<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ajegu.com &#187; açılım</title>
	<atom:link href="http://www.ajegu.com/index.php/tag/acilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ajegu.com</link>
	<description>Özgürlük, Birlik...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 14:27:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Demokrasi İçin Çerkes Girişimi İzmir&#8217;de</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/14/demokrasi-icin-cerkes-girisimi-izmirde/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/14/demokrasi-icin-cerkes-girisimi-izmirde/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 17:42:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Franco Leon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ajegu]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[diçeg]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=761</guid>
		<description><![CDATA[Sözcülüğünü Avukat/Yazar Hulusi Üstün ile Mimar/Yazar Yalçın Karadaş&#8217;ın yaptığı Demokrasi İçin Çerkes Girişimi davetimiz üzerine İzmir&#8217;e geliyor. Pazar günü saat 16:00&#8242;da Devlet Demir Yolları Lokali&#8217;nde [1] gerçekleşecek panelde demokratik açılım, Çerkesler&#8217;in açılımdaki rolü gibi konular konuşulacaktır. Katılımcılar, tamamen kendi imkanlarıyla davet edildikleri bölgelere giderek, günümüz ben merkezci yaklaşımına pek de uymayan bir tutumla düşüncelerini aktarmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/04/izmir_saat_kulesi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-760" title="izmir_saat_kulesi" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/04/izmir_saat_kulesi.jpg" alt="" width="352" height="264" /></a>Sözcülüğünü Avukat/Yazar Hulusi Üstün ile Mimar/Yazar Yalçın Karadaş&#8217;ın  yaptığı Demokrasi İçin Çerkes Girişimi davetimiz üzerine İzmir&#8217;e  geliyor. Pazar günü saat 16:00&#8242;da<br />
Devlet Demir Yolları Lokali&#8217;nde [1]  gerçekleşecek panelde demokratik açılım, Çerkesler&#8217;in açılımdaki rolü  gibi konular konuşulacaktır.</p>
<p>Katılımcılar, tamamen kendi  imkanlarıyla davet edildikleri bölgelere giderek, günümüz ben merkezci  yaklaşımına pek de uymayan<br />
bir tutumla düşüncelerini aktarmaya  çalışmaktadırlar. Biz de bu etkinliği düzenleyerek onların çabalarına  çok küçük de olsa bir katkı yapmayı umuyoruz.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;nin  içerisinden geçtiği bu önemli süreçte<br />
bazı şeylere geç kalmamak için,<br />
&#8220;Ne  diyor bu insanlar?&#8221; ı anlamak için,<br />
&#8220;Ben öyle düşünmüyorum!&#8221; demek  için,<br />
yani &#8220;biz&#8221;im için,<br />
yani kendiniz için,</p>
<p>sizlerin de  katılımlarınızı bekliyoruz.</p>
<p>[1]: 18 Nisan 2010 Pazar Saat:16:00,  Devlet Demir Yolları Lokali, Alsancak Migros Karşısı, İzmir.</p>
<p>Katılımcılar:<br />
Hulusi  ÜSTÜN<br />
Yaşar GÜVEN<br />
Enver SAĞLAM<br />
Rahmi Deniz ÖZBAY<br />
Kadriye  BOZKURT<br />
Şahin ARIKAN</p>
<p>Önemli not: Bu etkinlik Ajegu&#8217;nun  katkıları ile gerçekleştirilmekte ve herhangi bir dernek ile bağlantısı  bulunmamaktadır.<br />
İletişim:<br />
Murat Öztaş: 0505 525 18 16<br />
Aydın  Şen: 0555 720 17 11</p>
<p><a onmousedown="UntrustedLink.bootstrap($(this),  &quot;217d5f96bd9c5a871281a47e1bbe2cae&quot;, event)" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/#%21/event.php?eid=109095792462113&amp;index=1" target="_blank">http://www.facebook.com/#!/event.php?eid=109095792462113&amp;index=1</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/04/14/demokrasi-icin-cerkes-girisimi-izmirde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Niçin Açılım?</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2010/03/02/nicin-acilim/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2010/03/02/nicin-acilim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 22:12:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Franco León]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[Fransız ihtilali ile başlayan süreçte derebeyliklerin bir bir yıkılması tüm dünyaya cumhuriyet isimli yeni bir yönetim şeklini müjdeliyordu. 100 yıldan uzun süren bu dönemde büyük imparatorluklar tarih sahnesinden silinerek yerlerini binbir çatışma ile şekillenmiş ulus devletlere bıraktı. Eskiden sadece derebeyinin kulları olan halk kitleleri ise sınıf atlayarak “özgür insan” kategorisine terfi etti ve hayal bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/03/boya.jpeg"><img class="size-full wp-image-683 alignleft" title="boya" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2010/03/boya.jpeg" alt="" width="248" height="189" /></a>Fransız ihtilali ile başlayan süreçte derebeyliklerin bir bir yıkılması tüm dünyaya cumhuriyet isimli yeni bir yönetim şeklini müjdeliyordu. 