Demokrasi İçin Çerkes Girişimi İzmir’de

Ajegu No Comments »

Sözcülüğünü Avukat/Yazar Hulusi Üstün ile Mimar/Yazar Yalçın Karadaş’ın yaptığı Demokrasi İçin Çerkes Girişimi davetimiz üzerine İzmir’e geliyor. Pazar günü saat 16:00′da
Devlet Demir Yolları Lokali’nde [1] gerçekleşecek panelde demokratik açılım, Çerkesler’in açılımdaki rolü gibi konular konuşulacaktır.

Katılımcılar, tamamen kendi imkanlarıyla davet edildikleri bölgelere giderek, günümüz ben merkezci yaklaşımına pek de uymayan
bir tutumla düşüncelerini aktarmaya çalışmaktadırlar. Biz de bu etkinliği düzenleyerek onların çabalarına çok küçük de olsa bir katkı yapmayı umuyoruz.

Bugün Türkiye’nin içerisinden geçtiği bu önemli süreçte
bazı şeylere geç kalmamak için,
“Ne diyor bu insanlar?” ı anlamak için,
“Ben öyle düşünmüyorum!” demek için,
yani “biz”im için,
yani kendiniz için,

sizlerin de katılımlarınızı bekliyoruz.

[1]: 18 Nisan 2010 Pazar Saat:16:00, Devlet Demir Yolları Lokali, Alsancak Migros Karşısı, İzmir.

Katılımcılar:
Hulusi ÜSTÜN
Yaşar GÜVEN
Enver SAĞLAM
Rahmi Deniz ÖZBAY
Kadriye BOZKURT
Şahin ARIKAN

Önemli not: Bu etkinlik Ajegu’nun katkıları ile gerçekleştirilmekte ve herhangi bir dernek ile bağlantısı bulunmamaktadır.
İletişim:
Murat Öztaş: 0505 525 18 16
Aydın Şen: 0555 720 17 11

http://www.facebook.com/#!/event.php?eid=109095792462113&index=1

Tags: , ,

Zembereğin Koptuğu Nokta!

Franco León No Comments »

Moskova’da 2 bomba patladı… 46 kişi öldü… 46 insan evladı!
İnsan insana bunu yapar mı?

Kaç yaşında ki özbeöz Çeçen anneme “eylemi Dokka Umarov üstlendi” dediğimde, “o adam Çeçenlerin yüz karası oldu” dedi bana. Çeçenlerin yüz karası…

Evet Dokka! Zalimlerden oldun…
Zalimsin Dokka!
Öldürdüğün bir tek kişiyi bile tanımıyordun. Bir teki bile sana silah doğrultmamıştı. Allah bir tekini bile öldürmene cevaz vermiş değildi. Ama sen her ne hikmetse onun adına öldürdün… Çeçenlerin savaş geleneği böyle bir saldırı yapmana asla müsaade etmezdi. Ama her ne hikmetse sen onun adına da öldürdün… Allah ve Çeçenler iki cihanda da yakandadır unutma Dokka… Çünkü zalimsin… Çünkü adımızı kirlettin…

Ama…

Terör bugün dünyanın her yerinde aynı sebepten doğuyor. Bunu bilmeli… İflah olmaz bir hırsla ve hiç durmadan öldüren, öldüren, öldüren insanoğlu yüzünden. Çalan, çırpan, gasp eden, kirleten, sömüren ve arkasında hiç kuşkusuz bir enkaz bırakan insanoğlu…

Bombalarla, roketlerle, kimyasal silahlarla, tanklarla, uçaklarla, binlerce düzine askerle, yada babadan kalma yöntemlerle işkence ederek, hem de yıllar yıllar boyunca her türlü vahşi şekilde işkence ederek katledilen insanların acısını kimse anlamıyor. Afganistan’da, Irak’ta, Keşmir’de, Somali’de, Sudan’da, adını sayamayacağım nicelerinde ve ille Çeçenya’da Allah’ın her günü katledilen yüzbinler için hiç kimse parmağını bile kıpırdatmıyor. Paramparça edilmiş bedenlerin çığlığını bir tek kişi bile duymuyor. Hatta kimse yadırgamıyor bile artık bu ölümleri. Adeta bir alın yazısıymışçasına omuz silkiyor, kasabın önüne yatırılan koyunların ölümü kadar doğal buluyor katliamları.

