleri için çırpınan birini ne o kendine mi acıyorsun şimdi de daha da alçağı ne olabilirdi ki günbegün yeni süreçlere giriyoruz ya misal küreselleşme sürecine girdik öyle bir törpülendi ki köşelerimiz küre olucaz diye herşey mümkün artık sınırımız köşemiz kalmadı ne mutlu dolan dur serbest yumağın etrafında kimse bu ne ya da bu nasıl tutarsızlık demez çağa ayak uyduruyorsundur olsa olsa küre oluyoruz övün aman kısık sesle övün bazı yerlerde kavgada söylenmez bu yoksa başka başka pazarlama egemen süreçten kalite egemen sürece de geçmişiz güldürmeyin beni hepsi aynı çikolatalı pasta değil sanki anladınız siz o pastayı küçük mutluluklar sürecindeyiz şimdi de öyle dünya barışı açlığın ortadan kalkması silahsızlanma adalet gibi büyük mutluluklar bekleme inancımızı kaybettik çoktan ama hala var bazı küçük mutluluklar misal eli çamur olmuş çocuğu görünce televizyonda mutlu oluyoruz kirlenmek güzeldir diye yürüyün gidin başımdan çocuk bu tabi ki çamur da olacak toz toprak da sanal çocuklar yarattık şimdi de doğal çocuk görünce bir tane mutlu oluyoruz yok yok kendini yatağa kapama eylemi isabetli oldu işte burada yazılmış ve yazılamamış herşeyi protesto içindir kendini yatağa kapama eylemi ki ayak uydurabilmiş olanlar depresyon da der bu duruma hoş seni olayların işleyişi getirdi buraya mesela sevinmelisin aslında sana kendini yatağa kapama özgürlüğü sunuyor piyasa hani yok ya zaten istesende kalkıp gidecek işin allah razı olsun teğet geçen krizden ne o ancak fakirlerin komünizm taraftarı olduğu tezi gibi birşey mi oldu bu ilahi şu halde de güldürdün ya beni velhasıl kelam bir son bekliyorsanız bu yazıdan noktasız yazıdan ne son beklenebilir ki yok sonu ya hadi bitti şimdilik diyim ben sana için rahat etsin hani birinin demesi gerek illaki ya bitti şimdilik</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/01/23/dusunce-bu-noktasiz-virgulsuz-isliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>! öz-gür-lük ?</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/12/18/oz-gur-luk/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/12/18/oz-gur-luk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 20:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=575</guid>
		<description><![CDATA[Pek küçüktüm… Pek ufak… Hani anıların hayal meyal, kesik kesik olduğu bir yaşta… Bana uzun gelen bir feribot yolculuğundan sonra denizin ortasında koca bir kadın gösterdiler bana. Bak dediler, iyi bak bu kadına, özgürlük bu kadının adı. Özgürlük kavramıyla da sözcüğüyle de karşılaştığımı ilk hatırlayışım o gündür&#8230; New York’ta Liberty adasındaki Özgürlük Anıtı’nı ziyarete gitmiştik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-576" title="9_ozgurluk_1" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/12/9_ozgurluk_1.jpg" alt="9_ozgurluk_1" width="333" height="249" />Pek küçüktüm… Pek ufak… Hani anıların hayal meyal, kesik kesik olduğu bir yaşta… Bana uzun gelen bir feribot yolculuğundan sonra denizin ortasında koca bir kadın gösterdiler bana. Bak dediler, iyi bak bu kadına, özgürlük bu kadının adı. Özgürlük kavramıyla da sözcüğüyle de karşılaştığımı ilk hatırlayışım o gündür&#8230; New York’ta Liberty adasındaki Özgürlük Anıtı’nı ziyarete gitmiştik. Anıtın içine girip tacına çıkmak istemiştik ancak adı özgürlük olan bu kadının içindeki -bana oldukça ilginç gelen- zorlu tırmanma serüvenimiz boğazına kadar ilerleyebilmiş, adı özgürlük olan kadının boğazında takılmıştık. Sonrası gerisin geri ayaklara iniş oldu&#8230; Özgürlükle ilk resmi tanışmamda ben özgürlüğün boğazına takılmıştım ve sonrasındaki yirmi yıllık hayatımda da, işte öyle özgürlük benim boğazımda takılmış kalmıştır… Şimdi özgürlük üstüne yazmam gerekince boğazıma takılan, ne yutmayı ne çıkarmayı başaramadığım düğüm sanırım bundandır.<span id="more-575"></span></p>
