| |
Sep 17
Ebu Cehil ismi anıldığı zaman eminim pek çoğumuzun aklına bir karpuz çeşidinden çok daha fazlası gelir. Eğer tutulsaydı, nüfus kayıtlarına geçecek muhtemel ismi Amr Bin Hişam olan sözkonusu şahsiyet, İslamiyet’in inzal olduğu dönem Arap Yarımadası’nın ve ticaretin kalbi olan Mekke’nin -ki bu durum inşa edildiği günden beri mukaddes kabul edilen Kâbe’ye evsahipliği yapıyor olmasından kaynaklanır- ileri gelen, en nüfuzlu tacirlerinden birisidir. İnsanların sahip olduklarından ziyade toplum içerisinde kendilerine münasip görülen sıfat ve lakaplarla çağırılmasının yaygın olduğu bu dönemde, hayatının uzunca bir dönemi Ebu’l Hikmet (Hikmetin Babası) olarak bilinen Amr Bir Hişam, İslamiyet ve Müslümanlar karşısında sergilemiş olduğu tavır neticesinde Ebu Cehil (Cehaletin Babası) olarak hayata gözlerini kapamıştır.
Bir kaç cümle ile ifade edilen bu kısa malumatı verdikten sonra, detaylı bilgi edinmek isteyenleri İslam tarihçilerine ve siyer kitaplarına havale ediyoruz. Meselenin bir ucunun Hicaz’a kadar dayanmasının sebebi Abhazların “Abaz” adında bir Arap’ın soyundan olduğu yahut Çeçenlerin Argnoy sülalesinin dünyanın dört bir tarafına yayılmış Arap tüccarların soyundan geldiğine ilişkin antropolojik söylentileri yinelemek değil. Popülist bir yaklaşımla, reklâmın iyisi kötüsü olmaz diyerek “efenim, zaten Ebu Cehil’de Çerkesmiş!” diyerek şöhret sahibi Çerkeslere bir isim daha eklemek gayretinde de değilim. Ele almak istediğim konu, Ebu Cehil’in sergilemiş olduğu tavırla, toplumumuzun geneline sirayet etmiş bir takım davranış bozukluklarının -buradaki davranış bozukluğu kavramı psikolojik bir terim değildir, fakat durumu bundan daha iyi özetleyecek başka bir ifade olmadığı için yazar tarafından münasip görülmüştür, uysa da uymuştur, uymasa da uymuştur- taşıdığı benzerliklerdir. Read the rest of this entry »
Tags: ebu cehil, kibir
Sep 10
12 Eylül referandum süreci hayatımızın içine iyiden iyiye girmeye başladığından beri mail adreslerim, sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarım ve hatta cep telefonumun mesaj kutusu ısrarlı bir taciz ateşine maruz kalıyor. Tabii ki herkes oylamaya sunulacak değişiklikleri kendince düşünüp tartacak ve ona göre evet yada hayır kararını verecek, bu herkesin en doğal hakkı. Ancak bir kesim var, memleket siyasi hayatından ziyadesi ile yorgun düşmüş ruhumu daha beter sıkmak için elinden geleni yapıyor galiba. Ve şuracıkta çekinmeden bir de sosyolojik tespit yapalım ki bu insanların çok önemli bir bölümü Çerkes. Üstelik, şahsımı bilerek yahut farkında olmadan, ama şurası kesin ki büyük bir ısrarla, vatan haini, bölücü, satılık, yardakçı, yobaz, gerici, liboş, dönek, aptal, cahil ve benzeri sevgi sözcükleri ile sarıp sarmalayan bu insanların yine çok önemli bir kısmı aslında referandumda verilecek oyumun rengini değiştirmeye çalışmıyor, beni bir CHP sempatizanı olmaya davet ediyor. Gerçi bunu doğrudan söyleyenler olduğu gibi sadece ima eden yahut mesajından bu sonuç çıkarılanlar da var. Yani çok şükür herkes kendini hesapsızca kaybetmiş değil, içlerinde henüz umut ışığı taşıyanlar da mevcut…
Öncelikle bu mesajların tamamına cevabımın “ne münasebet” olduğunu ifade edelim ki, sair davetlere açık kapı bırakmış olmayalım. Sıkıntımın sebebine gelince; güzel halkımın güzide insanları, topluca akıl tutulmasına mı uğradınız? Yoksa ben siyasi gündemimize dair bir ayrıntıyı kaçırdım da o arada CHP reddi miras ilan edip sıfırdan başlamaya mı karar verdi? Bilakis, birkaç ay evvel bizzat o partinin genel sekreteri çıkıp mecliste, “aynı Atatürk gibi ananızı ağlatırız” buyurduğuna göre CHP zihin yapısında değişen hiçbir şey olmadığı ayan beyan ortada. Bürokratik vesayetçi, elitist, ırkçı, beyaz Türklerin egemenliğine dayalı seçkinci, hatta son tahlilde nasyonal sosyalist CHP durduğu yerde