<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ajegu.com</title>
	<atom:link href="http://www.ajegu.com/index.php/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ajegu.com</link>
	<description>Özgürlük, Birlik...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 12:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Turgut&#8217;a&#8230;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:02:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[Onat Kutlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)﻿ Eylül mezarlıklarından şimdi her gece ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda. Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar gizli bir tarihin yarıklarını doldurmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)﻿</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/ardzınba.jpg"><img class="size-full wp-image-1016 aligncenter" title="ardzınba" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/ardzınba.jpg" alt="" width="549" height="371" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Eylül mezarlıklarından şimdi her gece<br />
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım<br />
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül<br />
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında<br />
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar<br />
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.<br />
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları<br />
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar<br />
gizli bir tarihin yarıklarını<br />
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp<br />
kambur yollarında ceza okullarının<br />
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız<br />
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez<br />
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994.jpg"><img class="size-full wp-image-1017 aligncenter" title="chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/chechen-republic-of-ichkeria-first-3-presidents-yandarbiyev-dudayev-maskhadovof-1994.jpg" alt="" width="400" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Islanınca esmer defterleri yüzümüzün<br />
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı<br />
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.<br />
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle<br />
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin<br />
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.<br />
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede<br />
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.<br />
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.<br />
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin<br />
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz<br />
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından<br />
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım<br />
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/samil_basayev.jpg"><img class="size-full wp-image-1018 aligncenter" title="samil_basayev" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/09/samil_basayev.jpg" alt="" width="209" height="235" /></a></p>
<p style="text-align: left;">-Onat Kutlar-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/09/06/turguta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“ааи &amp; aры&#8221;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/22/%e2%80%9c%d0%b0%d0%b0%d0%b8-a%d1%80%d1%8b/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/22/%e2%80%9c%d0%b0%d0%b0%d0%b8-a%d1%80%d1%8b/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 04:26:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akuytz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akuytz]]></category>
		<category><![CDATA[evet]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=957</guid>
		<description><![CDATA[Bu satırları yazmadan önce gözlerimi sıkıca bağladım; objektif kalabilmek ve siyasi düşüncelerimin etkisinden kurtulabilmek adına. Sonra sol elime bir terazi aldım; doğru ve yanlışları tartıp kendi doğrumu bulabilmek adına. Sonra sağ elime bir kılıç aldım ve hükmü verdim. EVET. Ama siz benim EVET dediğime bakmayın. Siz de gözlerinizi sıkıca bağlayın, benim baskımdan kurtulmak adına. Karar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/terazi_kiraz.jpg"><img class="size-medium wp-image-961 alignleft" title="terazi_kiraz" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/terazi_kiraz-230x300.jpg" alt="" width="250" height="350" /></a></strong>Bu satırları yazmadan önce gözlerimi sıkıca bağladım; objektif kalabilmek ve siyasi düşüncelerimin etkisinden kurtulabilmek adına. Sonra sol elime bir terazi aldım; doğru ve yanlışları tartıp kendi doğrumu bulabilmek adına. Sonra sağ elime bir kılıç aldım ve hükmü verdim. EVET.</p>
<p>Ama siz benim EVET dediğime bakmayın. Siz de gözlerinizi sıkıca bağlayın, benim baskımdan kurtulmak adına. Karar vermenize yardımcı olacak, size yol gösterecek bilgiler sizin HAYIR’ınız ise çekinmeden hükmü verin. Ama sonra araştırın, okuyun; benden daha fazla okuyun ve hükmünüz yine HAYIR ise, yakın üstüne bir keyif sigarası ve hissedin vicdanınızın rahatlığını, vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliğini.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, 12 Eylül’de eller sandığa gidecek. 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi halkoyuna sunulacak. Neye, niçin hayır diyeceğiz? Kime, neden evet diyeceğiz? Kaç kişi bu soruların cevabını bulabildi, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, bu soruların cevaplarını bulmaya çalışırken baya bir terlediğim. Kaldı ki, az biraz hukukla ilgili bir insan olarak beni bile bu kadar terleten sebep, size nasıl bir işkence sunacak çok merak ediyorum.</p>
<p>Öncelikle referandumla birlikte neler değişecek, 26 maddelik pakette neler var, etraflıca inceleyelim ve değişiklikler üzerine birkaç kelam edelim. Daha sonra da “Evet” ve “Hayır” cephelerinin ortaya koyduğu iddiaları değerlendirelim. Sonra da adaletin terazisi hangi tarafa daha ağır basıyor ona bakalım. Bakalım bakalım, şapkanın içinden tavşanı çıkarabilecek miyiz, yoksa cesaret edip kral çıplak diyebilecek miyiz?</p>
<p><strong><span id="more-957"></span>[NOT:</strong> Okuması çok sıkıcı gelecek, hiç çekemem diyorsanız azcık sabredin diyorum. Biliyorum, ajegu’nun en uzun soluklu yazısı olacak, belki de on kişiden sadece iki kişi okumaya cesaret edecek:) Olsun, o iki kişi işine yarayacak birkaç bilgi bulabilirse bu yazıdan, benim için ‘kar kardır’. Tamam, anlaştık diyorsanız <strong>KÜÇÜK BİR DETAY:</strong> Kırmızı ile yazılmış metinler Anayasa’ya eklenmesi planlanan değişiklik metinleridir. Mavi ile yazılmış metinler ise Anayasa’dan çıkarılması planlanan kısımlardır. AYM ve HSYK ile ilgili kanun metinleri oldukça teferruatlı olduğundan, sizi de daha fazla sıkmamak adına bu kısımlar özet geçildi. En önemli kısımlar özet geçildi demeyin. Bu maddelere dair açıklamalar zaten diğer maddelere bedel olacak. Daha fazla uzatmadan, haydi! Buyrun bakalım “Er” meydanına:) <strong>]</strong></p>
<p><em><strong>1. MADDE:</strong> <strong><span style="text-decoration: underline;">KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ / POZİTİF AYRIMCILIK</span> (Anayasa 10. Madde)</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>[… Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. <span style="color: #ff0000;">Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.</span>]</p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong> </strong>Anayasa değişikliği paketi üzerinde yapılan tartışmalarda medyada kadınlar lehine çok önemli yeniliklerin olduğu, kadınlara pozitif ayrımcılık getirileceği şeklinde propagandalar yapıldı. Ama değişiklik metnine baktığımızda bunun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Aslında kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık getirmek yerine sadece eşitlik sağlamak yeterli olacak ama 2000’li yıllardan beri bu konuda çok ciddi bir gerileme söz konusu. Birleşmiş Milletler &#8220;Kadının Güçlenme Endeksi&#8221;ne göre, Türkiye 2000&#8242;de 64., 2006&#8242;da 72., 2009&#8242;da 101. sırada yer almış. Sonuçta kadınlar için “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” cümlesindeki tedbirlerin ne olacağı pratikte önem kazanıyor. Yani, anayasa değişikliklerinden ziyade, uygulamada yapılacak olan değişikliklerin içeriğine bakmak lazım.</p>
<p>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, gaziler ve şehit yakınları için getirilen pozitif ayrımcılık ise gayet yerinde bir düzenleme. Anayasada sosyal devlet olarak kendini tanımlayan bir yapı, bunun gereklerini de yapmak için anayasal güvenceler getirmek zorundadır. Özellikle yok denecek kadar az olan şehit ailelerin maaşları, iş imkanları ve öğrenim şartlarında yapılacak olan iyileştirmeler de bu madde kapsamında gelişecek gibi gözüküyor.</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em> 2. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI</span></em></strong> <strong><em>(Anayasa 20. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">[…Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.]</span></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Açıklama:</em></strong></p>
<p>Kişisel verilerin korunması ile ilgili yapılan düzenleme aslında herkesin dert yandığı, hukuksuzlukların başlangıcı olarak bilinen “fişleme” sorununa çözüm bulmak içindir. Bu değişiklikle artık her vatandaş kişisel verilerine erişme hakkına sahip olacak ve bunların düzeltilmesini, silinmesini talep edebilecektir. Ayrıca ülkemizde genelde “cemaatçi” diye adlandırılan kesimin asker ve polis tarafından fişlenmesi geleneğinin önü tıkanması hedeflenmektedir. AKP’nin amacı bu olsa da, fişlenen ister cemaatçi, ister komünist(!), isterse illegal düşünce sahibi kişiler olsun, bu kişileri kontrol etmek için fişleme gibi anti-hukuksal bir çözüme hiçbir zaman başvurulmaması gerekir. Bugün birisi için Şu’cu veya Bu’cu diye bir fişleme yapılıyorsa, buna maruz kalan kişinin de gerçekten Şu’cu veya Bu’cu olmadığını yargı önünde ispatlayıp kendi hakkını araması gerekir. İşte, 20. maddede yapılan bu değişiklikle bu hak Anayasal bir güvence altına alınabilecektir.</p>
<p><strong><em>3. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">YURT DIŞINA ÇIKMA HÜRRİYETİ</span> (Anayasa 23. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><em>Değişiklik Metni:</em></p>
<p><strong><em> </em></strong>[…Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, <span style="color: #0000ff;">(vatandaşlık ödevi yada ceza)</span><strong> </strong><span style="color: #ff0000;">ancak suç</span> soruşturması veya kovuşturması sebebiyle <span style="color: #ff0000;">hâkim kararına bağlı olarak</span><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong>sınırlanabilir.]</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Daha önce vatandaşa vergi borcu nedeniyle vergi dairesi tarafından yurtdışına çıkış yasağı konulabiliyordu. Yapılan değişiklikle, bu konudaki kararlar sadece hakim tarafından verilecek. Böylece yurtdışına giden bir işadamı herhangi bir vergi dairesinin yazısıyla havaalanında alıkonamayacak.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em>4. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ÇOCUK HAKLARI</span> (Anayasa 41. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><span style="color: #ff0000;">[…Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alır.]</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"> </span><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Anayasa’nın “Ailenin Korunması” kenar başlıklı 41. maddesine “Çocuk Hakları” da eklenerek sosyal devlet olmanın gerekliliği vurgulanmıştır. Özellikle son dönemde terör örgütü başta olmak üzere suç örgütleri veya aileleri tarafından istismar edilen çocukların korunması için bu değişikliğin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Çocukların her türlü şiddete ve baskıya karşı korunmasında devlet üzerine düşen her türlü önlemi almak zorundadır. Avrupa ülkelerinde anne-babanın elinden alınıp devlet tarafından bakılan çocukları çok duymuşuzdur. Değişiklik paketi referandumdan geçerse artık duymakla da kalmayıp bu tür olaylara çok daha fazla şahit olabileceğiz.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>[KARiKATÜR ARASI</strong><strong>]</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/karikatur42.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-974" title="karikatur42" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/karikatur42-300x287.jpg" alt="" width="300" height="287" /></a></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><em>5. MADDE:<span style="text-decoration: underline;"> AYNI İŞ KOLUNDA BİRDEN FAZLA SENDİKAYA ÜYE OLABİLME HAKKI</span> (Anayasa 51. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><em>Değişiklik Metni:</em></p>
<p><em> </em>[…Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. <span style="color: #0000ff;">Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz. </span>İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir…]</p>
<p><em>Açıklama:</em></p>