<p>Hafızamı zorluyorum- ben ne zaman özgür oldum? , ben ne zaman özgürdüm? , özgür oldum mu?</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-577" title="9_ozgurluk_2" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/12/9_ozgurluk_2.jpg" alt="9_ozgurluk_2" width="332" height="255" /> Ben hiç özgür olmadım aslında… Çok yakınındayım sandım ama bana sunulan seçenekler içinde seçim yapabilecek kadar özgür oldum ya da bana verilen sınırlar dahilinde…</p>
<p>İnsanoğlu hiçbir zaman salt özgür olamadı ki… Babanın müsaade ettiği kadar özgürsün, ya da kocanın kabullenebildiği kadar. Olmadı mahalle baskısının kaldırdığı kadar özgürsün&#8230; Milletin, büyük adamların hesaplarına uyduğu kadar özgür, ülken onların çıkarlarına geldiği kadar bağımsız&#8230; Dilinin izin verdiği kadar özgür düşüncelerin, ve dili kuranların düzenlediği anlamlar dahilinde&#8230;  Cebinin zenginliği kadar özgürsün yaşam koşullarını belirlemeye&#8230; Bilgiye sahip olduğun kadar özgürsün, bilginin iktidarlarının bilmeni istedikleri arasında&#8230; Sana sunulan seçenekler kadar seçme özgürlüğün ve sonuçlarına katlanabildiğin kadar&#8230; Bir denizi kucaklama özgürlüğün, yandaki adam sana garip garip bakmaya başlayana kadar&#8230; Kendi zincirlerini kırabildiğin kadar özgürlüğünün sınırları…</p>
<p>Hafızamı zorluyorum da&#8230; Özgürlük beni aştı sanırım&#8230; Özgürlük ve ben karşılıklı birbirimizin boğazında takıldığımız bir lokma&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/12/18/oz-gur-luk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalk Gidelim&#8230;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/10/kalk-gidelim/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/10/kalk-gidelim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 22:38:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[Hadi toparlan. Toparlan da, kalk gidelim. Şöyle tozun dumanın olmadığı, kimsenin kimseye karışmadığı bir yere… Dizimize kadar çiçekler olsun ve bir türlü göremeyelim tarlaların sonunu. Bulutlar var diye surat asılmayan, Bulutlardan hayal kurulan bir yere gidelim. Alabildiğine yeşil olsun, Alabildiğine mavi… Pastel boyalardaki gibi değil de; zeytindeki, denizdeki gibi.. Genetiği değiştirilmiş kırmızı değil de; dağ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-527" title="8_kalk_gidelim" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/11/8_kalk_gidelim.jpg" alt="8_kalk_gidelim" width="484" height="322" />Hadi toparlan.<br />
Toparlan da, kalk gidelim.<br />
Şöyle tozun dumanın olmadığı,<br />
kimsenin kimseye karışmadığı bir yere…</p>
<p style="text-align: center;">Dizimize kadar çiçekler olsun<br />
ve bir türlü göremeyelim tarlaların sonunu.</p>
<p style="text-align: center;">Bulutlar var diye surat asılmayan,<br />
Bulutlardan hayal kurulan bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Alabildiğine yeşil olsun,<br />
Alabildiğine mavi…<br />
Pastel boyalardaki gibi değil de;<br />
zeytindeki, denizdeki gibi..<br />
Genetiği değiştirilmiş kırmızı değil de;<br />
dağ çileği rengi olsun topladığımız.<br />
<span id="more-526"></span></p>
<p style="text-align: center;">Hadi, hadi<br />
hiç oyalanma, kalk gidelim<br />
kimsenin bizi yargılamadığı, yönetmediği,<br />
yargılamaya ve yönetmeye çalışmadığı,<br />
hakkımızda ahkam kesmeye kalkmadığı bir yere…</p>
<p style="text-align: center;">Bize sahip olmak isteyenlerin olmadığı,<br />
Kendimize sahip çıkmak için<br />