duruyor. Peki nedir halkımın insanlarını böylesine Kemalizm’e bağlayan? Buna cevap vermek herkesin kendi vazifesi ancak bu iç muhasebeyi yaparken sizlere yardımcı olmak benim boynumun borcu. Bu anlamda öncelikle CHP’nin ve onun dayandığı Kemalist düşüncenin kaynaklarını vurgulamak gerek. “Kaynaklar” dedim zira bu sistem pek çoğumuzun sandığı gibi sadece Atatürk’e dayanmıyor. Kuşkusuz önemli ölçüde ondan besleniyor ancak yardımcı unsurları da gözden kaçırmamalı… Bu yardımcı unsurların başında İsmet İnönü var sananlar yine yanıldılar, ondan çok daha önce hem de Atatürk’ü doğrudan etkileyecek biçimde Mahmut Esat Bozkurt gelmekte… Read the rest of this entry »
Tags: chp, faşizm
Sep 06
(ve “Yaşamak için daha çok ölenler”in hatırasına…)

Eylül mezarlıklarından şimdi her gece
ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım
Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül
Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında
durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar
hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda.
Anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları
Güz gelince yeniden ölen çekirge, savruk otlar
gizli bir tarihin yarıklarını
doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp
kambur yollarında ceza okullarının
aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız
şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez
yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi

Islanınca esmer defterleri yüzümüzün
bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı
çakıyor bir an. Karanlık feneri ülkemizin.
Nasıl bir yalnızlık, unutulmuş bir ışık diliyle
çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin
Bir tenis topu, koşan bir çocuk, bir gözyaşı bile değiliz.
Yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede
yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta: Dalgınlık.
Düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından
ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.

-Onat Kutlar-
Tags: Onat Kutlar
Aug 22
Bu satırları yazmadan önce gözlerimi sıkıca bağladım; objektif kalabilmek ve siyasi düşüncelerimin etkisinden kurtulabilmek adına. Sonra sol elime bir terazi aldım; doğru ve yanlışları tartıp kendi doğrumu bulabilmek adına. Sonra sağ elime bir kılıç aldım ve hükmü verdim. EVET.
Ama siz benim EVET dediğime bakmayın. Siz de gözlerinizi sıkıca bağlayın, benim baskımdan kurtulmak adına. Karar vermenize yardımcı olacak, size yol gösterecek bilgiler sizin HAYIR’ınız ise çekinmeden hükmü verin. Ama sonra araştırın, okuyun; benden daha fazla okuyun ve hükmünüz yine HAYIR ise, yakın üstüne bir keyif sigarası ve hissedin vicdanınızın rahatlığını, vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliğini.
Bildiğiniz üzere, 12 Eylül’de eller sandığa gidecek. 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi halkoyuna sunulacak. Neye, niçin hayır diyeceğiz? Kime, neden evet diyeceğiz? Kaç kişi bu soruların cevabını bulabildi, hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, bu soruların cevaplarını bulmaya çalışırken baya bir terlediğim. Kaldı ki, az biraz hukukla ilgili bir insan olarak beni bile bu kadar terleten sebep, size nasıl bir işkence sunacak çok merak ediyorum.
Öncelikle referandumla birlikte neler değişecek, 26 maddelik pakette neler var, etraflıca inceleyelim ve değişiklikler üzerine birkaç kelam edelim. Daha sonra da “Evet” ve “Hayır” cephelerinin ortaya koyduğu iddiaları değerlendirelim. Sonra da adaletin terazisi hangi tarafa daha ağır basıyor ona bakalım. Bakalım bakalım, şapkanın içinden tavşanı çıkarabilecek miyiz, yoksa cesaret edip kral çıplak diyebilecek miyiz?
Read the rest of this entry »
Tags: evet, hukuk, referandum
Aug 15
Anlatmaya nereden başlamalı bilemiyorum ama yine de…
I.
