Jan 06

Söz uçar ama yazı da kalmadı galiba… Yazacak şeyler kalmadı… Yazı yazanın yeni bir yazı yazmaya cesaretide kalmamış olabilir. Belki bana yazı yazmamı biri hatırlatmış olabilir, bıyıklı ve alnı açık biri
Ve ben yeni bir şeyler yazmak için bahanelerimin tükendiğini farketmiş olabilirim. Belki bu zaman zarfı içinde dünya bile değişmiş olabilir. Du bakim… Cık bildiğin dünya yine kendi kafasına göre dönüyor üstünde yaşayan insanların ritmine aldırış etmeden. Üstelik hiç düşünmüyor acep mideleri bulanıyor mu inmek isteyen var mı peh!
Zamanla ne istediğimizi bilmeyen ergenlere dönüşüyoruz galiba. Yavaş yavaş gerçekleşmeye başladığında güzel şeyler şu hayatta, mutsuz edecek yeni bir neden bulmakta ışık hızıyla yarışırız, hatta toz yuttururuz, anahtarını bile alabiliriz. Nedir bu peki bir derde bir imkansıza sonuçta mutsuzluluğa bu kadar bağlanma isteği?
Gerçekten ergenleşiyoruz galiba. Ara sıra tüm dünya bize karşı falan sanıyoruz. Onun bizimle bir derdi yok valla dönüyo o öyle, onun bile kendinden çok beklentisi yok. Ama bizim karşımızda kim olursa olsun o kadar çok beklentimiz var ki! Hep o beklediklerimiz yüzünden bu kadar geç kalıyoruz ya hayata. Çünkü emin olun karşınızdaki kişinin belki sizden haberi bile yok. Ne istediğinizden ne düşündüğünüzden… Fark etmek istemiyoruz hala ihtiyacımız olan tek şey cesaret aslında. Konuşmaya, hazır olmaya, var olmaya ve var etmeye, en sonunda hepsini gerçekleştirmeye… Belki merhaba ile başlayan bir konuşma… Hani böyle geceler boyunca ne konuşacağını düşünürsün ya, aynanın karşısında konuşma provası falan… Hiç gerek yok! Merhaba de konuş nasıl geliyorsa diline kelimeler, saçmala, belki kekele gözlerin doluyorsa dolsun bırak boğazın düğümleniyorsa bi yudum su iç ama söyle yeter ki… söyle! Rezil olacaksan ol, kapıdan çıktıktan sonra arkandan gülecek mi gülsün bırak. Senin hakkında kimin ne söyleyeceğini bir kenara bırak. Söyle sadece. İlerde sen bile güleceksin, anı olacak valla. Ama keşke söyleseymişimden iyidir, iyi ki söylemişim demek emin ol.
Hayat kimine kısa kimine uzun ama nasıl yaşadığınla doğru orantılı orası bir gerçek. Ne zaman biteceği bir sır. En dolu dolu şekilde yaşanmayı hak etmiyor mu? Bir pazar erken kalkıp yürüyüş yapmayı güneşli ama biraz soğuk bir günde. Ardından bir simit bir çay eşliğinde vapurla karşıya geçmeyi iş için değil kendin için. Sadece martılara simit atmak için…
Hayat gülümsemeni hak ediyor ve gülümsemen mutlu bir hayatı…
Tags:
gülümse,
hayat,
yeni yazı
Nov 23
Kaç yıl geçti aradan hiç değişmemişsin…
Gözlerin aynı mercan parlaklığında.
Kaderin de değişmemişe benziyor.
Bir sürgünle gelmiştin.
Yine başka sürgünlerle gidiyorsun…
Bu sefer tek kişi tarafından gönderiliyorsun.
Fark eder mi gerçi?
Hep sevdiklerin kaldı arkanda!
Paylaştıkların, şakalaştıkların, üzüldüklerin ve sevindiklerin…
Yıllar önce Karadeniz’in kara sularıyla tanışmıştın.
Sahi o sürgünün sebebi neydi?
Cennetten bir köşe olan vatanın mı?
Yoksa gözünü kin bürümüş insan müsveddelerinin hırsları mı?
En güzele sahip olmak kaybetmeyi göze almaktır değil mi?
Sahi göze almış mıydın vatanını bir gün terk etmeyi?
Bilirim hiç istemedin…
Geldiğinde en çok hangisine ağladın?