<p><strong><em> </em></strong>Anayasa’nın “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 51’inci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Böylece, bir kişinin aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olmasının yolu açılıyor. Böylece Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesi’ne aykırılık da ortadan kaldırılmış olacak. Örneğin, “gıda” işkolunda yarım gün çalışan bir işçinin yarım gün de “tekstil” işkolunda çalıştığı düşünülecek olursa, bu işçi bu işkollarında bulunan sendikalardan sadece birine üye olabilmektedir. Yapılan değişiklikle birlikte sendika özgürlüğünün işçi lehine gelişmesi beklenmektedir.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em>6. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">MEMURLARA TOPLU SÖZLEŞME HAKKI</span> (Anayasa 53. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">[…Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.]</span><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Memurlara toplu sözleşme hakkının getirilmesi pozitif bir düzenleme yalnız memurun hala grev hakkının olmaması toplu sözleşme masasına oturan emekçilerin zorlayıcı bir gücünün olmaması anlamına geliyor. Sonuçta toplu görüşme yap dur, senin isteklerin devletin vereceği kadar olacak. Uzlaştırma Kurulunda hükümetin 21 üyesine karşılık, sendikaların 20 üyesinin vereceği kararlar toplu sözleşme hükmündedir deniliyor. Sendikalar zaten kendi aralarında ortak bir karar vermekte zorlanırken, hükümet temsilcileri karşısında oy çokluğunu kolay kolay elde edemeyeceği kesin gözüküyor. 53. maddede yapılan bu düzenleme de sonuçta ‘yetmez ama evet’ler listesine girecek gibi.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> 7. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">GREV HAKKI ve LOKAVT</span> (Anayasa 54. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong><br />
[…Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz. <span style="color: #0000ff;">Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur. </span>Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir. Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir. <span style="color: #0000ff;">Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.</span> Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.]<strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Türkiye grev hakkına en fazla sınırlama getiren ülkeler arasında başı çekiyor. Hal böyle olunca da, işçinin Anayasal hakkı çeşitli sınırlamalarla elinden alınıyor ve cılız bir grev hakkı kendisine tanınmış oluyor. 54. maddede yapılan değişiklikle birlikte bu sınırlamalar kısmen de olsa kaldırılıyor. Siyasi amaçlı grev, dayanışma grevi, işyeri işgali gibi direnişlerin yapılamayacağı hükmünün kaldırılması bunun bir göstergesidir. Yalnız bu değişiklikle birlikte sanki grevlerin bundan sonra siyasi olarak yapılacağı, dayanışma grevlerinin serbest olacağı gibi bir izlenim uyandırılıyor. Fakat bu serzenişler de yerinde değil. Zira aynı maddenin birinci fıkrasında grev ve lokavt hakkının sınırları çizilmiştir. Buna göre işçiler, toplu görüşmeler sırasında uyuşmazlık çıkması halinde grev hakkına sahiptir. Hal böyle olunca, yapılan değişiklik grev hakkının sınırlarını genişletici bir düzenleme olarak algılanmamalıdır.</p>
<p>Grev esnasında verilen zararlardan sendikaların sorumlu tutulacağı konusundaki düzenlemenin kaldırılması da yerindedir. Çünkü burada bir kusursuz sorumluluk söz konusu olmaması gerekir. Sonuçta sendikanın bir yönlendirmesi veya emri olmadan da işçiler kendi başlarına hareket edebilmektedir. Bu durumlarda işyerine veya kişilere verilecek zararlardan dolayı sendikayı sorumlu tutmak adil olmayacaktır. Olsa olsa, zararın kim tarafından verildiği belli olmayan durumlarda sendikanın kusursuz sorumluluğuna gidilebilmesi gerekir. Ayrıca, bu düzenleme ile grev kararı almak sendikalar için daha kolay hale gelecektir. <strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>8. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU(OMBUDSMANLIK)</span> (Anayasa 74. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Değişiklik Metni: </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><span style="color: #ff0000;">[…Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">sahiptir.Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">şikâyetleri inceler.</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının</span><strong><em><span style="color: #ff0000;"> </span></em></strong><span style="color: #ff0000;">salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oyalan aday seçilmiş olur. Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulusu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.]</span></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Ombudsman, şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf içinde tatmin edici çözüm bulan kişidir. Batıda bu kuruma “halkın avukatlığı” deniliyor. Bir nevi, arabulucu… Bu kurum sayesinde idarenin işlem ve eylemleri yargıya yük yapılmaksızın halk tarafından dolaylı olarak denetlenmiş oluyor. Özellikle kötü yönetimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan rüşvet, yolsuzluk, güveni kötüye kullanma gibi durumlarda vatandaşın savunucusu konumundadır.</p>
<p>Sistemin yaygın olan şekli parlamento ombudsmanlığıdır. Nitekim, Anayasa değişiklik paketinde yapılan düzenleme de bu şekildedir. İdarenin kendi iç denetimi ve yargı yollarını kullanmadan vatandaş, liyakatına güvenilen ve özerk olan bu kuruma başvurarak kendi hakkını arama yolunu seçebilecek. Yapılan denetimin sonucuna göre kurumun, disiplin soruşturması başlatma, suç unsuru varsa yargıya başvurma ve düzenlemelerle ilgili reform taleplerinde bulunma yetkilerine sahip olacaktır. Böylece hakların bireysel olarak korunmasından başlayarak genel olarak sistemin düzgün işlemesine katkı sağlayacak bir yeniliğin önü açılmış olacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>[KARiKATÜR ARASI</strong><strong>]</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/kurbaga.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-979" title="kurbaga" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/kurbaga-285x300.jpg" alt="" width="285" height="300" /></a><br />
</strong></p>
<p><strong><em>9. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">MİLLETVEKİLLİĞİN DÜŞMESİ</span> (Anayasa 84. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Değişiklik Metni: </em></strong></p>
<p><span style="color: #0000ff;">[Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya iliksin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.]</span><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Açıklama:</em></strong></p>
<p>Son fıkra yürürlükten kaldırılması planlanmaktadır. Böylece partisinin kapatılmasına neden olan vekilin milletvekilliği devam edecektir. Ülkemizde partisi kapatılıp vekilliği düşse bile siyasete dışarıdan katılmayan milletvekili yok gibi. Hedef kitlelerine bu insanlar bir şekilde ulaşıyor. Sonuçta, teorikte yok gibi görünenler aslında buz dağının arka kısmındakiler. Bu yüzden, yapılacak olan siyasetin hiç olmazsa meclis çatısı altında legal bir şekilde devam ettirilmesi milletin de yararına olacak kanısındayım.</p>
<p><strong><em>10. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">TBMM BAŞKANLIK DİVANI</span> (Anayasa 94. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p>[…Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi <span style="color: #0000ff;">(üç yıldır)</span> <span style="color: #ff0000;">ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.</span>]</p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Anayasa’nın, Meclis’in Başkanlık Divanının oluşumunu düzenleyen 94’üncü maddesinde yapılan değişiklikle divanın ikinci dönem görev süresi iki yıla indiriliyor. Yapılan değişiklikle, 5 yıldan 4 yıla inen genel seçim süresi ile TBMM başkanlık divanının süresinin paralel olması amaçlanmıştır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><em> <strong>11. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">YAŞ KARARLARINA YARGI YOLU ve YERİNDELİK DENETİMİ</span> (Anayasa 125. Madde)</strong></em></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p>[…Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. <span style="color: #ff0000;">Ancak, Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.</span> İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.</p>
<p>Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı <span style="color: #ff0000;">olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz</span>…]</p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Getirilen düzenleme 1996’da YAŞ kararıyla ordudan ihraç edilen Prof. İskender Pala’yı ve bunun gibi 1665 mağdur aileyi akıllara getiriyor. Hükümetin asıl amacının irticai faaliyetler sebebiyle ordudan ihraç edilmiş askerlerin iade-i itibar görmesi ve haklarını araması olmasına rağmen yapılan değişikliği hukuka uygun olarak tasvip etmemiz gerekir. Çünkü bağımsız yargı herkes içindir. Hukuk herkes içindir. Şu veya bu sebeple ordudan ihraç edilmiş bir kişi, hakkını aramak istiyorsa bunun yolu kapatılmaması gerekir. İdarenin, askerin keyfiyetinin yargıya sökmemesi lazım. Ayrıca, idari eylem ve işlemlerle ilgili denetimde ise zaten yerindelik denetimi yapılmayacağı kanunda ve içtihatlarda var olan bir kuraldır. Bu düzenlemenin Anayasaya dahil edilmesinin pratikte çok fazla bir yararı olacağını düşünmüyorum.</p>
<p><strong><em>12. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">KAMU HİZMETİ GÖREVLİLERİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER</span> (Anayasa 128. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>[…Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. <span style="color: #ff0000;">Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.</span>]</p>
<p><strong><em>Açıklama: </em></strong></p>
<p>Anayasanın 53. maddesinde yapılan değişiklikle memurlara getirilen toplu sözleşme hakkının bir uzantısıdır.</p>
<p><strong><em>13. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">UYARMA ve KINAMA CEZALARINA YARGI DENETİMİ</span> (Anayasa 129. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>[…<span style="color: #0000ff;">(Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç)</span>, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.]</p>
<p><strong><em>Açıklama: </em></strong></p>
<p>Memurlara verilen disiplin cezaları arasında durumun niteliği ve ağırlığına göre, uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezaları bulunmaktadır. İşte bu yaptırımlar arasından diğerlerine göre kısmen daha hafif olan uyarma ve kınama cezaları yargı denetimi dışında bırakılmıştı. 129. maddede yapılan değişiklikle memurların sicillerini ve terfilerini etkileyen bu cezalar da dahil olmak üzere tüm disiplin kararlarına yargı yolunun açılması planlanmaktadır. Bu hususta, 2007 yılında AİHM, disiplin cezasına mahkûm edilen memura kararın iptali amacıyla dava açma hakkı tanımadığı gerekçesiyle Türkiye&#8217;yi tazminata mahkûm etmişti. Getirilen düzenleme ile bu kararların da nispeten azalacağı beklenmektedir.</p>
<p><strong><em>14. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ADALET HİZMETLERİNİN DENETİMİ</span> (Anayasa 144. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><span style="color: #0000ff;">(Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırabilir.)</span></p>
<p><strong> </strong><span style="color: #ff0000;">[Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.]</span></p>
<p><strong><em>Açıklama: </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Maddenin şu anki haliyle değişiklik metni arasında aslında çok da büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta denetim yine Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri tarafından yapılacak. Sadece yapılacak denetim yetkisini kıdemli hakim ve savcılara da verebilen bakan bu yetkisinden imtina etmiş olacak. Bu düzenleme idari görevleri yönünden savcıları Adalet Bakanının yani yürütmenin etki ve baskısı altına sokabilecek bir düzenleme. Elbette hakimlerin ve savcıların idari yönden denetimini sağlayacak bir mekanizma olması şart. Sonuçta yargı bağımsız da olsa onların da bağımsızlığının denetimi yapılması lazım. Ama bunu yapacak kişilerin de yürütme olmaması gerekir. HSYK’nin kurulca seçebileceği bir denetçi veya müfettiş kadrosu mevcut düzenlemeye nazaran daha tarafsız ve hukuki olabilirdi. Ayrıca ‘adalet hizmetlerinden’ kasıt nedir? Bunlara hakimler de dahil midir? Madde metni bu şüpheleri ortadan kaldırmadıkça yapılan denetimlerin de çok da sağlıklı olacağını sanmıyorum.</p>