Sevgili Günlük…
Küreler vardır. Çeşitli renklerde küreler bulunur. Bazıları mavidir. İşte o mavi kürelerden bir tanesi kutuplardan basık ekvatordan şişkindir ki, o şekle coğrafyada “geoit”; o mavi küreye de Arapçada “dünya” denir. Dünyayı yönetmek için krallar tahta çıkar, bazen de “dünyanın çivisi çıkar.” Çıkan çiviyi yerine çakma amaçlı devrimler yapılır? Devletin bekası masumlardan daha önemlidir. Demokrasi vardır ve başkalarıyla paylaşılamayacak kadar güzeldir.
Dünya boş bir yer değildir. Orada, zaman her şeyin boş olduğunu düşünen bir dünya dolusu insan yaşar. İnsanlar boy boy, renk renk, enva-i çeşittir. Siyah insanlara “zenci” denir. Siyah ve beyaz Beşiktaş’ın renkleridir. Sarı ve kırmızı da Kayserispor’un renkleri olmakla birlikte, bunlara orak ve çekiçte eklenirse halk arasında “Komünizm” denilen şey olur.
Read the rest of this entry »
Tags: hatıra defteri
Aug 08
* Bütün ajegu emektarlarına…
Franco Leon süper bir insandı, ben zaten doğuştan ilkokul mezunu bir Çerkes’im.
Franco Leon yolda Dudayev’i görse ‘ Es Selamu Aleykum Ey Mücahid’ derdi,
ben yolda Dudayev’i görsem imzalı bir fotoğrafını isterim.
Franco Leon hiç yalan söylemiş midir bilemem ama; biliyor musunuz ben bu yaşa kadar hiç ağlamadım.
Ben soğan doğrarken çok ağladım çünkü ben
sulugöz bir insanım ve ne güzel yemek yaparım, görmelisiniz.
Franco Leon yolda Azrail’i görse Ajegu için bir kaç kurban isterdi;
ben Azrail’i yolda görsem ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki yani şimdi afedersin ama kurban Allah’ın emri de derileri neden THK topluyor?
Bu yazıyı Franco’ya okusam o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki, anam babam da elbette ister elim kalem tutsun, bir işe yarayayım
fakat derneğe giden çocuklar okumuyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
Franco yanımda olsaydı elimden tutardı, derdi ki “bitir şu yazıyı waşa, ha gayret!” ;
annem burada olsa elimden tutardı ve ben ona derdim “Anneciğim bölmesen…”
Ben oradaydım, babamın boynuna sarıldım ve dedim ki “Babacığım seni ben…”
Babam döndü bana bir baktı siz o bakışı görmeseniz daha bir makbule geçer!
Franco Leon o bakışı görse şüphesiz hayra yorardı;
ben o bakışı gördüm, utancımdan yerin dibine geçecektim, neyse ki annem beni bakkala gönderdi.
Ne tuhaf anneler gülerken bile çocuklarının
Anneler gülerken bile çocuklarının mutluluklarından çalmıyolar ne tuhaf…
Franco Leon çok şanslı bir insan
Çeçen olduğunu anladığında o daha küçücüktü;
ben küçüktüm büyüdüm ama abazaların çerkes olup olmadığı hala tartışılıyor…
Zaten şanslı birisi de değilimdir, nedense ülkemizde şanslı olanların hep kız doğduğu düşünülüyor.
Franco Leon yeni öldü fakat çok uzaklarda olabilir!
Olabilir dedim çünkü hayat bir Western filmi değildir.
Değilse bile savaşlar çıkar, beyaz adam hep kazanır, siz de haber bültenleri izlersiniz.
Franco Leon elimden tutsa da birlikte geçsek çölü,
Ne de olsa Franco da ölü ve “Küllü Nefsin Zaikatül Mevt…”
Tags: fark, franco leon
Aug 04

Efendim malumunuz ülke olarak 12 Eylül günü hükümetin -aslında anayasa mahkemesinin- anayasa değişikliği paketini oylayacağız. Ortalıkta "evet" "hayır" naraları dolaşırken, bunlara sunulan gerekçelerin saçmalığı benim bu yazıyı yazmamın başlıca sebebidir. İktidarıyla muhalefetiyle insanların göz göre göre "aptal" yerine konmaları ağrıma gidiyor açıkçası. Ancak insanların siyasi kimlikleri o kadar baskın ki göremiyorlar, görmek istemiyorlar bu durumu.
Read the rest of this entry »
Tags: referandum
Jul 28
Gidiyorum ben şimdi, sesiz ve sakin.
Yanınızdan geçiyorum belki giderken , görmüyorsunuz bile geçtiğimi..