bunca didinmemiz gerekmeyen bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Öyle olmalı, böylesi uygun, şu da gerekli’leri bırakalım arkamızda.<br />
Dingin ve sakin-<br />
Gürültüsüz ve patırtısız.</p>
<p style="text-align: center;">Bir şey kanıtlanması gerekmeyen,<br />
İhtiraslar ve hırslardan uzakta,<br />
hatta zamanın da- hayattan kaçmak yerine yaşamayı beklediği,<br />
günün geceden kalabalık ve yorucu,<br />
gecenin günden kasvetli ve yasaklı olmadığı bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Geniş tarlaları olsun dedim ya hani,<br />
Diz boyu başaklarında çocuklar;<br />
koşsun,<br />
uçurtmaları uçsun havada,<br />
kendileri mayınlarla havaya uçmasın.</p>
<p style="text-align: center;">Kalk- kalk- kalk!<br />
Hiç durma-<br />
Hemen gidelim buradan.<br />
Kimsenin dininin, renginin, milliyetinin olmadığı,<br />
olsa da değerinin bunlar üzerinden biçilmediği<br />
bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Suyun, sesi dinlenebilecek kadar bol olduğu,<br />
tükenmediği bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Ayakkabıyı, çantayı,<br />
9.5 punto topuğu, kravatı atıp,<br />
toprağa ve çamura bulanalım.<br />
Üstümüz başımız pis olsun<br />
kirlenelim doya doya<br />
ama gözlerimizin içine bakabilecek kadar<br />
temiz kalsın bakışlarımız.</p>
<p style="text-align: center;">Şık ve en olanları bırakıp gidelim<br />
İlkel ve derme çatma bir yere n’olur…</p>
<p style="text-align: center;">Daha çok, daha az, daha güzel, daha çirkin..<br />
“daha” kavramının ve doymaz karşılaştırmanın<br />
öğrenilmediği, bilinmediği bir yere gidelim.<br />
Kalıpların dışına çıkınca<br />
Her şeyin tek ve biricikliğini fark edebilen gözlerin olduğu<br />
Bir yer bulalım</p>
<p style="text-align: center;">Keyfimiz yoksa surat asabileceğimiz<br />
veya mutluysak havalara zıplayabileceğimiz,<br />
mesai saati yüzünden kendimizi ve birbirimizi<br />
ertelemeyeceğimiz bir yere gidelim hemen.</p>
<p style="text-align: center;">Evimiz de olmasın, arabamız da<br />
hiçbir şeyimiz olmasın.<br />
Hiçbir şeye sahip olunmayan bir yere gidelim.</p>
<p style="text-align: center;">Hadi kalk.<br />
Al beni kağıdın-kalemin başından,<br />
gidelim buralardan…<br />
Lütfen…<br />
-hemen…</p>
<p style="text-align: center;">Gidelim<br />
ve sonra<br />
-duralım- orda&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/10/kalk-gidelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Entellektüel Küstahlıklar</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/09/23/entellektuel-kustahliklar/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/09/23/entellektuel-kustahliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 17:29:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[entellektüel]]></category>
		<category><![CDATA[küstahlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=494</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl da eminiz kendimizden. Nasıl aşılmaz, sonsuz bir güvenimiz var. Ve nasıl hak görüyoruz kendimize her şeyi.. Artık her şeyin rant için yapıldığı bir dönemde, kişisel gelişim de bir rant aracına döndü. Okudukça, aydınlandıkça, bir şeylerin özüne varıp yalınlaşacağımıza karmaşıklaşıyoruz git gide. Ve bu karman çormanlıkla, bir şeyler bilmenin, entelektüel bir birikime sahip olmanın, sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-495" title="7_entellektüel" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/09/7_entellektüel.jpg" alt="7_entellektüel" width="319" height="239" />Nasıl da eminiz kendimizden. Nasıl aşılmaz, sonsuz bir güvenimiz var. Ve nasıl hak görüyoruz kendimize her şeyi..</p>