<p><strong><em>15. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ASKERİ YARGI</span> (Anayasa 145. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p>Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; <span style="color: #0000ff;">(askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak isledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karsı isledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler.)<span style="color: #ff0000;"> </span></span><span style="color: #ff0000;">sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz. </span>Askerî mahkemelerin savaş <span style="color: #0000ff;">veya sıkıyönetim hallerinde</span> hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir. Askerî yargı organlarının kurulusu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük isleri askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, <span style="color: #0000ff;">askerlik hizmetinin gereklerine</span> göre kanunla düzenlenir. <span style="color: #0000ff;">Kanun, ayrıca askerî hâkimlerin yargı hizmeti dışındaki askerî hizmetler yönünden askerî hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir.</span></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Yerinde bir düzenleme. Aslında askeri yargının alanı daha da daraltılmalı. Mümkünse Askeri Yargıtay ve AYİM  kaldırılmalı. Sivil yargıyı etkin hale getirmek lazım. Asker kişiyi ilgilendiren her uyuşmazlıkta görev ve yetki askeri yargıda mı, adli yargı da mı diye ayrım yapmanın hiçbir mantığı yok. Yapılan değişiklikle askerin sadece görevi ile ilgili işlediği suçlarda askeri yargı yetkili kılınmıştır. Devletin güvenliğine, anayasal düzene veya işleyişe karşı suçlarda ise adliye mahkemeleri yetkili olacaktır. Böylece siviller savaş hali dışında sıkıyönetim hallerinde bile askeri mahkemelerde yargılanamayacak.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>[BİR KARiKATÜR ARASI DAHA</strong><strong>]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/19guk3.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-983" title="19guk3" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/19guk3-300x265.jpg" alt="" width="300" height="265" /></a><br />
</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em>16. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ANAYASA MAHKEMESİ’NİN KURULUŞU</span> (Anayasa 146. Madde)</em></strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen 146’ıncı maddesinde değişiklik yapıldı. Halen 11 asıl 4 yedek üyeli olan mahkeme, 17 asıl üyeden oluşacak. Mevcut yedek üyeler de doğrudan asıl üye olacak. Buna göre, TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulu’nun gösterdiği 3′er aday arasından, 1 üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 aday arasından gizli oyla seçecek. Cumhurbaşkanı, 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3′er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK&#8217;ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3′er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek. <em>(detaylar için bkz. aşağıdaki tablo)</em></p>
<p><em><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image002.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-985" title="image002" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image002-300x283.jpg" alt="" width="300" height="283" /></a></em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> <strong>Açıklama:</strong></em></p>
<p><em> </em>İşte dananın kuyruğu bu maddeyle kopuyor. Peki bu çığırtkanlığın asıl sebebi ne? AYM’nin üye sayısının çoğaltılması ve yüksek yargının etkinliğinin azaltılması. Durum gerçekten öyle mi bir bakalım. Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde çeşitli kuruluşların aday gösterdiği üyelerin seçimini Cumhurbaşkanı ve TBMM yapıyor. Bunun mevcut düzenlemeden farkı üye sayılarının arttırılmasıyla orantılı olarak Cumhurbaşkanın etkinliğinin artması ve TBMM’nin artık üye seçimine katkıda bulunması. Aslında bu sistem 1961 anayasasının benimsediği mekanizmaya çok benziyor. Hatta Zühtü Arslan buna “Anayasal Reenkarnasyon” demişti. Bir nevi, 1982 Anayasasının katı anlayışından vazgeçiş, yeniden doğuş… Bu noktada eleştiriler meclisin AYM üyelerini seçmesiyle birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin zarar göreceği, yargının siyasi etkilere açık olabileceği yönünde birleşiyor. Ben bu eleştirilere kısmen de olsa katılıyorum. Yalnız, yürütme ile yasamayı birbirine karıştırmamak gerekir. Pek çok Avrupa ülkesinde yasama organları AYM’ye belli oranlarda üye seçer. Genelde bu seçim de tüm partilerin mümkün olduğu kadar ortak noktada buluştuğu kişilerde olur. Bunu gerçekleştirebilmek için de mecliste 2/3 oranı uygulanır. Anayasa değişiklik paketinde ise TBMM bu oranı 1/2 olarak kabul etmiş. Bu oran bence güçlü iktidarların kendi istekleri doğrultusunda şekillendirdiği bir işleyişin oranıdır. Bu yüzden mecliste bir konsensüsün sağlanabileceğine pek ihtimal vermiyorum. İktidar partisi kendi görüşlerine daha uygun kişileri seçebilecek, yargı bağımsızlığı esas olarak değilse de şeklen zedelenebilecektir. Sonuç olarak, sorun meclisin AYM’ye üye seçmesi değil, üye seçerken 2/3; nitelikli çoğunluk oranının uygulanmamasındadır.</p>
<p>Mevcut düzenlemede YÖK’ün gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanı AYM’ye bir üye seçiyor. Değişiklikle birlikte bu üyelerin sayısı 3’e çıkarılıyor. AYM’ye öğretim üyeleri arasından üye seçilmesi yararlı ve genel olarak Avrupa ülkelerindeki uygulamalarla paralel bir düzenleme. Ancak meselenin siyasi açısı biraz karışık. Daha düne kadar YÖK kapatılsın diyen iktidarın YÖK’ü kendi çizgisine aldıktan sonra AYM’nin üye seçimlerinde bu kadar etkin kullanmasına şüpheli yaklaşıyorum maalesef. Meseleye ne kadar siyasi açıdan bakmaktan kaçınmaya çalışsak da böyle bir durumun varlığını inkar etmek de hoş olmayacaktır. Özellikle cumhurbaşkanının re’sen seçeceği 4 üye, TBMM’nin pek de adil olmayan bir şekilde seçeceği 3 üye ve YÖK’den gelen diğer 3 üye ile birlikte yüksek yargı dışından AYM’ye 10 üye seçiliyor. Sorun yüksek yargı dışından üye seçilmesi değil elbette. Sorun seçilenlerin bağımsız ve tarafsız olabilmesidir. Evet, Avrupa’da bile bazı ülkelerde yüksek yargı başkanını kral seçiyor. Ama kral her zaman yüksek yargıya güveninden onların birinci sırada aday gösterdiği üyeyi seçiyor. Bizde ise ne öyle yargıya güvenen kral var ne de krala güvenen halk var.</p>
<p>Teorikte, tarafsız bir cumhurbaşkanı, bağımsız bir yargı ve görevini yapan bir TBMM var. Pratik de böyle olsaydı, getirilen düzenleme de aslında birkaç nokta dışında hukuki olarak sorun teşkil etmeyecekti. Ama, yargı desen kendi yargısını oluşturmuş, birbirlerini seçip duran kendi görüşleri dışından herkesi öteleyen, hukuki kararlarından çok siyasi kararları konuşulan bir yargı. Cumhurbaşkanı desen ne kadar tarafsız gözükse de iktidar partisinin tabanından gelmiş o çizgiye aykırı karar almayacağı kuvvetle muhtemel bir cumhurbaşkanı. TBMM desen al birini vur ötekine dercesine bir keşmekeş. Birinin kaça ne giydiği, diğerinin havuzlu villasından başka konuların konuşulmadığı bir garip yer.</p>
<p>Özetle, AYM’nin yapısında yapılan bu değişiklik pratikte yargı ve iktidarın siyasi çekişmesine sahne olmuş durumda. Amaçlar belli birileri koltuk kaptırmamak kaygısında, birileri de koltuk kapmak kaygısında. Tüm bu siyasi yönlerini bir kenara itebiliyorsanız eğer, TBMM’nin üye seçimi hariç diğer düzenlemeler aslında hukuksal olarak Avrupa ülkeleriyle benzerlik gösteriyor. Eğer, siyasi olarak değil hukuki olarak karar vereceğim diyorsanız AYM için yapılan değişiklikler % 60-70 yerinde düzenlemeler. Evet demek için %50 yeter diyorsan buyur ister ‘evet’ de, ister ‘yetmez ama evet’ de. Ben her zaman hukuki olandan yana olmak zorundayım; siyasi amaçlar ve çıkarlar canımı sıksa da. Çünkü kişileri değiştirmekten ziyade yapıyı değiştirmek her zaman daha mantıklıdır.</p>
<p><strong><em>17. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELİĞİ</span> (Anayasa 147. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p>[<span style="color: #0000ff;">Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. </span><span style="color: #ff0000;">Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.</span>]</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Anayasa mahkemesi üyelerinin 65 olan yaş haddini doldurarak emekli olana kadar görev yapabilme süresine limit getiriliyor. Getirilen bu limit de 12 yıl olacak. Değişiklik metni haliyle “Mahkeme kadıya mülk değil” anlayışının medyada bolca dillendirilmesine yol açtı. Zaten AYM üyeliğine gelene kadar yaşları kemale ermiş hukuk adamlarının 12 yıldan sonra da emekliye ayrılmasını da çok görmemek lazım. Değişim ve yenilik her konuda düzenin kendi kendini denetlenmesini de beraberinde getirir. İyi veya kötü yönetimler kemikleşmediği sürece, yapılan değişikliklerle sorunlara çözüm bulmak daha kolaydır. O yüzden hukuk adamlarının tutarlı olması beklemek yerine, sistemin sürekli tutarlı hukukçular yetiştirmesini beklemek daha mantıklı olacaktır.</p>
<p><strong><em>18. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ANAYASA MAHKEMESİ’NE BİREYSEL BAŞVURU VE YÜCE DİVA KARARLARINA YARGI YOLU</span></em></strong><em>(Anayasa 148. Madde)</em></p>
<p>Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinde yapılan değişikliğe göre, vatandaşa kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Böylece AİHS ile güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerle ilgili mahkemelerce nihai olarak karar verilmesine rağmen, bu sonuçtan memnun olmayan vatandaşın yeniden inceletme hakkı olacaktır. AYM bu düzenlemeyle birlikte bir nevi Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi gibi görev yapabilecektir.</p>
<p>Malumunuz, Rusya’dan sonra aleyhinden en fazla dava açılan ülke Türkiye. Hatta alınan mahkumiyetler açısından da Rusya’yı bile geride bırakmış durumda. AİHM, dava açmada ön şart olarak iç hukuk yollarının tüketilmesini öngörmektedir. Yapılan değişiklikle birlikte birey ve devlet AİHM öncesi son kez uzlaşma içine girmiş olacaktır. Böylece hem AİHM’e açılacak davalar kısmen de olsa azalacak hem de sorunların Avrupa’ya taşınmadan çözülmesinin yolu açılacak.</p>
<p>148. maddede yapılan diğer değişiklik ise Yüce Divan kararlarına karşı yargı yolunun açılması. Buna göre, cumhurbaşkanlarının ve başbakanların yargılanabildiği Yüce Divan’da artık meclis başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılanabilecekler. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar da kesin olacak. Ülkemizde cumhurbaşkanından başbakanına bütün bürokratların işlediği suçlar bakımından yargılanması mümkünken, komutanların görevleriyle ilgili suçlardan yargılanması mümkün olmamaktadır. Daha doğrusu askeri mahkemelerde bu mümkün ama Genelkurmay Başkanını yargılayacak bir askeri mahkemeyi bu ülke daha görmedi. Bu yüzden, yapılan değişikliğin de sivil yargıya geçişte büyük bir adım olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong><em>19. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ANAYASA MAHKEMESİ ÇALIŞMA VE YARGILAMA USULÜ</span> (Anayasa 149. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>149. madde değişikliği ile, Anayasa Mahkemesinin bölümleri başkanvekilinin başkanlığında 4 üyenin katılımı ile; Genel Kurul ise mahkeme başkanının veya başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümler ve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturabilecek.</p>
<p>Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara Yüce Divan sıfatıyla Genel Kurul bakacak. Bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanacak. Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için üye tam sayısının üçte ikisinin oyu aranacak.</p>
<p><strong>Açıklama: </strong></p>
<p>Bu düzenlemeyle AYM, anayasa değişikliğinde iptale, partilerin kapatılmasına veya devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verebilmesi için 2/3 oy çokluğu aranacaktır. Mevcut düzenlemede bu oran 3/5 idi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>[KARİKATÜRE DEVAM]</strong></p>
<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/yigitozgurkarikaturlw0.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1000" title="yigitozgurkarikaturlw0" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/yigitozgurkarikaturlw0-300x284.jpg" alt="" width="300" height="284" /></a></p>
<p><strong><em>20. ve 21. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">ASKERİ YARGITAY ve AYİM</span> (Anayasa 156. ve 157. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p>Askerî Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı <span style="color: #ff0000;">ve</span> hâkimlik teminatı <span style="color: #0000ff;">(ve askerlik hizmetlerinin gereklerine)</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;"> </span>esaslarına </span>göre kanunla düzenlenir. (156 md.)</p>
<p>Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı <span style="color: #ff0000;">ve</span> hâkimlik teminatı <span style="color: #0000ff;">(ve askerlik hizmetlerinin gereklerine)</span> <span style="color: #ff0000;">esaslarına</span> göre kanunla düzenlenir. (157 md.)</p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay üyeleri için adli mahkemelerde olduğu gibi sadece hakimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı ilkesi göz önünde bulundurulacak. ‘Askerlik hizmetlerinin gerekleri’ gibi ucu açık ve askeri alanı genişleten düzenlemelere yer verilmeyecek. Sivil yargıyı etkin kılmak gerektiğini daha önce de belirtmiştik.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> 22. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">HSYK’NIN YAPISI</span> (Anayasa 159. Madde)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>HSYK’nın yapısını düzenleyen Anayasanın 159’uncu maddesinde yapılan değişiklikle, halen 7 olan HSYK’nın üye sayısı 22’ye, 5 olan yedek üye sayısı ise 12’ye çıkarılıyor. HSYK, 3 daire halinde çalışacak. HSYK’nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Şu anki haliyle, 5 üyenin tümünü Yargıtay ve Danıştay&#8217;ın gösterdiği adaylar arasından cumhurbaşkanı atıyor. Değişikliğe göre ise, mevcut 5 üye, sürelerini tamamlayıncaya kadar görevlerini sürdürecek. Gelen 15 yeni üyenin 4’ünü cumhurbaşkanı re’sen atıyor; 1&#8242;ini Adalet Akademisi seçiyor; 10&#8242;unu ise, ilk derece mahkemelerinin hakim ve savcıları, birinci dereceye yükselmiş 4 bin 500 hâkim ve savcı arasından seçecek. Aşağıdaki tabloda da bu durum detaylı olarak gösterilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image004.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-987" title="image004" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image004-300x227.jpg" alt="" width="300" height="227" /></a></p>