Ne zamana kadar? Read the rest of this entry »

Tags: ,

İkisi İçerde, Ben Kapının Önünde

Sapere Aude No Comments »

İkisi ağladı konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri. ben tahta kapının önünde, eşikte, çöktüm dizlerimin üstüne, oturdum bekledim.

dizlerimin üstüne oturdum,
dizlerimde ellerim.
ikisi konuştu içerde, biri ağladı/sarıldı diğeri sessizce. Ben tahta kapının önünde, ellerime baktım bekledim.

ikisi anladı birbirini, /ah benim içim nasıl bağırıyor ahh diye, sen anla-yabildiğin için onu/
ahh..

tırnakları yok ikisininde parmaklarında

ben oturdum tahta kapının önünde dizlerimin üstüne,
ellerim dizlerimde

-ellerime baktım
———————————–
baktım ki tırnaklarım ellerimde-

Tags:

Annem’e (sıxara)

Akuytz No Comments »

Dün gibi hatırlıyorum anne. Ağlamaktan usanmadığım, gün boyu azarlandığım günü. Sadece bir erikti aslında. Çalmak da demeyelim, almak… Niye bu kadar kızmıştın ki anlam veremedim günlerce. Olsun derdin. Bunun için yetiştirmiyoruz biz seni. Kul hakkını işte orda öğrendim anne.

Kaç kere kalbin sıkışmıştır benim yüzümden? Sayamadım. Affet beni anne… Milletin çocukları akıllı uslu olurdu ya ben olamadım. Haftada bir iki kez itinayla kafasını gözünü kıran, mahallenin dokuz canlı çocuğunun annesi, hani kan revan içinde kapıya dayandığım günlerden birinde yine şoke olmuştun ya. İşte o zaman bisikletten düşmemiştim anne. İtiraf ediyorum, inşaatın üçüncü katından düşmüştüm. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar diyordun ya. Kaç yastı geçti hala sönmedi o mumlar. Ama yalan söylemenin en büyük günah olduğunu öğrettin ya. Şimdi geç de olsa doğruyu söylüyorum ve söndürüyorum o mumları: “inşaata girmek yasak ve tehlikeliymiş” affet beni anne.

Baban gibi olma, Abazalara benzeme, namazını kıl derdin ya… Yapamadım. Tek tük gittiğim cumalar ve sayende eksiltmediğim bayram namazlarıyla cennetten bir hayli uzaklaştım anne. Dedenin mezarını ziyaret et “üç kulhu, bi elham” oku diye tembihliyordun ya, kaç yıl oldu, uğrayamadım dedemin yanına. Biliyorum dedem bahane dinlemez, kızacak beni yalnız bıraktın diye ama ben gönlünü alırım bu bayram. Yine de, affet beni anne.

Bazen gizli gizli babamla konuşmalarınızı dinlerdim. Çocuk çok duygusal, üstüne gelme aylarca konuşmuyor ondan sonra diyordun ya. Hiçbir şey değişmedi anne, iş inada binince babamı bile dinlemiyorum hala.

Read the rest of this entry »

Tags: ,

Olmak İstediğin Yeri Seç…

Verba Volant No Comments »

Bir kelimem kovalıyor bir diğerini… Kâğıda dökülenler silgiyle savaş veriyor. Bu savaşı kazananlar şu anda gördüğünüz gibi yerini alıyor… Sormaya başlıyorum tüm gizli saklıları… Kaç aşk tüketeceksin, kaç sahipsiz bedende ikamet edeceksin diye. Hep dert yanarsın ya geçmişten ve aşkların sahteliğinden… Kaç tane Aşık ile ne kadar Maşuk geçmiştir önünden, bilirim, onlara da gülüp geçersin. Kiralamaktan yorgun düşmüş kiralık kalbinin merhemi Leyla olsa kıymet bilmezsin.

Yitirmişsinizdir belki ne var ne yok bir tek zarla. O da haklı be kardeşim hep düşeş gelmez ya!… Olmaz dediğin olmaz tabi hiç cesaret ettin mi ki? Daraltır mı yollar seni, yoksa bu yollar da kayıp gider mi… Hayal bile edemediğin düşler… Ne edip yapacağım dediğin şeyler söyle şimdi nerdeler?… Toplanmış bavullar, seyreltilmiş aşklar ve bir montla çıkıp gitmek kolay mı sanırsın kapıdan?… Çok ısrarcıysan gitmekte arkadaş! Dost ağızlar bırak arkanda. “İyi” diyelim sen olmadığında yanımızda. Yad edince eski günleri sana takmadan geçmeyelim ve söz sana gelince bi “ahhh!” molası verelim…