<p>Artık her şeyin rant için yapıldığı bir dönemde, kişisel gelişim de bir rant aracına döndü. Okudukça, aydınlandıkça, bir şeylerin özüne varıp yalınlaşacağımıza karmaşıklaşıyoruz git gide. Ve bu karman çormanlıkla, bir şeyler bilmenin, entelektüel bir birikime sahip olmanın, sosyal bir duruş benimsemiş olmanın verdiği haklı silahlarla saldırıyoruz çevremize.. Merak ediyorum biz olmaya, olgunlaşmaya çalışırken, ilkelleşip, kibar saldırganlara mı dönüyoruz acaba. Araçlar ve yöntemler değişiyor ama yaptığımız hala birilerini ezmek, yargılamak, bir şekilde iktidar kurmak çabası. Bilgiyle ezmek, eleştirel bakış ayağıyla aşağılamak, yargılamak, bilgi ve birikim ile iktidar kurmak…<span id="more-494"></span><br />
Hem çevremizde yarattığımız etki, hem kendi içimizde, bir türlü sonu gelmeyen bir dinememek, dinginleşememek, huzurlanamamak..</p>
<p>Merak ediyorum acaba kurbanlarımıza mı acı veriyoruz daha çok kendimizi mi kurban ediyoruz farkında olmadan..</p>
<p>İnsanların gerçeklerini, inançlarını ve hatta duygularını yargılamaya ve onlar adına doğru ya da yanlış yolda olduğuna karar vermeyi nasıl da hak görüyoruz kendimize. Ve “sen de bir gün benim şu anda düşündüğüm noktaya geleceksin, ben senin yaşayacaklarını ileri sarıp, sonuca ulaştırdım, yargıyı verdim amaaa çabalama şimdilik sen anlamazsın” içeriğinde yarı acıma yarı ezen-sevecen bir tavır takınmayı ne de güzel beceriyoruz..</p>
<p>İyi kötü mürekkep yalamış yutmuş, birkaç ortama girmiş çıkmış, sonunda da kendimize kendimizce bir yol tutturmuşuz ya, bir de modern düşünce kisvesi altında süslemişiz tutturduğumuz yolu.. Bizim gibi olmayan, biz anlamayanları, ya da bizim anlayamadıklarımızı nasıl da yargılama infaz etme sevdalısıyız..</p>
<p>Öyle bir entelektüel güvenimiz var ki; başkalarının inançlarına, yaşayışına, aşklarına, kararlarına müdahale etme, paldır küldür üzerine konulup çıkarımlarda bulunabilme hakkı veriyor bize.. Hem de bütün bunları bir entellektüelin eleştirel tespitleri olarak atıyoruz ortaya..</p>
<p>Gerçekten nerden buluyoruz bu güveni.. Okuduğumuz hangi kitap yaşamın sır formülünü açıklayan, hangi deneyim bizden bir başkasının gerçekliğini inkar etmemize kaynaklık edebilen?</p>
<p>Gerçekten yazık, okunan onca satır nasıl okunmuş kimbilir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/09/23/entellektuel-kustahliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çarka kapıldım diye korktum…</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/08/09/carka-kapildim-diye-korktum%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/08/09/carka-kapildim-diye-korktum%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 07:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[çark]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[Kalemim sustu, düşüncem dağıldı, ben beni dinleyemez, kendimle karşılaşamaz oldum bir süredir. Sayfalarım sessiz kaldı ve de izsiz. Çoğu kişiyi dişlilerine takmış, hiçbir şeyle durup yüzleşmesine izin vermeden döndürüp duran çarkın bir ucuna ben de takıldım. Yarılmaya bakınız ki – bir o kadar içini görerek ve istemeyerek ama işte bir o kadar uzun zamandır bunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-468" title="Untitled-1" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/08/Untitled-1.jpg" alt="Untitled-1" width="331" height="248" /> Kalemim sustu, düşüncem dağıldı, ben beni dinleyemez, kendimle karşılaşamaz oldum bir süredir. Sayfalarım sessiz kaldı ve de izsiz.</p>
<p>Çoğu kişiyi dişlilerine takmış, hiçbir şeyle durup yüzleşmesine izin vermeden döndürüp duran çarkın bir ucuna ben de takıldım. Yarılmaya bakınız ki – bir o kadar içini görerek ve istemeyerek ama işte bir o kadar uzun zamandır bunu bekleyerek..</p>