<p>Ayrıca, Kurulun “meslekten çıkarma” cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getirilecek. Diğer kararlara itiraz yolu ise kapalı olacak.</p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Kıyamet kopartılan maddelerden birisi de bu. Yapılan değişiklikle HSYK’nın yapısı büyük ölçüde değiştiriliyor. Peki bu değişiklik iddia edildiği gibi bağımsız yargının kontrol altına alınmasına mı sebep olacak, yoksa mevcut durumdan çok daha iyi bir denetim mekanizmasına sahip sivil bir yargının oluşmasına zemin mi hazırlayacak?</p>
<p>Öncelikle, ilk göze çarpan husustan başlayalım. Kurulun başkanının ve doğal üyesinin Adalet Bakanı ve müsteşarı olması. Pakette bu husus hakkında can alıcı bir değişiklik yok. Adalet Bakanı şu anda olduğu gibi yine kurulun başkanı, müsteşar ise doğal üyesi. Sadece Adalet bakanın yetkilerinin kısmen kısıtlanması söz konusu. Başkan, dairelerin çalışmalarına katılamayacak ve daireler kendi başkanlarını kendi üyeleri arasından seçecek. Yani yürütmenin en etkin güçlerinden biri olan Adalet Bakanı, yasamanın en etkin kurulu olan HSYK’nın başında bulunacak. Birisi kuvvetler ayrılığı mı demişti? İşte bu sistemin en sağlıksız tarafı bu. Adalet Bakanı ve müsteşarı kurulda bu kadar etkin olduğu sürece, bağımsız yargının bağımlı olma riski de o kadar çoğalıyor. Her ne kadar Adalet Bakanının yetkileri kısmen kısıtlansa da bakanlık müsteşarıyla birlikte 2 oyu bulunan yürütmenin etkinliğini göz ardı etmemek gerekir. Hele bir de bu üyeler kurulun başkanı ve doğal üyesiyse. Evet, mevcut düzenlemeye göre kısmen daha iyi bir değişiklik ama Adalet Bakanının etkinliğinin daha da azaltılması ve konumunun sembolik bir yürütme temsili haline getirilmesi hukuk devleti açısından da ülkemiz açısından da daha hayırlı olacaktır.            Eleştirilen diğer hususlardan biri, ilk derece mahkemelerinden gelecek olan hakim ve savcıların kurulda çok fazla sayıda temsil edilmesi. Özellikle Yargıtay’dan ve Danıştay’dan seçilen üyelerin etkisinin bir hayli azalmasına sebep olacak bu düzenlemeye en çok karşı çıkanlar da tahmin edeceğiniz üzere konumu sarsılacak olan bu kişiler. Peki binlerce hakim-savcıyı kim temsil edecek kurulda? Yargıtay ve Danıştay üyeleri mi? Elbette hayır. Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi ilk derece hakim ve savcılarının kurula üye olması, taşradaki meslektaşlarını temsil etmesi hukuk devleti açısından yerinde bir düzenleme. Bu konuda beni düşündüren tek mesele ise, ilk dereceden gelen bu kişilerin amaçlarının zaten Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçilmek olması. Hal böyle olunca da, üstteki ağabeyleriyle çatışma ortamına girmek istemeyen bu kişiler kurulda karar verirken ne kadar objektif olabilecekler? Yine al gülüm, ver gülüm mü olacak? Ben seni seçeyim, sen de benim istediğim gibi oy ver mi diyecekler? Türkiye böyle bir düzenin ülkesi işte… Kurumu düzeltmek yetmiyor ki, kafaları düzeltmeyince. Artık bize de, olumlu düşünmekten, ‘umarım vicdanlarıyla hareket ederler’ demekten başka bir şey kalmıyor.</p>
<p><strong><em>Avrupa Ülkelerinde HSYK:</em></strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde yargı kurulları tek tip bir yapılanmaya sahip değil. Almanya, İngiltere ve Avusturya gibi ülkelerde buna benzer bir yargı kurulu bile yok. HSYK benzeri yargı kurullarına sahip olan Fransa, İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, İrlanda, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Slovakya ve Romanya gibi Avrupa ülkelerinin uygulamaları birbirinden farklı. Bu ülkelerdeki yargı kurulları genel olarak karma yapılı ve çok sayıda üyeden oluşuyor. İlk derece ve istinaf mahkemelerinde görev yapan hâkimler kurulda ağırlıklı olarak temsil ediliyorlar. Parlamentolar bu kurullara üye seçiyorlar.</p>
<p>Örnek olarak aşağıdaki tabloyu incelediğimizde Fransız yüksek yargısının nasıl şekillendirildiği ve bu konumlanmada hükümetin, meclisin ve diğer kurumların rolünü daha rahat görebiliriz.</p>
<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image0061.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-991" title="image006" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/image0061-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a></p>
<p><strong>23<em>. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">EKONOMİK ve SOSYAL KONSEY</span> (Anayasa 166. Madde)</em></strong></p>
<p>4641 sayılı kanunla amacı, ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, toplumsal uzlaşma ve işbirliğini sağlayacak, sürekli ve kalıcı bir ortam yaratarak, istişari mahiyette ortak görüş belirlemek olarak belirtilen bu kurum Anayasal güvenceye kavuşturuluyor. Aslında bu bir değişiklikten ziyade, var olan bir kanunun Anayasal güvence altına alınmasıdır. Hükümetler, sendikalar, ticaret ve sanayi odaları temsilcilerinden oluşan &#8216;Ekonomik ve Sosyal Konsey&#8217; AKP döneminde toplanmaya başlamıştı. Getirilen bu düzenlemeyle hükümet değişikliklerinden sonra da konseyin sürekliliği sağlanmış olacak.</p>
<p><strong>24<em>. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">12 EYLÜL DARBECİLERİNE YARGI YOLU</span> (Geçici 15. Madde)<span style="text-decoration: underline;"> </span></em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Değişiklik Metni:</em></strong></p>
<p><span style="color: #0000ff;">[12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.]</span></p>
<p><strong><em>Açıklama:</em></strong></p>
<p>Şimdi yürürlükten kaldırılması planlanan geçici 15. madde ne diyordu? 12 Eylül’ü yargılayamazsınız. Karar veren ve tasarrufta bulunanlar hakkında hiçbir sorumluluk ileri süremezsiniz. Sonra 1982 anayasası bu haliyle halkoyuna sunuluyor ve kabul ediliyor. Yani, halk tarafından bir nevi af çıkartılıyor bu insanlar için. Sonra ne oluyor? 20 yıl sonra biz bir yanlış yapmışız, sizi affetmekten vazgeçtik tekrar yargılayacağız diyor devlet. İşte yürekler böyle istese de hukuk böyle bir şeye müsaade etmeyecek maalesef, etmemesi gerekir. Elbette ki yapılanların kimsenin yanına kar kalmaması gerekir ama bu şekilde değil. Kanunlar geçmişe yürümez. Hukuk herkes içindir. Kendi bildiğimiz doğrular için hukuk sistemini zedelemekle gerçekten doğruya ulaşamayız. Ama hükümet öyle bir propagandaya başladı ki, Kenan Evren bile yargılanıp müebbet yiyecek sanki. İddia ediyorum, referandumdan evet oyu çıksa bile 12 Eylül failleri yargılanamayacak. Evet çok klişe bir laf ama, 12 Eylül kendi hukukunu yarattı bir kere. Daha doğrusu kendi hukuksuzluğunu. O yüzden referanduma evet veya hayır derken bu hususu bu şekilde yorumlamak bence daha mantıklı olacaktır.</p>
<p><strong><em>25. ve 26. MADDE: <span style="text-decoration: underline;">AYM VE HYSK İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER</span> (Geçici 18. ve 19. Madde)</em></strong></p>
<p>AYM, bazı kurumların, Anayasa Mahkemesi ile Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na üye seçiminde, birden fazla adaya oy kullanmalarını engelleyen hüküm ile Cumhurbaşkanının, “İktisat, siyaset bilim dalları ve üst kademe yöneticilerinden” HSYK’ya üye atamasına olanak sağlayan düzenlemeyi, anayasanın değiştirilemez ilkelerinden “hukuk devleti” ilkesine aykırı buldu ve oybirliği ile iptal etti. Geçici 18. ve 19. maddelerin geriye kalan kısımları ise AYM ve HSYK’nın kanun yürürlüğe girdikten sonraki işleyişi ile ilgili düzenlemeleridir. Üzerinde çok fazla durmaya gerek de yoktur.</p>
<p><strong>[BİR NOT DAHA: </strong>Siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması ile ilgili 69. maddede yapılan değişiklik meclis tarafından reddedildiği için konu son anda paketten düşürüldü ve referandumda gündeme alınmayacak.<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong><strong>[SON'A DOĞRU, SON KARİKATÜR</strong><strong>]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/6266585selinlevlenmek7rn.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-990" title="6266585selinlevlenmek7rn" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/6266585selinlevlenmek7rn-300x248.jpg" alt="" width="300" height="248" /></a><br />
</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SON’A DOĞRU, Subjektif Yorumlar</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Tüm dünyada oldukça başvurulan ve özelikle ABD’de seçim kazandırdığına inanılan  4 altın kural var. Bunlardan en önemlisi insanlardaki &#8220;değişim&#8221; arzusunu tetiklemekmiş. Diğerleri umut aşılamak, alternatif oluşturmak ve pozitif propagandaya ağırlık vermek. Erdoğan için ne kadar her şey lehine ise, Kılıçdaroğlu için ise o kadar aleyhine görünüyor bu yönteme göre. Buna rağmen AKP’nin 12 Eylül’le hesaplaşma biçiminde şekillendirdiği propagandanın ise hiç etik olduğunu düşünmüyorum. Gönül isterdi ki, ucuz hesaplar ve siyasi rant çekişmeleri yerine adam akıllı pakette ne var ne yok onlar atılsın. Ama nerde? Amigolar gibi evet-hayır naraları atıyor liderler. Vatandaşın referandum konusunda bilgilendirilmesi yerine oy toplama mantığı ile hareket ediliyor. Seçim ile referandumu kimsenin birbirine karıştırmaması gerekir. Erdoğan veya Kılıçdaroğlu hakkındaki kararı bırakın genel seçimlerde versin herkes. Sert suçlamalarla, içi boş hangi maddeye neden karşı çıkıldığı belli olmadan yapılan muhalefetin geri dönüşü de hiç pozitif olacağa benzemiyor. Böylesine önemli bir konuda yapılan strateji yanlışlığının vebalini de tabanlarına anlatacak olan liderin “vay haline” diyorum.</p>
<p>CHP cephesi “Yargı elden gidiyor”, “Yürütme çok daha güçlü hale gelecek” gibi söylemlerle referanduma karşı çıkıyor gibi görünüyor. Aslında durum öyle değil. CHP 1982 Anayasasının statükocu ve katı halinden her zaman en fazla nasiplenen parti olmuştur. Yargıtay, Danıştay, HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi bürokrasinin kapalı devre seçilmiş kurumları CHP’nin varlığının doğal bir parçası aslında.  Hal böyle olunca da insan oturduğu dalı kesemiyor. Hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı gibi ilkeler görünürde neden kalıyor. Sonuçta “HAYIR” anlamındaki her sonuç Recep Tayyip Erdoğan’nın karizmasını bitirecek. Böylece genel seçimlere büyük bir moralle girecek CHP. Siyaseti bu yüzden sevmiyorum işte. Aslolan amaçlar araç oluyor, benim sadık yarim kara toprak oluyor. Hukuk, yargı, adalet; çıkar dengesinde ikinci planda kalıyor. Önemli olan arz-talep dengesi değil; arz-arz dengesizliği oluyor.</p>
<p>Peki AKP cephesinin amacı gerçekten yargıyı kontrol altına almak mı, bağımlı bir yargı yaratmak mı? Evet, kısmen de olsa ‘Evet’. Parlamenter sistemlerde kuvvetler ayrılığı üçlü bir sacayak gibidir. Yasama, yürütme ve yargı&#8230; Aslında hiçbir ayağın tek başına üstteki sacı kaldırma gücü yok. Ama kendi alanında bağımsız her ayak, üstteki sacı dengede tutmak için elinden geldiği kadar güçlü olmak zorunda. İki hele üç kuvvetin aynı elde toplanması, istibdada yol açar der, Montesquieu. Buna göre, her organ kendi alanında tamamen bağımsız kalacak ve diğer organlar üzerinde hiçbir etkide bulunma imkanına sahip olmaksızın, o alanda milli iradeyi temsil edecektir. Bu sebeple, yürütmenin özellikle güçlü iktidarların yargıyı kontrol altına alma çabaları korkutucu oluyor. Bu durum sinir bozucu ve kızgınlık verici aslında. Bu yetmezmiş gibi birbiriyle alakası olmayan maddeler bir pakete toplanmış ve doğru ve yanlışı ayırt etmemiz isteniyor. Tamam, ayırt ediyoruz. Bu sefer de tartıp karar vermemiz isteniyor. Kurunun yanında yaşların yanmasına gönlüm razı olmuyor ama bir karar vermek gerekiyor. Pek de iyi niyetli olduğuna inanmadığım bir değişiklik girişimi rahatsızlık verse de HUKUK yatıştırıyor sinirlerimi. Evrensel hukuk kuralları, Avrupa Birliği normları yapılan değişikliklerle çerçevesel anlamda paralel gidiyor. Durum böyle olunca da, iskeleti bozuk bir inşaat dikip, insanları içine yerleştirmek mantıklı gelmiyor. Bari temeli biraz olsun sağlam olsun bu inşaatın da içindeki insanların iyi niyetli ve hukuka saygılı olmaları için dua edeyim diyorum. Ama siz benim kadar olaya hukuki bakmayabilirsiniz veya bakmak istemeyebilirsiniz. Bunda da sonuna kadar özgürsünüz. Ülkemizin siyasi ve etnik yapısından tutun da farklı farklı bin türlü sebepler sunarak referanduma ‘Evet’ veya ‘Hayır’ diyebilirsiniz. Seçim sizin, karar da sizin; bana sadece vereceğiniz karara ışık tutmak düşer.</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SON</em></strong></p>