Gözünüzün önünde uzaklaştıkça yitiyorum ufukta belki ama seçemiyorsunuz gidişimi.
Şimdi benim gözünden bakarken, her şey daha yavaş akıyor, bütün ayrıntılar,
Memnuniyetsizlik mimikleri, saklanmaya çalışılan bakışlar, çekememezlikler.. Hepsi öyle yavaş akıyor ki..
Hepsi daha da göze çarpıyor şimdi.
Ve her şeyin sesi boğuklaştı artık.
Başını duyuyorum gürültülerinizin ama sonu olan sözlerinin yok ki zaten..
Hepinizin yanından, yamacından geçerek, ve hatta dokunarak hepinizin zayıflıklarına, yara kabuklarına, yavaş yavaş gidiyorum.
Bembeyaz bir tepe var ileride, tepenin aşağısı pastel bir cümbüş..
O tepeden bedenimi bırakmaya gidiyorum. Pastellere doğru salınmaya, rüzgara geçerken yanımdan pastellere boyasın diye beni..
Sizin koyu ve iddialı, parlak ve çarpıcı renkleriniz siliniyor beyaz tepeye yaklaşan her adımımda..
İşte bundan sakinliğim, her şeyin ve geçmişin gözümün önünde yavaş yavaş silinişine tanık olduğumdan.
Susun ve dinleyin..
Dinleyen kulaklar için her zaman bir diyeceği vardır sessizliğin.
Kalın sağlıcakla,
Gidiyorum bugün ben..
Tags: gitmek
Jul 25
Geçtiğimiz günlerde meclisten bir gece yarısı operasyonuyla ve yangından mal kaçırırcasına geçirilen tasarı ile Rusya’nın Türkiye’de nükleer santral kurması ve işletmesi resmen onaylandı.
Bu onay neticesi Rusya Federasyonu kendi seçtiği bir şirketi ile Mersin/Akkuyu’da 4 üniteli ve 4800 megawatt kurulu güce sahip bir nükleer santrali inşa edip işletme hakkını elde etmiş oldu. İnşa edilecek bu santralin arazisi bedelsiz olarak Ruslara verildi ve bununla beraber santral mülkiyeti de Ruslara bırakıldı. Türkiye ise antlaşmanın öngördüğü tüm sınırlamalar kalktığında bile santralde %30’dan fazla bir paya sahip olmayacağını taahhüt etti.
Kafkas diasporası son yıllarda kuşkusuz bir silkinme yaşıyorsa da ortaya konmuş tüm hedefleri hep uzun vadeli. Ancak yukarıda bahsettiğim mevzunun ayrıntılarını öğrendiğinizde göreceksiniz ki diasporanın önünde bulunan en somut ve yakın hedef bu santral inşaatının engellenmesidir.
Peki niçin diaspora bu santralin yapımına karşı çıkmalıdır?
İsterseniz bu sorunun cevabını tasnif ederek ve maddeler halinde verelim;
Read the rest of this entry »
Tags: nükleer
Jun 28
Pek anlayabildiğim söylenemez sizi. Barışa dostluğa, kardeşliğe dair yalanlarınızı da dinleyemem. Hem bir ülkeyi kınayıp hem ticari anlaşmalar yapmanızı da anlayamam. O kadar şehit haberinden sonra dizi karakterlerinin yasını tutanları da. Faili meçhul cinayetlerin faillerini hala neden saklarsınız onu da…
İlk önce kepçeyle alıp sonradan kaşıkla vermenize de bir yorum getiremiyorum gerçi. Asgari ücret daha yeni altı yüz lira olmuşken, on bin lirayla geçinemiyorum demenize de basmıyor kafam. Neden hep şehit haberleri fakir ailelerden geliyor, ne bileyim bir milletvekilinin ya da iş adamının oğlu niye şehit düşmüyor mesela…
Ülke içinde darbe seslerinin çınlaması da acayiptir örneğin. Geçmişten niye örnek almayız onu da anlamıyorum. Kafes içine alınmayı ne kadar seven bir ülkeyiz biz böyle. Şöyle bir kendimize baksak yeter miyiz dünyaya. Dünya hazır mı bizi taşımaya ki ona buna ahkam keseriz. Beylik laflar etmek kolaydır peki niye hiç sonunu düşünmeyiz. Var mıdır bir duruşumuz yoksa nabza göre şerbeti çok iyi mi veririz. Read the rest of this entry »
Tags: anlamak
|
|
Son Yorumlar