Ardında bıraktığın vatanına mı, savaşta ölen kocana mı,
kucağında ölen yavruna mı…
Hangisi bir diğerinden hafif olabilir haklısın.
Sığındığın limandan soğuk bir rüzgar esmiştir, böyle ince ince işlemiştir gözyaşlarına, belki buz tutmuştur onlarda…
Seni alıp götürdükleri yer neresidir?
Ne dil bilirsin ne yol, söyle gittiğin yerde ne edeceksin?
Sarsalar bile seni en içten böyle sıkı sıkı,
Hep diğer yarını isteyeceksin
Hangi kapıya gitsen hep diğerine gönderileceksin…
Anlatmaya dermanın olmaz belki dermanın olsa lisanin…
Yine içinde biriktireceksin…
Yavaş yavaş geçer zaman evlenirsin,
Biraz daha yavaş geçer zaman çocuğun olur
Çok yavaş geçer zaman katlanamazsın
Her şeyden vazgeçersin!
Gözlerin hiç değişmemişte ,
Yüzündeki çizgiler o günden mi?
Tags:
sürgün
Jun 28
Pek anlayabildiğim söylenemez sizi. Barışa dostluğa, kardeşliğe dair yalanlarınızı da dinleyemem. Hem bir ülkeyi kınayıp hem ticari anlaşmalar yapmanızı da anlayamam. O kadar şehit haberinden sonra dizi karakterlerinin yasını tutanları da. Faili meçhul cinayetlerin faillerini hala neden saklarsınız onu da…
İlk önce kepçeyle alıp sonradan kaşıkla vermenize de bir yorum getiremiyorum gerçi. Asgari ücret daha yeni altı yüz lira olmuşken, on bin lirayla geçinemiyorum demenize de basmıyor kafam. Neden hep şehit haberleri fakir ailelerden geliyor, ne bileyim bir milletvekilinin ya da iş adamının oğlu niye şehit düşmüyor mesela…
Ülke içinde darbe seslerinin çınlaması da acayiptir örneğin. Geçmişten niye örnek almayız onu da anlamıyorum. Kafes içine alınmayı ne kadar seven bir ülkeyiz biz böyle. Şöyle bir kendimize baksak yeter miyiz dünyaya. Dünya hazır mı bizi taşımaya ki ona buna ahkam keseriz. Beylik laflar etmek kolaydır peki niye hiç sonunu düşünmeyiz. Var mıdır bir duruşumuz yoksa nabza göre şerbeti çok iyi mi veririz. Read the rest of this entry »
Tags:
anlamak
Mar 23
Bir kelimem kovalıyor bir diğerini… Kâğıda dökülenler silgiyle savaş veriyor. Bu savaşı kazananlar şu anda gördüğünüz gibi yerini alıyor… Sormaya başlıyorum tüm gizli saklıları… Kaç aşk tüketeceksin, kaç sahipsiz bedende ikamet edeceksin diye. Hep dert yanarsın ya geçmişten ve aşkların sahteliğinden… Kaç tane Aşık ile ne kadar Maşuk geçmiştir önünden, bilirim, onlara da gülüp geçersin. Kiralamaktan yorgun düşmüş kiralık kalbinin merhemi Leyla olsa kıymet bilmezsin.
Yitirmişsinizdir belki ne var ne yok bir tek zarla. O da haklı be kardeşim hep düşeş gelmez ya!… Olmaz dediğin olmaz tabi hiç cesaret ettin mi ki? Daraltır mı yollar seni, yoksa bu yollar da kayıp gider mi… Hayal bile edemediğin düşler… Ne edip yapacağım dediğin şeyler söyle şimdi nerdeler?… Toplanmış bavullar, seyreltilmiş aşklar ve bir montla çıkıp gitmek kolay mı sanırsın kapıdan?… Çok ısrarcıysan gitmekte arkadaş! Dost ağızlar bırak arkanda. “İyi” diyelim sen olmadığında yanımızda. Yad edince eski günleri sana takmadan geçmeyelim ve söz sana gelince bi “ahhh!” molası verelim…
Gittiğin yerlerde yeni dostlar edinirsin. Bilirim geçmişten ve bizden çok bahsetmezsin. Sen kilit vursan diline kalbin susar mı sanırsın? Bak gör laf arasında bizi gönlünden kaçıracaksın ve o an durgunluk çökecek sana adımız yankılandığında susacaksın!… Read the rest of this entry »
Tags:
karar
Dec 14
Son zamanlarda çekemez oldum başka bir ırka ait olan insanları. Soyunu sopunu sorgular oldum. Bir kesimin yanlışı bir grubun taşkınlığıyla yargılar oldum koca bir insanlığı. Kabullenmiyordum zaten ezelden beri ama daha bir tırmalar oldu konuşmaları. Kendi dillerinde ağıt yakmaları veya şarkı söylemeleri daha da agresif yapıyor beni. Benim milletimden büyük millet, benim ırkımdan soylu ırk yok ki şu yer yüzünde. Ne yapayım hümanist olamıyorum bir türlü. Sevemiyorum kendi milletimden başka bir milleti. Hepsi aynı zaten bunların hepsi terörist bazısı faşist bazısı kapitalist.