<p>Bugüne kadar referanduma sunulmuş dünya anayasaları içinde sadece 1946 Fransız Anayasası halk tarafından birinci oylamada reddedilmiş. O da daha sonra ikinci referandumda kabul edilmiş. Türkiye ezber bozar mı, bilemem. Ama 26 maddeyi eğrisiyle doğrusuyla tarttığımda en mantıklı yolun ezber bozmamak olduğunu düşünüyorum. Evet, yukarıda ayrıntısıyla incelediğimiz değişikliklerde hukuki olmayan, yanlış olan birtakım hususlar var. Gönül isterdi ki birbiriyle ilgili olmayan maddeler tek tek oylamaya sunulsun. Öyle olmadı maalesef. Öyle olmadığına göre, bir karar vermemiz gerekir doğru veya yanlış. Kararımızın doğruluğunu zaman gösterecek belki ama o günler geldiğinde hiç yoktan araştırdım, okudum, üzerime düşeni yaptım demek kadar “Huzurlu Bir Bahane” olmayacak.</p>
<p>Ve benim elimden şimdilik isteksiz bir EVET geliyor. Daha sivil, yepyeni bir anayasa için bir başlangıç olsun bu diyorum. Ve hayal ediyorum. Paket servis halinde sunulan değişiklikler yerine sivil toplum örgütlerinden, meclisteki her vekilden, hükümetten cumhurbaşkanına kadar uzlaşı içinde çıkarılacak bir anayasa düşlüyorum. Çok mu hayalciyim? Onu da bilmiyorum. Ama Z.N Hurston ne güzel demiş:</p>
<p><strong><em>“Annem her fırsatta çocuklarına, güneşe doğru zıplamalarını öğütlerdi. Güneşe ulaşamazdık ama hiç olmazsa ayaklarımız yerden kesilirdi.”</em></strong></p>
<p>Benim de yaptığım sadece zıplamak aslında. Hayal ettiğim anayasa için referandumda bir kere zıplamak…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/22/%e2%80%9c%d0%b0%d0%b0%d0%b8-a%d1%80%d1%8b/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Delinin Hatıra Defteri *</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 21:17:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra defteri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=943</guid>
		<description><![CDATA[Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de&#8230; I. Sevgili Günlük&#8230; Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada &#8220;geoit&#8221;; o mavi küreye de Arapçada &#8220;dünya&#8221; denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de &#8220;dünyanın çivisi çıkar.&#8221; Çıkan çiviyi yerine çakma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/salvador_dali.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-944" title="salvador_dali" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/salvador_dali.jpg" alt="" width="382" height="286" /></a>Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de&#8230;</p>
<p><strong>I.</strong></p>
<p>Sevgili Günlük&#8230;</p>
<p>Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada &#8220;geoit&#8221;; o mavi küreye de Arapçada &#8220;dünya&#8221; denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de &#8220;dünyanın çivisi çıkar.&#8221; Çıkan çiviyi yerine çakma amaçlı devrimler yapılır? Devletin bekası masumlardan daha önemlidir. Demokrasi vardır ve başkalarıyla paylaşılamayacak kadar güzeldir.</p>
<p>Dünya boş bir yer değildir. Orada, zaman her şeyin boş olduğunu düşünen bir dünya dolusu insan yaşar. İnsanlar boy boy, renk renk, enva-i çeşittir. Siyah insanlara &#8220;zenci&#8221; denir. Siyah ve beyaz Beşiktaş&#8217;ın renkleridir. Sarı ve kırmızı da Kayserispor&#8217;un renkleri olmakla birlikte, bunlara orak ve çekiçte eklenirse halk arasında &#8220;Komünizm&#8221; denilen şey olur.<br />
<span id="more-943"></span><br />
Boyu 1.80 cm.in üzerinde olanlar uzun sayılmakla birlikte, yeryüzünde &#8220;boyu devrilesiceler&#8221; sayılamayacak kadar çoktur. Bazı insanlar &#8220;bir âlem”dir. Bunun yanı sıra insanların pek önemsemediği nebatat, hayvanat, hububat ve bakliyat gibi farklı âlemlerde bulunur.</p>
<p>İnsanlar için cinsiyet faktörü çok önemlidir. Öyle durumlar vardır ki, erkekler yaptıklarında &#8220;hovardalık&#8221;; kadınlar yaptıklarında &#8220;namussuzluk&#8221; olur ?! Bay ve Bayan WC ler vardır. Erkek reyonları hep bodrum katta, kadın ve çocuk reyonları ise hep üst katlardadır. Etiketli ürünlerde sezon sonu indirimi diye bir şey vardır ve bu dünyayı daha yaşanılabilir kılar.</p>
<p>İnsan dediğimiz varlıklar ayrıca kısım kısım ve 72 millettir. Bunlara ek olarak bir de Birleşmiş Milletler bulunur. Bu milletlerden birisi &#8220;ruhen aristokrat, davranış itibarıylada demokrattır.&#8221; Onlara Çerkes denir; fakat onlar kendilerine bazı özel durumlarda Adige, Abhaz, Oset&#8230; vs derler.</p>
<p>Kafkasya diye bir yer vardır. Dağları yüksek, doğası muhteşem, kızları da türkülere konu olabilecek kadar güzeldir. ** Herkes onlara türkü yaksa da kendileri mermi yakmayı tercih ederler. Çünkü tarih sahnesinin bütün dönemlerinde Ruslar vardır. Ruslar hep Kafkasya’yı aşarak sıcak denizlere inmeye çalışırlar. Tarih kitapları vardır ve böyle şeyleri yazarlar. Bu nedenle bütün çocuklar Rusların sıcak denizlere inmek istediklerini bilerek büyürler. Biz hepimiz bilmekteyiz ki Turizm &#8220;Bacasız Sanayi&#8221;, Turist &#8220;Altın Yumurtlayan Tavuk&#8221;, Antalya da &#8220;Bir Tatil Cenneti&#8221;dir ve Ruslar sıcak denizlere inmek için ülkemize gelirler. Böyle alternatiflerin olmadığı dönemlerde savaşlar çıkmıştır. Zaten Kafkasya da savaşlar hiç bitmemiştir. Yüzlerce yıl sürerler ve kaybedilirler. İşte tam bu noktada &#8220;Göç&#8221; denilen olgu yaşanır.</p>
<p>- Hayır efendim, ne münasebet? Yaşanan bir göç değil, &#8220;sürgün&#8221;dür. Dolayısıyla bir &#8220;soykırım&#8221; söz konusudur. &#8220;Genosit&#8221; dedikleri de soykırımın ecnebicesidir.</p>
<p>Yollar vardır. Her yolunda bir yakışanı vardır. (Mesela uzun ince olanları gündüz gece gidilir.) Sürgün böyle yollardan geçip gider. Bu yollardan biriside deniz yoludur. Gemilere balık istifi binilir, ölen birisi olursa cesedi Karadeniz&#8217;e atılır. Bu nedenle &#8220;bahtım gibi kara deniz&#8221; de denilir. Hastalıklar vardır ve gemilerde hep ölümcül olanları denk gelir. Yollar boyunca açlık vardır, hatta &#8220;açlık çoğunluktadır.&#8221; ***</p>
<p>Trabzonlu gemiciler ve köle tüccarları vardır. Demek ki bazı durumlarda insan da ticareti yapılabilen bir maldır&#8230; Parayı insan hayatından daha çok severler. Bugün bile zürriyetleri sevgi ile yad edilir?!</p>
<p>Hepimizin dedesi işte böyle sürgün olagelmiştir. Bazı dedeler ise (torunlarının rivayetlerine göre) mallarını mülklerini toplayarak gelmişlerdir. Onların sülale mühürleri, atları, arabaları ve mutlaka yetmiş küsur tane köleleri bulunur.</p>
<p>&#8220;Gelmek&#8221; fiilini kullanmışken hatırıma geldi, anne tarafından Çerkes olan Lieschteinstein Prensi, yanındaki atlılarla bugün derneğimizi ziyarete geliyor.</p>
<p>Şimdi acilen çıkmam lazım.</p>
<p>Yine yazarım&#8230;</p>
<p>_______________________________________________________</p>
<p>* Gogol&#8217;ün Aksenti İvanoviç&#8217;ine saygı ile&#8230;<br />
** &#8220;Deme sakın kalp hırsızı / Seviyorum çerkes kızı&#8221; Halk Türküsü -/ Bestekâr : selahattin inal<br />
*** &#8220;At sırtında taşınan ölü / Kundağa girmeyen bebe / Karanlıklarda açan çiçeklerin / Bir insanın ölümüne dönüşü / Bir insan ölümü olmaya / Çünkü açlık çoğunluktadır.&#8221; Turgut Uyar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/15/bir-delinin-hatira-defteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Franco Leon İle Benim Aramdaki Farklar</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 21:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Le Vent Nous Portera]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[franco leon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[* Bütün ajegu emektarlarına&#8230; Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes&#8217;im. Franco Leon yolda Dudayev&#8217;i görse &#8216; Es Selamu Aleykum Ey Mücahid&#8217; derdi, ben yolda Dudayev&#8217;i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim. Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım. Ben soğan doğrarken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/b-421721-fark_var.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-934" title="b-421721-fark_var" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/b-421721-fark_var.jpg" alt="" width="500" height="374" /></a>* Bütün ajegu emektarlarına&#8230;</p>
<p>Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes&#8217;im.<br />
Franco Leon yolda Dudayev&#8217;i görse &#8216; Es Selamu Aleykum Ey Mücahid&#8217; derdi,<br />
ben yolda Dudayev&#8217;i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim.<br />
Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım.<br />
Ben soğan doğrarken çok ağladım çünkü ben<br />
sulugöz bir insanım ve ne güzel yemek yaparım, görmelisiniz.</p>
<p>Franco Leon yolda Azrail&#8217;i görse Ajegu için bir kaç kurban isterdi;<br />
ben Azrail&#8217;i yolda görsem ona bir çift lafım olurdu,<br />
derdim ki yani şimdi afedersin ama kurban Allah&#8217;ın emri de derileri neden THK topluyor?</p>
<p>Bu yazıyı Franco&#8217;ya okusam o bana gülümserdi;<br />
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki, anam babam da elbette ister elim kalem tutsun, bir işe yarayayım<br />
fakat derneğe giden çocuklar okumuyor, bir şeyler yapamaz mıyız?</p>
<p>Franco yanımda olsaydı elimden tutardı, derdi ki &#8220;bitir şu yazıyı waşa, ha gayret!&#8221; ;<br />
annem burada olsa elimden tutardı ve ben ona derdim &#8220;Anneciğim bölmesen&#8230;&#8221;</p>
<p>Ben oradaydım, babamın boynuna sarıldım ve dedim ki &#8220;Babacığım seni ben&#8230;&#8221;<br />
Babam döndü bana bir baktı siz o bakışı görmeseniz daha bir makbule geçer!</p>
<p>Franco Leon o bakışı görse şüphesiz hayra yorardı;<br />
ben o bakışı gördüm, utancımdan yerin dibine geçecektim, neyse ki annem beni bakkala gönderdi.</p>
<p>Ne tuhaf anneler gülerken bile çocuklarının</p>
<p>Anneler gülerken bile çocuklarının mutluluklarından çalmıyolar ne tuhaf&#8230;</p>
<p>Franco Leon çok şanslı bir insan<br />
Çeçen olduğunu anladığında o daha küçücüktü;<br />
ben küçüktüm büyüdüm ama abazaların çerkes olup olmadığı hala tartışılıyor&#8230;<br />
Zaten şanslı birisi de değilimdir, nedense ülkemizde şanslı olanların hep kız doğduğu düşünülüyor.</p>
<p>Franco Leon yeni öldü fakat çok uzaklarda olabilir!</p>
<p>Olabilir dedim çünkü hayat bir Western filmi değildir.<br />
Değilse bile savaşlar çıkar, beyaz adam hep kazanır, siz de haber bültenleri izlersiniz.<br />
Franco Leon elimden tutsa da birlikte geçsek çölü,<br />
Ne de olsa Franco da ölü ve &#8220;Küllü Nefsin Zaikatül Mevt&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/08/franco-leon-ile-benim-aramdaki-farklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir &#8220;evet&#8221; bir &#8220;hayır&#8221;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/04/bir-evet-bir-hayir/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/04/bir-evet-bir-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 12:54:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çelişken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çelişken]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=927</guid>
		<description><![CDATA[Efendim malumunuz &#252;lke olarak 12 Eyl&#252;l g&#252;n&#252; h&#252;k&#252;metin -aslında anayasa mahkemesinin- anayasa değişikliği paketini oylayacağız. Ortalıkta &#34;evet&#34; &#34;hayır&#34; naraları dolaşırken, bunlara sunulan gerek&#231;elerin sa&#231;malığı benim bu yazıyı yazmamın başlıca sebebidir. İktidarıyla muhalefetiyle insanların g&#246;z g&#246;re g&#246;re &#34;aptal&#34; yerine konmaları ağrıma gidiyor a&#231;ık&#231;ası. Ancak insanların siyasi kimlikleri o kadar baskın ki g&#246;remiyorlar, g&#246;rmek istemiyorlar bu durumu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" alt="" border="10" height="180" hspace="5" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/08/referandum-300x228.jpg" vspace="5" width="250" /></p>
<p>Efendim malumunuz &uuml;lke olarak 12 Eyl&uuml;l g&uuml;n&uuml; h&uuml;k&uuml;metin -aslında anayasa mahkemesinin- anayasa değişikliği paketini oylayacağız. Ortalıkta &quot;<strong>evet</strong>&quot; &quot;<strong>hayır</strong>&quot; naraları dolaşırken, bunlara sunulan gerek&ccedil;elerin sa&ccedil;malığı benim bu yazıyı yazmamın başlıca sebebidir. İktidarıyla muhalefetiyle insanların g&ouml;z g&ouml;re g&ouml;re &quot;aptal&quot; yerine konmaları ağrıma gidiyor a&ccedil;ık&ccedil;ası. Ancak insanların siyasi kimlikleri o kadar baskın ki g&ouml;remiyorlar, g&ouml;rmek istemiyorlar bu durumu.</p>
<p><span id="more-927"></span></p>
<p>
	&Ouml;ncelikle iktidar a&ccedil;ısından değerlendirelim.</p>
<ul>
<li>&nbsp;H&uuml;k&uuml;met kendi bildiğini okudu. Geniş katılımlı, daha &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k&ccedil;&uuml; bir anayasa oluşturmaları gerekirdi, yapmadı.</li>
<li>Pakete girmesi gereken &ccedil;ok daha &ouml;nemli konular dahil edilmeliydi, edilmedi.</li>
<li>Zamanlama değişikliğin &quot;haydi T&uuml;rkiye&#39;yi &ouml;zg&uuml;rleştirelim&quot; mantığıyla yapılmadığına dair emareler i&ccedil;eriyor. Yani farklı hesaplar d&ouml;n&uuml;yor olması muhtemel.</li>
</ul>
<p>Hayır demek i&ccedil;in ne kadar &ccedil;ok gerek&ccedil;emiz var değil mi?</p>
<p>	Anayasa değişikliğinden bahsedip duruyoruz da nedir bu değişiklik, bir &ouml;zet ge&ccedil;sek iyi olur diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p>
<ul>
<li>&Ccedil;ocuklara ve engellilere pozitif ayrımcılık tanınması</li>