Gittiğin yerlerde yeni dostlar edinirsin. Bilirim geçmişten ve bizden çok bahsetmezsin. Sen kilit vursan diline kalbin susar mı sanırsın? Bak gör laf arasında bizi gönlünden kaçıracaksın ve o an durgunluk çökecek sana adımız yankılandığında susacaksın!… Read the rest of this entry »

Tags:

Dur Bi’dakka

Paradogs 'n' people No Comments »

Çocukluğumda seyretmeyi en çok sevdiğim şey çizgi filmlerden daha çok reklamlardı. .Ve bu boşa geçirilen zaman tanımlamasına uygun halim halen devam etmekte. Televizyonun karşısında oturmuş o izlemeye doyamadığım reklâmları seyrederken neden ve nasıl bu denli tüketmeye itildiğimizi düşünmeye başladım.

Aristo’nun dediği gibi, farkımız; düşünmemiz. Ben de her gün olduğu gibi bir televizyon yayınını dörde bölen reklamları seyrederken bu sözün gerçekliği hakkında düşünmeye başladım. Sonu gelmeyen, içinde kaybolduğum bir sistemi sorgularken buldum kendimi.
Küçükken, “büyüyünce ne olacaksın” sorusuna verdiğim cevabın fazlasıyla proleter bir meslek olan çöpçülük olduğunu, lise zamanımda bu olmak işinin, zamanın getirisi olarak, belki de kapitalizmin gereği olarak; reklamcı olmaya yükseldiğini hatırladım.
Bu getiriyi sadece sisteme yüklememek gerek, bunda içimde dindiremediğim yaratma, paylaşma ve beğenilme arzusunun da büyük payı olduğunu düşünüyorum.

75 yıl önce televizyonun hayatımıza girmesi ve 1941 yılında ilk reklam kampanyasıyla artık bir daha yıkılmayacak şekilde sağlam bir temele oturan kapitalizmi bu günlere getiren neydi?
Her şey ne zaman başlamıştı? Televizyonun hayatımıza girmesiyle mi? Sanayi devrimi? Dünya savaşı? Sebep neydi? Din miydi? Yoksa kullanılan din miydi? İnsanların en zayıf noktalarını din üzerinden kullanmak!?…
Biz insanların derdi neydi?  Güç -iktidar hırsı- hepimizin olmasını istediği şey; sınır tanımamak, amaca ulaşmak için sınır tanımamak…Yoksa birilerinin güç sahibi olması için tüketmemiz mi? Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Enver Paşa’nın Kafkasya Siyaseti

Franco León 2 Comments »

Kafkasyanın Türklerle son doğrudan ilişkisi 1. Dünya Savaşında olmuş ve bu savaşın neticesinde Kafkasya, Rus ordularınca bir kez daha kanlı şekilde işgal edilmiştir. Son dönem Kafkasya siyasetinin yüzü olan Enver Paşa’nın haddinden fazla iddialı plan ve uygulamaları ise Kafkasyalıları Türklerle birlikte girişilecek her faaliyetin makus bir neticeyle sonuçlanacak beyhude çabalar olacağına esaslı şekilde inandırmıştır. Bu fikrin oluşmasına sebep olan Enver Paşa politikalarını irdelemek bu açıdan sanırım bir zorunluluktur. Tabii başlı başına bir kitap konusu olabilecek bu mesele tüm teferruatı ile bir yazıda anlatılamaz. Yinede bir yazıyla kısaca ve derli toplu biçimde Enver Paşa’ya değinmeden de edemedim.

Enver Paşa Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından birisidir. 1913 yılında “Babıâli Baskını” olarak bilinen darbe ile Cemiyet’in iktidara gelmesinde önemli rol oynamıştır. Atatürk ile aynı yıl doğmuş ancak ondan 3 yıl önce Kurmay Yüzbaşı rütbesini birincilikle alarak Harp Akademisi’nden mezun olmuştur. Zaten hayatının bundan sonra ki kısmında da hep bu ateşli yapısı belirleyici rol oynamıştır. Hırsı sayesinde 33 yaşında Padişah’a damat olmuş akabinde ise Harbiye Nazırı ilan edilmiştir.