Aslında sadece dil değil mesele. Korku biraz benim ki ya ezip geçerlerse bizi ya aşılarlarsa bize kültürlerini. Amaan Allah korusun. Bütün herkes ölsünde yani benim soyuma bir şey olmasın sonsuza dek tarih sayfalarında anılsın. Kötü desinler iyi desinler hiç önemli değil.
Gündem konularını çok iyi takip ederim işime geleni çok iyi dinlerim. Mesela ülkemde kaos varmış o onu vurmuş bu buna çık git demiş hiç umurumda değil aslında. Benim reytingim önemli hisselerim tavan yapmış mı, devlet yatırımlarıma destek vermiş, kiralık adamlar işlerimi halletmiş mi? Yoksa ne umurumda olur benim yok bugün dünya da kaç insan ölüyormuş, bugün kaç çocuk babasız kalmış…
Derin mevzulara pek dalmam ama iş derin devlete girince hiç yabana atmam. Derin derin hallederim işlerimi ve devlete bu konuda destekten hiç kaçmam. Kaz gelecek yerden tavuk esirgeyecek değiliz ya canım.
Önemli değil hangi partiyi desteklediğim ya da bir fikrimin olması. Fikrimin en ince noktası paradır. Para olan yerde huzur şöhret olan yerde güç vardır. Eee daha ne olsun canım. İçimde bir acı bir kıpırtı var mı diyecek soracak olursanız var tabi canım bizde insanız. Örneğin reklamlık bağışlar sırf imaj için olsa da o da hayır be kardeşim sonuçta.
Demem o ki aslında yok kimseye zararım yerine göre milliyetçi yerine göre sosyalist ve biraz da egoistim aslında. Kime zararım var ki be kardeşim yaşayıp gidiyoruz işte şu hayatta. Bu arada insanlığımı kaybettim hükümsüzdür.
Tags:
insan,
insanlık
Sep 11
Soğuk bir kış günüydü. Yapraklar ağacı selamlayarak bir bir nazikçe yere süzülüyor ve dans ederek uzaklaşıyorlardı. Tatlı bir rüzgar hoş bir melodi bırakıyordu kulaklarda. Ali ise adeta onlara eşlik edercesine yapraklarla oynuyordu. Aniden bir ses duydu. Sesin olduğu tarafa doğru baktı. Kulakları yanakları kıpkırmızı olmuştu soğuktan. Ellerini cebine soktu ve yavaş ama kararlı adımlarla yürüdü. Yere her bastığında rüzgarın uğultusu karışıyordu çatırdı seslerine…Biraz daha ilerledikten sonra arka bahçede abisini ve yan komşuları Aylin’i gördü. Abisinin sinirli ve üzgün olduğu anlaşıyordu yüzünden Aylin ise hem ağlıyordu hem de hararetle bir şeyler anlatıyordu. Ali konuşulanları duymak için biraz daha yanaşmaya karar verdi. Sessizce bir komando gibi sürünerek yanaştı onlara nihayet ne konuştuklarını duyabiliyordu. Abisi Aylin’in ellerini tutmuş ve gözlerine bakıyordu. Read the rest of this entry »
Tags:
hikaye
Aug 12
Ensemden akıyordu terler…Ellerim titriyordu…Kollarım kaldırmıyordu bu metal canavarı çünkü ne oyuncak bir silahtı elimdeki nede bir oyundu çevremdeki… Kalemle tanışmadan tetikle tanıştığı için parmaklarım biraz biçimsizdi. Diğer çocuklar gibi şanslı değildim, savaştı benim kaderim, cehennemin içine doğmuştum. Sonra elleriyle şekil vermeye başladılar bana. Öğretmeliydiler farkımı çünkü sonuçta benimle bir kız arasında kocaman bir fark vardı… Öyle de oldu zaten mavi zıbın mavi patik mavi şapka giydirdiler yani sen erkeksin pembe tarafı koru dediler. Pembe taraf anaydı bacıydı… Yat! Kalk! Öldür! Vatanın için öldür! Gururun için öldür! Onurun için öldür! Konuşma, anlaşma kimse ile ya da orta yol bulma bu bir emirdir öldür !!!