<li>Kişisel verilerin gizliliğinin devlet tarafından sağlanması</li>
<li>Yurt dışı yasağının hakim kararına bağlanması</li>
<li>&Ccedil;ocuk haklarının devlet tarafından g&uuml;vence altına alınması</li>
<li>Parti kapatmanın zorlaştırılması</li>
<li>Memurların toplu s&ouml;zleşme yapabilmesi ve birden fazla sendikaya &uuml;ye olunabilmesi</li>
<li>YAŞ&#39;ın ilişik kesme ile ilgili kararlarına yargı yolunun a&ccedil;ılması</li>
<li>Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması</li>
<li>Y&uuml;ce divan kararlarına yargı yolunun a&ccedil;ılması</li>
<li>12 Eyl&uuml;l uygulamalarına yargı yolunun a&ccedil;ılması (ge&ccedil;ici 15. madde)</li>
<li>Ve meşhur Anayasa mahkemesinin yapısının değiştirilmesi</li>
</ul>
<p>
	Sorunların asıl kaynağı yazının başında da belirttiğim gibi olayı <strong>siyasi</strong> pencereden değerlendirmemiz. Bu da asıl noktayı ka&ccedil;ırmamıza neden oluyor. Ortada maddeleri belli bir anayasa değişiklik paketi var, mantık olarak değişiklik paketini inceleyip tavrımızı oluşturmamız gerekiyor ancak ne bunu yapmamıza izin veriyorlar ne de biz bunu yapıyoruz. Canım &uuml;lkemin b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu anayasa paketini bir kez bile okumadan se&ccedil;im sandığına gidecek 12 Eyl&uuml;l g&uuml;n&uuml;. Okumasına ne gerek var ki, partisinin tavrını benimseyecek o da nasılsa, yahut profes&ouml;r vb. sıfatlarla paketi değerlendiren insanların g&ouml;r&uuml;şlerini benimseyecek &quot;X &ouml;yle diyorsa, doğrudur&quot; diyecek, en k&ouml;t&uuml; komşusundan &ouml;ğrenecek neyin efdal olduğunu. Okuyup anlamakla niye yoracak ki kendisini, onun i&ccedil;in okuyanlar, anlayanlar, d&uuml;ş&uuml;nenler olacak zaten. Bir kalabalığın peşine takılmak yeterli. O okumadığı i&ccedil;in, s&ouml;ylediklerine insanlar inandığı i&ccedil;in, iktidarıyla muhalefetiyle s&ouml;yleyenler istediği gibi &ccedil;arpıtabilecek ger&ccedil;ekleri. İstediği yere s&uuml;r&uuml;kleyebilecek insanları. Utanmadan, insanların g&ouml;z&uuml;n&uuml;n i&ccedil;ine baka baka yalan s&ouml;yleyebilecek kalabalık meydanlarda. &Uuml;st&uuml;ne alkış da alacak &uuml;stelik. Bu bir dahaki yalan i&ccedil;in daha da cesaretlendirecek onu. O kadar inandırıcı(!) olacak ki kendisi bile inanacak s&ouml;ylediği yalanlara.</p>
<p>	&Uuml;zerinde en &ccedil;ok spek&uuml;lasyon yapılan maddeler hakkında bir iki kelam etmek yerinde olacak sanıyorum. Parti kapatma mevzusu bunlardan biri. T&uuml;rkiye Cumhuriyeti tarihinde kapatılan bir partinin temsil ettiği fikrin kapatıldığı i&ccedil;in siyaset sahnesinden silindiğini hatırlamıyorum ben. T&uuml;rkiye parti kapatarak şu ana kadar hi&ccedil;bir şey elde edemedi. &Uuml;stelik sorunları b&ouml;ylece &ccedil;&ouml;zd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; sanarak asıl &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n gelmesini de geciktirdi. Kafamızı kuma g&ouml;mmekten başka bir şey değil parti kapatmak. Anayasa mahkemesi başkanının bizatihi serzenişidir &quot;Getirmeyin artık bize bu davaları, bize gelince kapatmak zorunda kalıyoruz&quot;. Değişiklik ne getiriyor peki? Cumhuriyet başsavcılığı kapatma talebini meclise yapıyor. Mecliste bulunan <strong>her partinin</strong> 5&#39;er kişiyle temsil edildiği bir komisyon kuruluyor ve komisyondan 3/2 &ccedil;oğunlukla dava a&ccedil;ılabilmesi kararı &ccedil;ıkarsa anayasa mahkemesine kapatma davası a&ccedil;ılıyor ve hukuki s&uuml;re&ccedil; b&ouml;ylece başlıyor. </p>
<p>	Bir diğer konu anayasa mahkemesinin yapısının değiştirilmesi. Değişiklikle anayasa mahkemesinin temsil oranı d&uuml;zenleniyor. Anayasa mahkemesinin mevcut yapısıyla verdiği <strong>siyasi</strong> kararlar ortada. Dolayısıyla temsil d&uuml;zeyinin genişletilmesi demokratikleşme anlamında yerinde bir adım. İnsanların g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine baka baka yalan s&ouml;ylenilen konulardan biridir bu da. &quot;Anayasa mahkemesini Başbakan ve Cumhurbaşkanı belirleyecek ey cemaat, &uuml;lke elden gidiyor!&quot; naralarıyla yapıyorlar bunu. Ve destek buluyorlar da -işin acı tarafı da bu ya- Halbuki canım &uuml;lkemin canım vatandaşı metni okusa Cumhurbaşkanı&#39;nın kurumların (Yargıtay, Danıştay, Askeri Y&uuml;ksek İdare Mahkemesi vb) kendi g&ouml;sterdikleri adaylar arasından se&ccedil;im yaptığını g&ouml;recek ve bu kallavi yalana inanmayacak. Muhalefetin &quot;Laiklik elden gidiyor!&quot; &uuml;zerinden y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; korkutma politikası referandum d&ouml;neminde &quot;Cumhuriyet elden gidiyor!&quot; olarak &ccedil;ok yaratıcı bir şekilde g&uuml;ncellenip kitleleri peşinden s&uuml;r&uuml;klemeye devam ediyor(!). </p>
<p>	T&uuml;m bunların ışığında;<br />
	yapılan değişiklikler yeterli olmasa da,<br />
	bu s&uuml;re&ccedil;te izlenilen yolu, y&ouml;ntemi doğru bulmasam da<br />
	bunlar bu değişikliğe &quot;<strong>hayır</strong>&quot; demek i&ccedil;in yeter sebep değil bana g&ouml;re.<br />
	Bu değişikliği demokratikleşme anlamında bir adım olarak g&ouml;r&uuml;yor ve <strong>yetmez ama evet</strong> diyorum.</p>
<p>	İster evet deyin ister hayır deyin ancak her ikisini de siyasi gerek&ccedil;elerle yapmayın. Bu bir genel se&ccedil;im değil, ortada i&ccedil;eriği belli bir paket var onu değerlendirip ona oy verin. Siyasilerin referandumu sokmaya &ccedil;alıştığı se&ccedil;im ortamına aldanmayın, iktidarı desteklemiyorsanız da &quot;evet&quot; diyebilirsiniz pek tabi tıpkı destekleseniz de &quot;hayır&quot; diyebileceğiniz gibi. Ama g&uuml;zel &uuml;lkemin g&uuml;zel insanları &ouml;nce neye evet/hayır dediğinizi bilin, değişiklik metnini okuyun.<br />
	Sahi, okudunuz mu?<br />
	&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/08/04/bir-evet-bir-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gidiş</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sapere Aude]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Gidiyorum ben şimdi, sesiz ve sakin. Yanınızdan geçiyorum belki giderken , görmüyorsunuz bile geçtiğimi.. Gözünüzün önünde uzaklaştıkça yitiyorum ufukta belki ama seçemiyorsunuz gidişimi. Şimdi benim gözünden bakarken, her şey daha yavaş akıyor, bütün ayrıntılar, Memnuniyetsizlik mimikleri, saklanmaya çalışılan bakışlar, çekememezlikler.. Hepsi öyle yavaş akıyor ki.. Hepsi daha da göze çarpıyor şimdi. Ve her şeyin sesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/yol.jpg"><img class="size-full wp-image-918 alignright" title="yol" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/yol.jpg" alt="" width="276" height="530" /></a>Gidiyorum ben şimdi, sesiz ve sakin.<br />
Yanınızdan geçiyorum belki giderken , görmüyorsunuz bile geçtiğimi..<br />
Gözünüzün önünde uzaklaştıkça yitiyorum ufukta belki ama seçemiyorsunuz gidişimi.<br />
Şimdi benim gözünden bakarken, her şey daha yavaş akıyor, bütün ayrıntılar,<br />
Memnuniyetsizlik mimikleri, saklanmaya çalışılan bakışlar, çekememezlikler.. Hepsi öyle yavaş akıyor ki..<br />
Hepsi daha da göze çarpıyor şimdi.<br />
Ve her şeyin sesi boğuklaştı artık.<br />
Başını duyuyorum gürültülerinizin ama sonu olan sözlerinin yok ki zaten..<br />
Hepinizin yanından, yamacından geçerek, ve hatta dokunarak hepinizin zayıflıklarına, yara kabuklarına, yavaş yavaş gidiyorum.<br />
Bembeyaz bir tepe var ileride, tepenin aşağısı pastel bir cümbüş..<br />
O tepeden bedenimi bırakmaya gidiyorum. Pastellere doğru salınmaya, rüzgara geçerken yanımdan pastellere boyasın diye beni..<br />
Sizin koyu ve iddialı, parlak ve çarpıcı renkleriniz siliniyor beyaz tepeye yaklaşan her adımımda..<br />
İşte bundan sakinliğim, her şeyin ve geçmişin gözümün önünde yavaş yavaş silinişine tanık olduğumdan.<br />
Susun ve dinleyin..<br />
Dinleyen kulaklar için her zaman bir diyeceği vardır sessizliğin.<br />
Kalın sağlıcakla,<br />
Gidiyorum bugün ben..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/28/gidis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyoaktif Hayaller…</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/25/radyoaktif-hayaller/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/25/radyoaktif-hayaller/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 15:17:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Franco León]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=912</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde meclisten bir gece yarısı operasyonuyla ve yangından mal kaçırırcasına geçirilen tasarı ile Rusya’nın Türkiye’de nükleer santral kurması ve işletmesi resmen onaylandı. Bu onay neticesi Rusya Federasyonu kendi seçtiği bir şirketi ile Mersin/Akkuyu’da 4 üniteli ve 4800 megawatt kurulu güce sahip bir nükleer santrali inşa edip işletme hakkını elde etmiş oldu. İnşa edilecek bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/nukleer.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-913" title="nukleer" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/07/nukleer.jpg" alt="" width="350" height="293" /></a>Geçtiğimiz günlerde meclisten bir gece yarısı operasyonuyla ve yangından mal kaçırırcasına geçirilen tasarı ile Rusya’nın Türkiye’de nükleer santral kurması ve işletmesi resmen onaylandı.</p>
<p>Bu onay neticesi Rusya Federasyonu kendi seçtiği bir şirketi ile Mersin/Akkuyu’da 4 üniteli ve 4800 megawatt kurulu güce sahip bir nükleer santrali inşa edip işletme hakkını elde etmiş oldu. İnşa edilecek bu santralin arazisi bedelsiz olarak Ruslara verildi ve bununla beraber santral mülkiyeti de Ruslara bırakıldı. Türkiye ise antlaşmanın öngördüğü tüm sınırlamalar kalktığında bile santralde %30’dan fazla bir paya sahip olmayacağını taahhüt etti.</p>
<p>Kafkas diasporası son yıllarda kuşkusuz bir silkinme yaşıyorsa da ortaya konmuş tüm hedefleri hep uzun vadeli. Ancak yukarıda bahsettiğim mevzunun ayrıntılarını öğrendiğinizde göreceksiniz ki diasporanın önünde bulunan en somut ve yakın hedef bu santral inşaatının engellenmesidir.</p>
<p>Peki niçin diaspora bu santralin yapımına karşı çıkmalıdır?<br />
İsterseniz bu sorunun cevabını tasnif ederek ve maddeler halinde verelim;<br />
<span id="more-912"></span><br />
1. Diaspora bu santrale “insan” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:</p>
<p>* Mevcut enerji üretim yöntemlerimiz dünya ikliminin hızla değişmesine sebep oldu ve küresel ısınma ve kirlenmeyi 21.yy insanının en öncelikli problemi haline getirdi. Nükleer enerji de üretimi boyunca dünya ekosistemine verdiği zararlar ile bu problemi tetikleyen önemli bir kalem olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>*  Nükleer enerjinin üretimi sırasında ortaya çıkan atık maddeler yok edilememekte ve depolanmak zorunda kalmaktadır. Esasen bu maddeler santraller için atık olsalar da çok ciddi miktarda radyoaktivite içerdiklerinden son derece tehlikelidirler. Santraldeki reaksiyonlar neticesi bir çoğumuzun adını bilim-kurgu filmlerinden duyduğu “plütonyum” açığa çıkmaktadır ki bu madde nükleer silah yapımında kullanılabilecek kadar radyoaktiftir. Dolayısı ile zorunlu olarak depolanma mecburiyeti bulunmaktadır ancak insanoğlu henüz bu ve benzeri maddeleri sorunsuz olarak saklayabileceği bir yöntem icat edememiştir. Bu sebeple her nükleer santral çok büyük bir radyoaktif kirlilik potansiyeline sahiptir.</p>
<p>*  Nükleer silahlar ile nükleer enerji üretimi arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Bugün dünyanın nükleer silah sahipleri ile nükleer enerji pazarlamacılarının aynı ülkeler olduğu açık bir şekilde bilinmektedir. Nükleer teknolojiye sahip olan bir avuç ülke, bu konuda oluşturdukları tekelin kırılmaması ve hem nükleer teknolojiye sadece kendileri sahip olmak hem de bunun pazarlanmasından büyük paralar kazanabilmek için ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. Bütün batı dünyası, Türkiye’ye nükleer santral satabilmek için sıraya girmişken, İran’ın kendi santralini kurmak istemesine verilen tepki bunun açık bir örneğidir.</p>
<p>*  Nükleer enerji dünya enerji üretiminin verimli bir şekilde arttırılması yönündeki çabaların bir parçası değil, tersine çözüm sürecinin önünde devasa bir engeldir. Çünkü nükleer enerji pahalı, kirli, verimsiz, gelişmeye müsait olmayan eski, hantal ve tehlikeli bir teknolojidir. Ayrıca nükleer enerji sadece elektrik üretebildiğinden ısınma ve ulaşım gibi taleplere cevap veremiyor, dolayısı ile sair enerji yatırımlarına olan gereksinimi de ortadan kaldıramıyor.</p>
<p>*  Nükleer santraller aynı zamanda hükümetlerin “nükleer teknoloji” ile deneyler yapmasına olanak veren birer deney alanı olduğu için bu teknolojiyi ellerinde bulunduran devletler her zaman, “nükleerin temiz ve gerekli bir enerji kaynağı olduğu” ayrıca “teknoloji geliştiği için kaza riskinin hemen hemen hiç bulunmadığı” fikirlerini ısrarla savunurlar. Ancak gerçekte durum hiç bu kadar masum değildir. Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumunun (IAEA) verilerine göre nükleer santrallerin civarında yaşayanlarda kanser vakalarında yüzde 400&#8242;lük artış, genetik mutasyonlar sonucu normal olmayan doğumlar, yaygın lösemi hastalıkları tespit edilmiştir.</p>