Enver Paşa’nın en bilinen icraatlarından birisi “Ermeni Tehciri” diğeri ise kendi komuta ettiği “Sarıkamış Harekâtıdır”. Büyük bir hezimetle sonuçlanan bu harekâtın olduğu kadar Osmanlı’nın son dönem Kafkasya politikasının da mimarı olan Enver Paşa bu şekilde Rusya’nın Erzurum’a kadar ilerlemesinin de yolunu açmıştır. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Artık ölümsüzsün…

Akuytz 1 Comment »

İnsan hiç görmediği birisinin ölümüne bu kadar üzülebilir mi? Sabah kalktığında bu kadar acı bir haberi duyduğunda gözleri dolabilir mi? Doluyor işte, içinde Kuzey Kafkasyalılık ruhunu taşıyan her kalp bugün biraz daha acıyor sanki, biraz da yakıyor adeta…

Hani ateş de düştüğü yeri yakar diyorlar ya! Nasıl bir ateş bu Allahım? Moskova’da bir hastanede düşüyor; Abhazya’yı, diasporayı, her yeri yakıyor. Ardından konuşmaya gerek var mı diyorum kendi kendime. Hangisini anlatsam ki insanlara, seni tanımayanlara, bilmeyenlere. Özgürlük aşkını mı anlatayım, bağımsızlık inancını mı, bitmek bilmeyen umudunu mu? Ellerim yazmıyor bugün, yazamıyorum.

Rahat uyu unutulmaz kahraman. Oğulların, tırnaklarınla inşa ettiğin Abhazya için her dakika ölmeye hazır bekliyor. Hepsi birer Efkan, hepsi birer Bahadır her zamanki gibi. Ruhun şad olsun, artık ölümsüzsün…

Tags:

Niçin Açılım?

Franco León No Comments »

Fransız ihtilali ile başlayan süreçte derebeyliklerin bir bir yıkılması tüm dünyaya cumhuriyet isimli yeni bir yönetim şeklini müjdeliyordu. 100 yıldan uzun süren bu dönemde büyük imparatorluklar tarih sahnesinden silinerek yerlerini binbir çatışma ile şekillenmiş ulus devletlere bıraktı. Eskiden sadece derebeyinin kulları olan halk kitleleri ise sınıf atlayarak “özgür insan” kategorisine terfi etti ve hayal bile edemeyeceği haklara kavuştu. Bu haklar içinde en başta gelenlerden biride insanın etnik kimliğini koruması ve kendinden sonra ki nesillere aktarabilmesi hakkıdır. Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da bu süreç neticesi ortaya çıkmış bir durumdur ve kimlik konusunda çözümler ürettiği kadar kimlik temelli sorunlarda üretmiştir.

Türkiye’nin ulusal bir kimlik inşa etme süreci cumhuriyetin ilanından öncesine dayanır. Jön Türkler ile başlayan bu hareket önce İttihat ve Terakki’yi doğurmuş ardından da 1. Dünya savaşının yıkıntıları arasından genç bir devlet çıkarmıştır. Bu devlet, balkan savaşları ile başlayan Osmanlı’nın ölümünü kabullenerek İttihad-ı Anasır’a yani halkların birliğine dayanan son dönem Osmanlı siyasetini reddetmiş, onun yerine üniter ve laik bir devlet biçimini benimsemiştir. Yeni yönetimin bu devlet şeklini benimsemesinin bazı olumlu sonuçları olduğu gibi zaman içinde bertaraf edileceği düşünülen bazı olumsuz sonuçları da olmuştur. Read the rest of this entry »

Tags: ,

1944…

Franco León No Comments »

Keşke demişti küçük çocuk
Vatanım cebime sığabilseydi
Özledikçe çıkarır koklardım
Hem o zaman
Hasreti de bir avuç olurdu,
Fazlası değil.
Bir avuç vatana
Bir avuç hasret…
Düşününce…
Adilmiş gibi geldi bana da
Bir avuç yüreğe
Bir avuç özlem işte…
Şimdi o çocuktan geriye
Bir saçları kaldı aklımda
Güneş gibi sapsarı…
Vatanı…
Neresiydi acaba?
Merak ettim.
Benim dağlarımın çocukları da
Aynı böyle,
Güneş saçlı olurdu da…

…23 Şubat 1944′te vatanlarından topyekun sürülen ve sürgün yollarında yüzbinlerce evladını kaybeden Waynakh halkının anısına saygıyla…

http://www.worldchechnyaday.org/page/Turkish

Tags: , ,
2011 Ajegu.com.