<p>İnsan uyum sağlıyor. Zorlanıyor ama uyum sağlıyor. Uyku çekiyor, beden direniyor, bünye kaldırmıyor ama sonunda alışıp, uyum sağlıyor. Uykuya söz geçirip, bedene hükmetmeye başladıkça, korktum çarka kapılıp, yüzleşmemeye de alışmaktan.</p>
<p>Korkuyorum hatta..</p>
<p>Uyum sağlıyor insan ama değişmiyor aslında.. Uykuyla kavganın beşinci gününde huzursuz insan başlıyor huzursuzlanmaya. Başlıyor şunu yapmadım, bunu yapmadım, şunu bir yere vardırmadım, bunu yazmadımlara.. Huzursuz insan  kıpırdanıyor işte yerinde, en azından bacağını sallamadan edemiyor masanın altında..<span id="more-469"></span></p>
<p>Hep huzura ulaşmaya çalışan bir kişi olarak ben bu kez huzur-suzluğuma minnettarım. Umudum huzursuzluğumun kapılmak üzereyken beni çarktan çıkarması..<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Bir kitaptan geçtim; “uykusuzluk”..  Bir kez daha çok şikayet ettiğimiz yoksunluklar, olumsuzluklar, tam ters açıdan bir bakışla olumlu şeyler olabilir aslında..<br />
Uykusuzluk örneğin; bunca yoran ve sömüren bir işleyişte uykusuzluk çekmek iyidir aslında.. Uykusuzluk çeken cebelleşiyordur bir şeylerle ve huzursuzdur. Huzursuz olanın harekete geçmek ve arktan çıkmak için, en azından kafasını çarkın dışında tutabilmek için hala umudu vardır çünkü..<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Yoksunluk ve olumsuzluklarıma; uykusuzluk ve huzursuzluğuma minnetle..<br />
Döndüm ben..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/08/09/carka-kapildim-diye-korktum%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka Bir Dünya Mümkün; Düşlediğimiz Sürece, ve Aşkımız Kadar…</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/06/30/baska-bir-dunya-mumkun-dusledigimiz-surece-ve-askimiz-kadar%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/06/30/baska-bir-dunya-mumkun-dusledigimiz-surece-ve-askimiz-kadar%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 08:13:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[aşkımız kadar]]></category>
		<category><![CDATA[başka bir dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[Dünya düşlere ayak uyduramıyorsa, bozuk olan dünyadır, düşler değil… Ki başka bir dünya yaratılabilir. Kişi düşler yaratmalı dünyasına, bir an olsun yılıp, yorulup, bırakmamalı düşlemeyi. Kişi düşleri olan kişiler de katmalı dünyasına. Düşlerini övgülendirsin, kendi düşleriyle yüreklendirsin diye. Önce düşlemeli ki, düşleri adına – kendi düşleri adına, kendine dair- kendi için bir şeyler yapabilsin. Önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-393" title="5_baska" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/06/5_baska-150x150.jpg" alt="5_baska" width="179" height="179" /><em>Dünya düşlere ayak uyduramıyorsa, bozuk olan dünyadır, düşler değil… Ki başka bir dünya yaratılabilir. Kişi düşler yaratmalı dünyasına, bir an olsun yılıp, yorulup, bırakmamalı düşlemeyi. Kişi düşleri olan kişiler de katmalı dünyasına. Düşlerini övgülendirsin, kendi düşleriyle yüreklendirsin diye. Önce düşlemeli ki, düşleri adına – kendi düşleri adına, kendine dair- kendi için bir şeyler yapabilsin. Önce kendi inanmalı ki kendi düşlerine, bir yol tutturup, bu benim masalım diye, o yolda yürüyebilsin.</em></p>
<p>Çünkü kişi görür ve bilir ki, &#8211; sen de şimdi gözleri satırlarıma değen, sen de bilirsin yaşarsın ki- kişi “oldum” dedikçe, şu düşlere ayak uyduramayan hayatın kurallarına göre “adam oldukça” daha az konuşur olur. Sükut altın olduğundan değil de, anlatacak değerli bir şeyi olmadığından. Düş kurmayı çoktan unuttuğundan. Ve gitgide kuruduğundan.. Bak etrafına.. Anlatacak değerli bir şeyi olmayan, düşü kalmamış kişiler sarmış etrafını. <span id="more-394"></span><br />