<p>Nükleer santrallerden radyasyon sızmasının kaçınılmaz olduğunu teyit eden Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Mühendislik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Vural Altın&#8217;a göre; &#8216;Reaktörleri soğutan suya radyasyon karışması mümkün. Soğutma suyu reaktör içinde dönüp durdukça radyasyon biriktirir. Bunun dışarı sızmaması gerekir. Halbuki her sanayi tesisinde kaza olasılığı vardır. Nükleer reaktörlerin de ufak tefek kaza sonucu radyasyon sızdırması, çevre sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır. Nitekim bunun bir çok örneği var. En gelişmiş ülkelerdekiler de dahil olmak üzere yüzlerce santralde bugüne kadar sızıntı oldu. Nükleer endüstrisi bu kazaları saklamaya çalıştı. Saklayamadıklarını yalanladı. Çünkü dünya kamuoyu, 1960&#8242;lardan itibaren nükleer silahlar karşısında dehşete kapıldıkça, radyasyonun zararları anlaşıldıkça, nükleer santrale karşı güvensizlik duymaya başladı. Nükleer endüstri kendini savunmaya çalışırken, nükleer teknolojiyi sanki kazalardan arınmış gibi gösterdi&#8217;.</p>
<p>En bilinen nükleer kaza Chernobyl’i, korkunçluğuna rağmen tek olması sebebiyle, bir kenara bırakırsak rapor edilmiş yüzlerce nükleer kazanın yanı sıra hükümetler ve nükleer endüstrisi tarafından özenle saklanan daha pek çok kaza bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse;  Sadece ABD&#8217;de bugüne kadar, Nükleer Denetleme Komisyonu&#8217;nun (NRC) kayıtlarına girmiş, felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Japonya&#8217;da sadece 1992 yılında tam 20 tane önemli kaza rapor edilmiştir. 1992 yılında Rusya, uluslararası kuruluşlara 205 kaza rapor etmek mecburiyetinde kalmıştır. İngiltere&#8217;de ise gizlenen ve sonradan ortaya çıkarılan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır. Daha uzatabilecek bu veriler şunu gösteriyor: Nükleer santrallerde kazalar sık rastlanan bir durumdur. Yani nükleer santrallerin mükemmel derecede güvenli olduğu iddiaları bir yalandan ibarettir.</p>
<p>2. Diaspora bu santrale “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:</p>
<p>*  Bu santrali Türkiye kendi imkanları ile yapmak istese ortalama 20 milyar Dolar civarında bir harcama yapması yeterli olmakta iken gerekli mali kaynağı ve daha önemlisi teknolojisi olmadığı için yabancı bir yatırımcıya yaptırmak zorunda kalmakta ve süreç neticesi yaklaşık 51 milyar Dolar’a mal etmektedir. (ANSAV, Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı, Prof. Dr. Çapoğlu, 13.5.2010)</p>
<p>*  OECD verilerine göre nükleer santrallerde üretilen elektriğin ortalama maliyeti ABD’de 4.65 cent, Fransa’da 3.93 cent, Güney Kore’de 3.38 cent, dünya ortalaması ise yaklaşık 4 cent civarında. Ancak Türkiye Rusya’ya KDV hariç 15,35 cent’ten alım garantisi verdi.</p>
<p>*  Türkiye bu antlaşma ile Rusya’ya 15 yıl boyunca santralden elde edilecek elektriği kullansa da kullanmasa da alım garantisi veriyor. Doğalgazda yaşadığımız “al yada öde” keyfiyetini bu şekilde nükleer enerjide de yaşmaya devam edeceğiz.</p>
<p>*  Türkiye bu antlaşma ile nükleer santral sahibi olmayacaktır. Nükleer teknolojinin Türkiye‘ye getirilmesi söz konusu değildir. Yapılan iş, Rusya‘dan hat çekip Türkiye‘ye elektrik satılmasıyla aynıdır. Tek farklılık Rusya‘ya bedava arazi verilmesi ve satacağı elektriğe de alım garantisi sunulmasıdır.</p>
<p>*  Antlaşma ile Türkiye enerji güvenliği açısından da ciddi tehdit oluşturulmaktadır. Nükleer enerji santralinin sahibi olan Rusya, enerji kaynağını da istediği yerden temin edecektir. Doğalgazda verilen al yada öde teminatı sebebi ile Türkiye almak zorunda olduğu gazı boşa harcamamak için zaten barajlardaki üretimini minimuma düşürmüş ve elektrik üretiminin önemli bir kısmını Rus gazını kullanan “doğalgaz çevrim santrallerinden” sağlamakta iken, bu antlaşma ile ülkemizin Rusya‘ya olan bağımlılığı daha da yükselecektir. Enerji alanında dışa bağımlılık oranı yüzde 80‘lere tırmanacaktır. Alım garantileri nedeniyle bugüne kadar oluşan kamu zararının hesabı dahi tutulamamışken, böylesi bir anlaşmayla nükleer santralden üretilecek pahalı enerjiye garanti verilmesi ayrı bir garabet örneğidir.</p>
<p>*  Türkiye henüz hesaplanmış hidrolik potansiyelinin 4’te 1’ini bile kullanmamış, rüzgar, güneş, biyokütle gibi çevreci kaynakları konusunda ise hala emekleme aşamasında iken “nükleer enerjiyi kullanmak zorundayız” ısrarının anlaşılabilmesi mümkün değildir.</p>
<p>*  Nükleer santralin, hiçbir aksama olmaması durumunda bile en erken faaliyete geçme süresi 7 yıl, tam kapasite ile çalışmaya başlaması 10 yıl sürecektir. Yani bu şekilde Türkiye’nin kısa vadede hiçbir enerji sorununa çözüm bulunması mümkün değildir.</p>
<p>*  Türkiye enerji alanında kullanılan teknolojinin eskiliği ve kalitesizliği sebebi ile yaşadığı şebeke kayıplarını telefi etmesi durumunda kurulması planlanan nükleer santralden çok daha fazla enerjiyi tasarruf etmiş olacaktır. Enerji verimliliği uygulamasıyla asgari % 25 düzeyinde enerji tasarrufu olanaklı görülmektedir ki bu tasarruf gerçekleştirildiğinde dahi Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde kurulacak nükleer santraldan elde edilecek enerjiden daha fazlası, çok daha kolay ve ucuz bir yoldan elde edilebilir.</p>
<p>3. Diaspora bu santrale “Kafkasyalı” olarak karşı çıkmalıdır çünkü:</p>
<p>*  Rusya Federasyonu halihazırda insan haklarını dünyada en fazla ihlal eden ülkelerden birisidir. Irkçılığın, şiddetin ve baskının sistematik bir şekilde devlet tarafından beslendiği Rusya böylesi bir yatırım için en son anlaşılacak ülkedir.</p>
<p>*  Nükleer santral yatırımını muhtemelen “Gazprom” benzeri bir devlet şirketi aracılığı ile gerçekleştirecek olan Rusya, buradan elde edeceği kârı da doğrudan devlet hazinesine aktaracaktır. Rusya’nın özellikle Kafkasya’daki askeri harcamalarının ne boyutta olduğu bir sır olmadığına göre bu santral antlaşmasından elde edilecek kârın bir kısmının kimlerin üzerine mermi olarak yağacağı da aşikârdır.</p>
<p>*  Nükleer enerji yatırımını Türkiye üzerinde bir baskı aracı olarak kullanacak Rusya’ya karşı diasporanın herhangi bir kazanımının olması iyice zorlaşacak hatta imkansız hale gelecektir.</p>
<p>Netice itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ceplerimizden haksız ve keyfi olarak çıkacak paranın Kafkasya’daki kardeşlerimizin katledilmesi ve bizim siyasi olarak baskılanmamız amacıyla kullanılacak olmasına şiddetle karşı çıkmalıyız. Böylesine bir yatırımın, böylesine bir ülke tarafından yapılacak olması halklarımız açısından çok büyük tehdit yaratmaktadır. Ancak yapabileceklerimiz tahminimizin de ötesinde hayırlı sonuçlar doğurabilir bunu unutmamamız gerekli… Türkiye’de bu konudan en az bizim kadar rahatsız olan pek çok grup var. Bunlarla işbirliğine gitmek, en azından bireysel de olsa bu gruplara destek vermek son derece önemli. Antlaşma süreci henüz tamamlanmadığından elimizden gelen her yerde sesimizi yükseltmeli ve bu oldu bittiye karşı çıkmalıyız. Bu doğrultuda “Nükleer Karşıtı Platform”, “Greenpeace”, “Elektrik Mühendisleri Odası” gibi örgütlere azami desteği vermeli, bu örgütlerin eylemlerine azami katkıyı sağlamalıyız. Kısa zamanda sonuç alınmasını gerektiren bu süreçte tüm diasporayı yapılabilecekleri küçümsemeden elini taşın altına koymaya davet ediyorum. İnşallah hem biz hem de anavatandaki kardeşlerimiz için hayırlı neticeler alınır…</p>
<p>Ayrıntılı bilgi için:</p>
<p>http://www.nukleerkarsitiplatform.org/</p>
<p>http://www.greenpeace.org/turkey/</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p>http://www.nukleerkarsitiplatform.org/yaynlar/makaleler/41-katliamn-ad-nuekleer-santral.html</p>
<p>http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/nuekleersiz-ortado-u</p>
<p>http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6206&amp;tipi=9</p>
<p>http://www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=c354894b-9ada-413e-b31f-648a49020cf2</p>
<p>http://www1.voanews.com/turkish/news/Turkiye&#8212;Rusya-Nukleer-Santal-Anlamasi-Imzaladi-93574649.html?refresh=1</p>
<p>http://www.internethaber.com/nukleer-santral-rusyain-olacak-251922h.htm</p>
<p>http://www.milliyet.com.tr/nukleer-santral-icin-kanun-cikti-ama-neyin-ne-oldugunu-halka-anlatan-yok-/gungor-uras/ekonomi/yazardetay/23.07.2010/1267168/default.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/07/25/radyoaktif-hayaller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlayamam Pek&#8230;</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/28/anlayamam-pek/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/28/anlayamam-pek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 08:43:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Verba Volant]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=908</guid>
		<description><![CDATA[Pek anlayabildiğim söylenemez sizi. Barışa dostluğa, kardeşliğe dair yalanlarınızı da dinleyemem. Hem bir ülkeyi kınayıp hem ticari anlaşmalar yapmanızı da anlayamam. O kadar şehit haberinden sonra dizi karakterlerinin yasını tutanları da. Faili meçhul cinayetlerin faillerini hala neden saklarsınız onu da… İlk önce kepçeyle alıp sonradan kaşıkla vermenize de bir yorum getiremiyorum gerçi. Asgari ücret daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/06/10_anlayamam.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-909" title="10_anlayamam" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/06/10_anlayamam.jpg" alt="" width="358" height="256" /></a>Pek anlayabildiğim söylenemez sizi. Barışa dostluğa, kardeşliğe dair yalanlarınızı da dinleyemem. Hem bir ülkeyi kınayıp hem ticari anlaşmalar yapmanızı da anlayamam. O kadar şehit haberinden sonra dizi karakterlerinin yasını tutanları da. Faili meçhul cinayetlerin faillerini hala neden saklarsınız onu da…</p>
<p>İlk önce kepçeyle alıp sonradan kaşıkla vermenize de bir yorum getiremiyorum gerçi. Asgari ücret daha yeni altı yüz lira olmuşken, on bin lirayla geçinemiyorum demenize de basmıyor kafam.  Neden hep şehit haberleri fakir ailelerden geliyor, ne bileyim bir milletvekilinin ya da iş adamının oğlu niye şehit düşmüyor mesela…</p>
<p>Ülke içinde darbe seslerinin çınlaması da acayiptir örneğin. Geçmişten niye örnek almayız onu da anlamıyorum. Kafes içine alınmayı ne kadar seven bir ülkeyiz biz böyle.  Şöyle bir kendimize baksak yeter miyiz dünyaya. Dünya hazır mı bizi taşımaya ki ona buna ahkam keseriz. Beylik laflar etmek kolaydır peki niye hiç sonunu düşünmeyiz. Var mıdır bir duruşumuz yoksa nabza göre şerbeti çok iyi mi veririz.<span id="more-908"></span></p>
<p>Kavgasız ,çıkarsız bir dünya nasıl olur pek bilemedim ben. Benim babamda bilmez onun babası da hatta yedi sülalesi de! Benim torunlarımda bilmeyecekler. Belki ne için savaştıklarını bile…</p>
<p>Nedendir bu kavga bilmiyorum. Bu kin,  bu nefret nedir? Aldanıyor muyuz hepimiz bu yalancı dünyaya? Kanıyor muyuz cafcaflı renklerine? Gökkuşağının bittiği yerdeki altınları almak istiyoruz hepimiz aslında. Her şey daha fazla kağıt parçası, kendimiz değer yükledi parlayan taşlar için. Halbuki yıldızlar da bir o kadar parlak değil mi… Onu bunu bırak hepsi bizim değil mi? Ama yetmez bize bilirim çünkü sadece bizim olmasını isteriz her bir şeyin, hepsinin bizim. Öyle bir hırstır ki bu görmez gözümüz çocuk, yaşlı, kadın, masum sivil… Yine hepsini öldürmek isteriz!</p>
<p>Kanla sulanmış topraklar, yetim kalmış çocuklar ve masallarda kalmış yeni bir dünya bırakıyoruz gelecek nesillere. Övünebilecekler mi onlar bizimle, bizim geçmişimizle övünebildiğimiz gibi… Sorularım çok ama maalesef cevaplarım yok!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/28/anlayamam-pek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçülmüş de büyümüş</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/13/kuculmus-de-buyumus/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/13/kuculmus-de-buyumus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 14:07:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>akuytz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akuytz]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=890</guid>