Onlara göre yaşımın kaç olduğu fark etmezdi ya da hayallerimin olması… Hayal dediysem oyuncak araba ya da spor ayakkabı değil yahu birazcık huzur istiyorum o kadar…Tabi azıcık çikolata da fena olmazdı… Read the rest of this entry »
Tags:
çocuk,
savaş
Jul 31
Güzelliğini anlatmak için nasıl bir tarif bulmalıyım bilmiyorum. Bildiğimiz tariflere pek uymuyor da… Bir kalıba sokamıyorum seni. Mesela kaşların yay, gözlerin badem, saçların güneş gibi betimlemeler yapamıyorum. Farklısın çünkü bin bir çeşit her halden…Çok farklı gülümsediğinde dudaklarının kıvrımı…Hiçbir ressamın hayat veremeyeceği bir mükemmellikte. Bakışlarının kimi delip geçtiğini tahmin edemem benden sonra…Bakışlarındaki o şey tutku mu, öfke mi, aşk mı hiç bilemem…Nedir seni bu kadar tedirgin eden, neden bu kaçışlar, tuzak bakışlar, neden bu yalancı cennet gülüşün?…Neden soru ekli bir çok cümle biriktirdim içimde? Zamanı geldiğinde sormak için… O zaman hangi zaman diye soracak olursan hep gelecek zaman…Güzelliğin kilit vuruyordu dilime…
En kuvvetli tutulmaydı bu yeryüzündeki biliyorum. Uzaktın ama nefes alışını bile hissediyordum. Aynı senkronda alıyordum bende her nefesi, aynı anda aynı nefesi çekiyorduk yani içimize. Senin için basit bir nefes, benim için sanki son nefesim gibi bir şeydi. Hemen kaybetmemek için sımsıkı tutuyordum onu içimde her hücreme işletiyordum… Read the rest of this entry »
Tags:
aşkın halleri
Jul 04
Şov zamanı dünya. Perdeler yeni açıldı insanlar alkışlamakta. Sergile onlara en iyi oyununu. Alışkındır zaten bu nesil şamataya, boş atıp dolu tutturmaya, bir o kadar da boş boş oturmaya! Her bir araya gelişte memleketi kurtarmaya, sonra tekrar kaybedip tekrar kurtarmaya! Alışkınız yani hayaller dünyasına. Ne koyarsan önümüze onu yeriz hiç merak etme nerden geldi diye sorup, merak etmeyiz.
Hazır söze hazır ekmeğe ve hazır olan her şeye hoşgörümüz çok ama hareket etmeye geldi mi iş hiç kusura bakmayın takatimiz yok! Sahne aslında bizim gibi görünse de hali hazırda bir oyunumuz yok. Öyle çok konuştuğumuza bakmayın ezberimiz hayli çok.
Bu yüzden sen hangi oyununu sergilersen sergile alkışlayacak çok. Şov zamanı dünya başla hadi…sahne senin… oyun başlamakta en meraklılar önden yerlerini almakta ve oyun başlar dünya sahnesinde. Her şey vardır onda iyiler, kötüler, devler ve cüceler… çok konuşanlar sahnede sadece figüran olarak duranlar… aşklar, ayrılıklar, pişmanlıklar ve tabiî ki kıskançlıklar… En heyecanlı izleyenler kendinden en çok şey bulanlar diğerleri için perde kapanmakta! Gözüküyor işte kötü kral ama oda ne henüz görünmüyor beyaz atlı prens! Ama şov devam etmeli en acilinden bir at bulunmalı at siyahsa beyaza boyanmalı prens yakışıklı değilse iyi bir makyaj yapılmalı… Gerekirse insanların gözleri bir güzel renkli ve simli boyalarla boyanmalı. Yetmiyor ne yapılsa nasırlaşmış kalpler, prens benzedi ama yok kimsede bizi uyandıracağına dair hisler…
Tags:
şov
Son Yorumlar