<em>Yanındakini –de- beslemeli kişi, besleyebilmeli… Ama birini besleyebilmek için önce kendini beslemeli. Yalnızlığını beslemeli, hayallerini beslemeli, yeteneklerini beslemeli, düşüncelerini beslemeli, zevklerini beslemeli, duygularını beslemeli… Ancak kendini besleyip, doyuran kişi çünkü, başkasını besleyebilir, başkasına bir şey sunabilir. Başka bir yerden bakınca kendisini beslemeye çabalayan kişi ancak, kendine bir şey sunanı fark edebilir, sunulanın değerini anlayabilir.</em></p>
<p>Çünkü gözleri satırlarımda dolanan kişi- ola ki kendini besleyebilen azınlıktansan, bunu da bilirsin ki, sen bir düş uzattığında,  “adam olmuş”lar küçümseyerek bakar sana, sağ omzunun üzerinden hani.. elinde düş’le kalakalırsın..</p>
<p><em>Ne çok bahanesi var kişinin- en başta kendisine karşı. Ne çok bahane kendi düşleri adına..  Kendini beslememek, kendini gerçekleştirememek karşısında bu ne çok bahane, bu ne çok kendini kandırma.. </em></p>
<p>Hala vazgeçmeyip zırvalarımdan, yazıyı okuyan kişi, sen de bilirsin bu yazdıklarımı aslında, herkes bilir ya aslında, herkesin bir meşru nedeni vardır kendini unutmaya, düşlerinin peşini bırakmaya. “Adam olmak” zor iştir ya düşlerine sahip çıkmak daha zor iştir. Gel gör ki, adam olmanın primi çoktur. Kendin korumak, kendin kalmak ise beş para etmez.</p>
<p><em>Kendine değer vermek gerek. Birken iki olmak için; önce bir olmak gerek ya. Aynı o hesap işte. Başkasına değer verebilmek, değerini görebilmek için önce kendine değer vermek gerek.<br />
Aşık olmak gerek. Düşlerine aşkla bağlı olmak. Seni düşlerinden alıkoymak, vazgeçirmek isteyen dünyaya inat- ve ona karşı koyabilmek için- aşkla sarılmak gerek yaptığın şeye. Kurduğun düşe, en başta belki kendine. Aşık olunmak istiyorsan aşkla yanman gerek; önce senin kendine.</em></p>
<p>Çünkü bak, birbiriyle sarmaş ve dolaş görünse de herkes, gözünde aşk yanan kaç kişi var ki “adam olmuş”ların arasında. Ne kadar az kişinin kendi için heyecan duyduğu bir şey var etrafında, ne kadar nadiren anlatırken, yaparken, düşlerken, bakarken, çalışırken, aşk var gözünde. Beni hala dinleyen kişi- aynaya da bak arada, kendi gözlerinde aşktan bir iz kalmış mı, bakarken kendi gözlerine..</p>
<p>Çünkü  aşkını söndürmek, çünkü ateşini dindirmek gerekir “adam olmak” için. Çünkü seninle aynı düşü koşturanlar bile gün gelir “vazgeç bu sevdadan, biz hata etmişiz, bizim hatalarımıza sen de düşme” der. İşte tam da bunun için, aşkla bağlı olmak gerek düşlere. Bizden önce kendini yarım bırakmışlardan olmamak için. Düşlerinin bedellerini göğüsleyebilmek için, aşkla bağlı olmak gerek.</p>
<p><em>Bana bir şey yap dedim ilk yazımda. Bana seni fark etmem için bir şeyler yap. Bugün seni fark etmem, seni sevmem, belki hayran olmam için.. Yarın seni merak etmem, aşık olmam, anlamaya çalışmam için.. Öbür gün, sana inanmam, düşlerinin yolunda yürümem, seninle birlikte direnmem için bir şey yap. Gel sen işe kendin için bir şey yaparak başla. Senin kendine yaptığın büyüyüp bana ulaşsın. Gerisi kendiliğinden.. Gerisi öylece zaten.</em></p>
<p>Yazımın sonuna- lafımın bıraksan daha çok açılır, dallanır, budaklanır kısmına gelen kişi; kendin olmak, kendini gerçekleştirmek için bir şey yap. Bunu önce kendin, sonra benim için yap. “Adam olmuş”ların dünyasından daha başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşlüyorum. Düşümü sürdürebilmem için gözündeki aşkı göster düşlerine duyduğun. Ben de tüm inancımla bağırayım, “başka bir dünya mümkün; düşlediğimiz sürece, ve aşkımız kadar.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/06/30/baska-bir-dunya-mumkun-dusledigimiz-surece-ve-askimiz-kadar%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