		<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#199;ocukluk&#8230; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Dizlerdeki yaranın kabuk bağlayamadığı zamanlar. Bağlasa ne fayda! Kavlattık&#231;a kanayan yaradan haz alan bir &#231;ocuk i&#231;in hayat o kadar mı g&#252;zel gelirmiş insana. Işıklı ayakkabıların ışıltısı gibi parıl parıl bir d&#246;nem. En k&#246;t&#252; g&#252;n&#252;m&#252;z b&#246;yle olsun: &#8220;Tetris&#8217;in pilinin bittiği g&#252;n.&#8221; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Zaman bu kadar hızlı ilerleyebilir mi diye d&#252;ş&#252;nemiyorum artık. Zira yelkovana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 9px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000"><span _fck_bookmark="1" style="display: none">&nbsp;</span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/06/23247693ou5.png"><img alt="" class="aligncenter size-medium wp-image-891" height="246" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/06/23247693ou5-300x246.png" title="23247693ou5" width="300" /></a></font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center"><span style="font-size: 9px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<span style="font-size: 12px">&nbsp; &Ccedil;ocukluk&hellip;</span></font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Dizlerdeki yaranın kabuk bağlayamadığı zamanlar. Bağlasa ne fayda! Kavlattık&ccedil;a kanayan yaradan haz alan bir &ccedil;ocuk i&ccedil;in hayat o kadar mı g&uuml;zel gelirmiş insana. Işıklı ayakkabıların ışıltısı gibi parıl parıl bir d&ouml;nem. En k&ouml;t&uuml; g&uuml;n&uuml;m&uuml;z b&ouml;yle olsun: &ldquo;Tetris&rsquo;in pilinin bittiği g&uuml;n.&rdquo;</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">Zaman bu kadar hızlı ilerleyebilir mi diye d&uuml;ş&uuml;nemiyorum artık. Zira yelkovana eğilip dikkatlice bakmak bile dehşete kapılmak i&ccedil;in kafi geliyor. &ldquo;Tik-tak, tik-tak&rdquo; diye acımasızca ilerleyen bir saate ağlamaklı bakmayı, &ldquo;Ne olur biraz daha yavaş&rdquo; diye yalvarmayı kim istemez ki? Aldırış etmiyor ama zaman. İstediğin kadar bağır, &ccedil;ağır, isyan et. Zaman, karabasan gibi bir zaman. Sesini bile &ccedil;ıkaramıyorsun, &uuml;st&uuml;ne &uuml;st&uuml;ne oturuyor adeta. Ama &ccedil;ocukluğum, film şeridi gibi g&ouml;zlerimin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;meye başladığında hep bir tebess&uuml;m beliriyor y&uuml;z&uuml;mde. &Ccedil;ocukluk oyunları, &ccedil;ocukluk aşkları, &ccedil;ocukluğuma dair her şey&hellip;</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span id="more-890"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">Sabahın k&ouml;r&uuml;nde hangi kuvvet kaldırabilirdi ki o &ccedil;ocuğu, Susam Sokağındaki Minik Kuş olmazsa. Nerden &ouml;ğrenecekti ki d&uuml;nyanın yuvarlak olduğunu Tusubasa olmazsa. On y&uuml;z bin milyon baloncuk sayesinde matematik biraz daha zorlaştı belki de. Ama sayı kavramları hep u&ccedil;uk ka&ccedil;ık değil miydi o zamanlar? Dayak yediğin kişiler onlarca, gollerin y&uuml;zlerce, &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n hayvanlar milyonlarca, babanın maaşı milyarlarca.</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&Ccedil;ocukluk, hayal g&uuml;c&uuml;n&uuml;n sınırlarını &ccedil;izememek aslında. Bazen sulug&ouml;zle ekşi ekşi bakan bir surat, bazen Big Babol&rsquo;la balon i&ccedil;inde balon yapıp ikinci kattan atlayan deli bir cesaret gibi. Sonunu d&uuml;ş&uuml;nen &ldquo;&ccedil;ocuk&rdquo; olamaz! Evde yiyeceği dayağı, verilecek cezayı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r m&uuml; bir &ccedil;ocuk? D&uuml;ş&uuml;nseydi yaramazlık yapmanın ne heyecanı kalırdı ki. Evden verilen parayı avcunun i&ccedil;inde sımsıkı tutarak bakkala giden, artan parayla &ldquo;Meybuz&rdquo; alabilir miyim acaba diye hayal kuran &ccedil;ocuk yarınki oyun planlarından başka ne d&uuml;ş&uuml;nebilir ki.</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">Hi&ccedil;bir şeyin &ldquo;de&rdquo; hali, &ldquo;den&rdquo; hali falan da yok o anlarda. Her şey yalın, en saf haliyle. Hele aşk&hellip; Bu kadar doğal halini hi&ccedil;bir zaman bulamazsın. Komşunun kızını etkilemek i&ccedil;in gerekirse &ldquo;S&uuml;permen&rdquo; olup kafa g&ouml;z yararsın, gerekirse en moda elbiseni giyip &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;ersin; oduncu g&ouml;mleğin ve Amerikan tıraşlı sa&ccedil;larınla. Hele bir de misafirliğe geldiyseler yandın &ccedil;ocuk. Heyecandan ne dediğini bile bilmezsin belki. Kimi azarlarsın, kimi dalga ge&ccedil;ersin ama neden b&ouml;yle davrandığını sen bile bilemezsin. Buna rağmen bir bahaneyle tuttuğun o elleri, eksik dişlerle g&uuml;l&uuml;mseyen o ifadeyi hala unutamazsın.</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">Manuel &ccedil;ekilmiş fotoğraf kareleri &ccedil;ok daha hissettiriyor aslında zamanın hızını. Doğum g&uuml;n&uuml; seremonilerinde masanın bir k&ouml;şesinde &ouml;ylece duran 2,5 litrelik kola b&uuml;t&uuml;n olayı aydınlatıyor aslında. Bir sene kırk beş bin, diğer sene altmış bin olmuş, zaman su gibi akıp gitmiş anlaşılan. Şeytan da ayrıntıda gizliymiş o anda anlıyorsun, &ccedil;ocukluğumuzu &ccedil;alıp g&ouml;t&uuml;ren zaman gibi.&nbsp;</font></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><span style="mso-tab-count: 1"><font color="#000000">&nbsp; </font></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>&ldquo;60lık &ccedil;ekme kasetler, Hugo ve Tolga abi, &ccedil;itlenbik ağa&ccedil;ları, su ge&ccedil;irmez Casio saat, Cartel, Bmx bisiklet, sporcu kağıtları, mega tasolar, atari kasetleri ve hepsine dair bir s&uuml;r&uuml; anı&hellip; &Uuml;&ccedil;kağıt&ccedil;ılığı, bozuk atari kasetini takas ettirmeye &ccedil;alışmakla; karizmayı, deste deste sporcu kağıtlarını &ldquo;kapış kapış&rdquo; yaparak &ouml;ğrenirsin. Ellerini yıkamak zorunda olduğunu taso oynadıktan sonra anlarsın. Annelere gerek yoktur aslında ama anlatamazsın. Kaldırımdayken adam akıllı y&uuml;r&uuml;, ezan okununca doğru eve, pazarda &ouml;n&uuml;ne gelen meyveye atlama, onu yapma, bunu yapma. Azla yetinmeyi &ouml;ğrenememişiz bir t&uuml;rl&uuml;. &Ouml;yle miydi ger&ccedil;ekten? Mikasa top olmadığı zaman plastik topla, plastik top olmadığı zaman teneke kolayla, o da yoksa &ccedil;am kozalağıyla top oynayan m&uuml;tevazi ufaklıklara haksız bir itham değil miydi bu? Hayal g&uuml;c&uuml;n&uuml;n sınırı, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n sınırı &ldquo;eldeki imkanlar dahilinde&rdquo; değil miydi o d&ouml;nemlerde?</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bazen d&uuml;ş&uuml;yorum, d&ouml;n&uuml;lecek yerin yine &ccedil;ocukluğu &ouml;zlemek olacağını bilseydik, b&uuml;y&uuml;mek i&ccedil;in uğraşır mıydık bu kadar diye. G&ouml;ğs&uuml;nde &ccedil;ıkan &uuml;&ccedil; t&uuml;yle &ouml;v&uuml;nen, okul &ccedil;ıkışlarında arkadaşını kollamak i&ccedil;in volta atan, k&uuml;fretmek algısı &ldquo;ağzını burnunu kırarım senin&rdquo; olan, ıstakanın yarısı kadar boyuyla bilardo salonlarında gezen bir b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş de k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş olur muyduk yine? Aslında bir elinde beslenme &ccedil;antası, bir elinde suluk olan tek haneli yaşlardaki bir &ccedil;ocuk i&ccedil;in bu kadar b&uuml;y&uuml;mek fazlaymış bile.</font></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: trebuchet ms,helvetica,sans-serif"><font color="#000000">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font></span></span><span style="font-size: 12px"><span><font color="#000000"><span style="font-family: 'trebuchet ms','sans-serif'; mso-fareast-font-family: 'times new roman'; mso-bidi-font-family: 'times new roman'; mso-ansi-language: tr; mso-fareast-language: tr; mso-bidi-language: ar-sa">Zamanı yanlış bu &ccedil;ocukluğun, hem de &ccedil;ok. Benjamin Button da yanlış yolda. Hafızamı yitirmediğim, bunamadığım, bilincimin kapalı olmadığı bir d&ouml;nemde gelmeliydi bu &ccedil;ocukluk. 30&rsquo;lu yaşlarda belki. Belki o zaman bir elimde kumanda, bir elimde meybuz&rsquo;um ve karşımda &ccedil;izgi film kuşağım, hayata nanik yapabilmek, inadına &ccedil;ocuk kalabilmek, inadına o g&ouml;zlerle bakabilmek i&ccedil;in belki başarabilirdim.</span></font></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/13/kuculmus-de-buyumus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç adım (3. adım)</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/04/uc-adim-3-adim/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/04/uc-adim-3-adim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 17:09:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çelişken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çelişken]]></category>
		<category><![CDATA[ezberbozan]]></category>
		<category><![CDATA[prenses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=875</guid>
		<description><![CDATA[Atmayanlar i&#231;in; birinci adım, ikinci adım. Yazıyı bu iki b&#252;y&#252;k adamın s&#246;zleri eşliğinde okumanız &#246;nemle rica olunur. Yatağa uzandı, g&#246;zlerini tavana dikti. Aklından eski sevgililerini ge&#231;irdi. Y&#252;zlerini hatırlamaya &#231;alıştı tek tek. Kiminin g&#252;l&#252;ş&#252;ne vurulmuştu, kiminin l&#252;le l&#252;le sa&#231;larına. Hepsine de &#34;aşık&#34; olmuştu. Aşk olunabilen bir şeydi. Hepsi de bir şekilde bitmişti. Aşk bitebilen bir şeydi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atmayanlar i&ccedil;in; <a href="http://www.ajegu.com/index.php/2009/06/24/uc-adim-1-adim/">birinci</a> adım, <a href="http://www.ajegu.com/index.php/2009/07/18/uc-adim-2-adim/">ikinci</a> adım.</p>
<p><object width="420" height="420"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xarvpe" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xarvpe" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="420" height="420"></embed></object></p>
<p><strong>Yazıyı bu iki b&uuml;y&uuml;k adamın s&ouml;zleri eşliğinde okumanız</strong><strong> &ouml;nemle rica olunur.</strong></p>
<p><span id="more-875"></span></p>
<p>Yatağa uzandı, g&ouml;zlerini tavana dikti. Aklından eski sevgililerini ge&ccedil;irdi. Y&uuml;zlerini hatırlamaya &ccedil;alıştı tek tek. Kiminin g&uuml;l&uuml;ş&uuml;ne vurulmuştu, kiminin l&uuml;le l&uuml;le sa&ccedil;larına. Hepsine de &quot;aşık&quot; olmuştu.</p>
<p>Aşk olunabilen bir şeydi.<br />
	Hepsi de bir şekilde bitmişti.<br />
	Aşk bitebilen bir şeydi. Taa ki t&uuml;m ezberleri bozulana kadar&#8230;<br />
	Sen.<br />
	O kadar &ccedil;ok sıfatın var ki&#8230;<br />
	O kadar &ccedil;ok anlamın var ki&#8230;<br />
	Sen.<br />
	Devler &uuml;lkesinin k&uuml;&ccedil;&uuml;k prensesi.</p>
<p>Aşk, bencil bir duygudur. Ortaya &ccedil;ıktığında haberi bile olmaz kimsenin, y&uuml;rekle halleder işini. Diğer organlar bihaberdir olanlardan. Olduktan sonra &ouml;ğrenirler ancak. O d&ouml;nem pek s&ouml;z hakları bulunmaz ama olsa itiraz edecek birileri &ccedil;ıkar genelde. Akıl, mantık işi değildir sevmek. O y&uuml;zden y&uuml;reğin bu vurdumduymaz tutumuna hallenirler i&ccedil;ten i&ccedil;e. Bir şey diyebilecekleri ana kadar susarlar, ama mutlaka derler diyeceklerini.</p>
<p>Ezberbozan demiştim ya hani ilk o zaman fark ettim bunu. Akıl, mantık, y&uuml;rek bilimum organın oy birliğiyle ge&ccedil;ti bu sevgi. Olacak iş değil diye d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;m ilkin. Bu birliktelik bir &ccedil;ok şeye gebeydi, &ouml;yle de oldu.</p>
<p>İlk &ouml;nce akıl karıştı işin i&ccedil;ine, ruhla bir anlaşma yapmışlar. Kalbe gittiler: &quot;<em>Tek başına g&ouml;t&uuml;remezsin bu işi, isteklerimiz var.</em>&quot;</p>
<p><strong>Ezberbozan</strong></p>
<p>&quot;<em>Yalan olmayacak &ouml;ncelikle. Sadece ger&ccedil;eği &ccedil;arpıtmak değil, gizlemek de dahil buna. Ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yorsa o s&ouml;ylenecek. B&uuml;t&uuml;n maskeler &ccedil;ıkarılacak yanındayken. Ruh &ccedil;ırıl&ccedil;ıplak olacak. Biliyoruz biraz riskli ama başka t&uuml;rl&uuml;s&uuml; olmaz. Bu, başka zaman yapılamaz, şimdiye kadar g&ouml;rd&uuml;k bunu. Ya şimdi ya hi&ccedil;!</em>&quot;</p>
<p>Olmadı.</p>
<p>Bana, t&uuml;m yaşanmışlıklarıma aykırı kararlar aldıran o ka&ccedil;amak bakışlar kendisine aynı g&uuml;c&uuml; vermemiş demek ki.</p>
<p>Bitti. Onun d&uuml;nyasının bir par&ccedil;ası olduğumu hissedemeden bitti.</p>
<p>Sonrası malum, adabıyla acısı yaşanacak ve miyadı dolunca da bitecekti.</p>
<p><strong>Ezberbozan.</strong></p>
<p>Bitmedi. Seni unutmak mı istememdim, istedim de unutamadım mı bilmiyorum. Sonucun aynılığının s&uuml;reci kifayetsiz kıldığı bir durum. Seni sensiz yaşamaya başladım. 3. sınıf aşk romanlarının tabirlerine benzedi biliyorum ama burada kullanılma amacı c&uuml;mlenin romantikliği değil, ger&ccedil;ek anlamı.</p>
<p>&Ccedil;ok sıradan şeyler yapıyorduk seninle. Ne kadar garip değil mi? Her şeyi yapabilirdik oysa ki. En romantik akşam yemeklerini yiyebilir, en g&uuml;zel g&uuml;n batımlarını izleyebilirdik. Her birimiz kendi hayal d&uuml;nyamızın Tanrısıydık nasılsa. Ama olmadı. Seninle ilgili kurduğum hayallerin hi&ccedil;birinde d&uuml;nyanın en g&uuml;zel yerinde değildik ama ben oradaymışız gibi hissettim hepsinde.</p>
<p>Kaldırımlarda y&uuml;r&uuml;d&uuml;k beraber, mağazaların vitrinlerine baktık.</p>
<p>&Ccedil;arşıda buluştuk bir g&uuml;n, ufak bir kafede yeşil &ccedil;ay i&ccedil;tik.</p>
<p>Ge&ccedil;en yine sabahın kordon saatinde aynı yerde kahvaltı yaptık.</p>
<p>Gece televizyon izlerken uykuya dalmışsın, ufak bir battaniyeyle &uuml;st&uuml;n&uuml; &ouml;rtt&uuml;m, uyandırmadım orada kaldın.</p>
<p><strong>Ezberbozan.<br />
	</strong></p>
<p>Bitmez bu yazı, bu adımlar bitmez.</p>
<p>Akla gelen onlarca kelime korkudan dile bile ulaşamıyorken kaleme daha fazlası d&uuml;şmez.</p>
<p>Nazım&#39;a bırakalım kendimizi. &Ouml;nce &ccedil;ıkıp <em>&quot;Bence artık sen de herkes gibisin&quot;&nbsp; </em>desin, sonra da <em>&quot;Y&uuml;z yıldır geliyorum ardından&quot;. <br />
	</em></p>
<p>Tutarsızlığımıza, zayıflığımıza, acizliğimize, kabullenemediklerimize, insanlığımıza vursun Nazım belden aşağı.</p>
<p>
	<strong>Not: </strong>Yazıdaki t&uuml;m karakterler hayal &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Anlatımdaki 3. tekil &lt;&#8211;&gt; 1. tekil şahıs ge&ccedil;işleri anlatımı g&uuml;&ccedil;lendirmekten başka bir şey değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/06/04/uc-adim-3-adim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