100 yıldan uzun süren bu dönemde büyük imparatorluklar tarih sahnesinden silinerek yerlerini binbir çatışma ile şekillenmiş ulus devletlere bıraktı. Eskiden sadece derebeyinin kulları olan halk kitleleri ise sınıf atlayarak “özgür insan” kategorisine terfi etti ve hayal bile edemeyeceği haklara kavuştu. Bu haklar içinde en başta gelenlerden biride insanın etnik kimliğini koruması ve kendinden sonra ki nesillere aktarabilmesi hakkıdır. Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da bu süreç neticesi ortaya çıkmış bir durumdur ve kimlik konusunda çözümler ürettiği kadar kimlik temelli sorunlarda üretmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin ulusal bir kimlik inşa etme süreci cumhuriyetin ilanından öncesine dayanır. Jön Türkler ile başlayan bu hareket önce İttihat ve Terakki’yi doğurmuş ardından da 1. Dünya savaşının yıkıntıları arasından genç bir devlet çıkarmıştır. Bu devlet, balkan savaşları ile başlayan Osmanlı’nın ölümünü kabullenerek İttihad-ı Anasır’a yani halkların birliğine dayanan son dönem Osmanlı siyasetini reddetmiş, onun yerine üniter ve laik bir devlet biçimini benimsemiştir. Yeni yönetimin bu devlet şeklini benimsemesinin bazı olumlu sonuçları olduğu gibi zaman içinde bertaraf edileceği düşünülen bazı olumsuz sonuçları da olmuştur.<span id="more-684"></span><br />
Üniter ve laik devlet biçiminin temel faydası, aynı dili konuşan, dini farklılıkların ayrışma sebebi olmaktan çıktığı ve ortak bazı zeminlerde buluşması kolay hale gelmiş bir toplum yaratmasıdır. Ancak devletin uygulama alanında yaptığı bazı yanlışlar, cumhuriyetin ilanının üzerinden geçen 86 yıla rağmen halen kimlik sorunu üzerinde mesai harcamamızı zorunlu hale getirmektedir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin mirasçısı olduğu gibi fethini bu devletlerin tamamladığı topraklar üzerinde kurulmuştur. İmparatorluk bakiyesi bir ülkeye sahip olmanın etnik ve kültürel zenginlik anlamında pek çok faydası olacağı düşünülse de 20. yy’ın başından itibaren dünyanın kapıldığı milliyetçilik akımının, devlet politikaları üzerinde önemli etkileri olduğu açıkça görülmektedir. Ülkenin 2. Dünya Savaşı sonuna kadar totaliter tek parti rejimi ile yönetilmesi, demokrasi tecrübelerinin ve onunda öncesinde inkılâp çabalarının halk kitlelerine tepeden aşağı dikey bir şekilde, daha açık ifadesi ile zorla kabul ettirilmeye çalışılması Anadolu’da zaman zaman halk ayaklanmalarına sebep olmuştur. Bu anlamda Türkiye’de yaşayan toplumun etnik kimliği ile ulus devletin kimliği arasında ki farkı anlayabilmek için öncelikle ülkede ki etnik unsurları tanımlamak gereklidir.</p>
<p>2000’li yılların başında Milli Güvenlik Kurulu kararıyla çeşitli üniversitelere yaptırılan bir nüfus araştırmasına göre Türkiye’de belli başlı 22 etnik grup yaşamaktadır. Bunların içinde nüfus olarak öne çıkanlar, etnik kimliği Türk olanlar ile kendisini Türk olarak tanımlayanlardır. Bu grubun nüfusu yaklaşık olarak 50 milyondur. İkinci büyük etnik grup Kürtlerdir. Bu grup kendi içinde kollara ayrılsa da toplamı 12-14 milyon civarındadır. Kürtlerin ardından 3 milyon civarında bir sayıyla Çerkesler ve 1 milyonluk nüfusla yine Kafkasyalı olan Gürcüler gelmekte, bunları Boşnaklar, Araplar, Arnavutlar vs takip etmektedir. Bu sayılar üzerinde ciddi ihtilaflar bulunsa da kabaca bu verileri doğru kabul etmek bazı tespitleri yapabilmek için gereklidir.</p>
<p>Bu sayılardan öncelikle devletin “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkese Türk denir” tanımının gerçekçi bir bakış açısı olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü ülkede “etnik kimliğini Türk olarak tanımlayan” büyük bir halk kitlesi varken toplumun genelini Türk olarak tanımlamak diğer grupları yok kabul etmek anlamına gelmektedir. Bunun yerine son günlerde sıkça duyduğumuz gibi Türkiyeli demek çok daha doğru bir yaklaşımdır. İkincisi devletin son yıllara kadar uyguladığı baskıcı ve retçi politikalardır. Başta Kürtler olmak üzere Türkler haricinde ki etnisitelerin reddine ve Türkçe haricinde ki dillerin yasaklanmasına dayanan bu politikanın her açıdan iflas ettiği artık net bir şekilde ortadadır. Güdülen bu siyasetin ispatı ise Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un şu satırlarında gizlidir:<br />
“Bu memleketin efendisi Türktür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır!” (Milliyet, 17 Eylül 1930).</p>
<p>Newton’un hareket kanunlarından üçüncüsü her etki kendisine zıt yönde bir tepki kuvveti doğurur der. Devletin asimilasyona dayalı siyaseti Türk olmayan Cumhuriyet vatandaşları üzerinde büyük bir travma yaratmış, ordunun yaptığı her darbeyle daha da ağırlaşan bu şartlar neticede toplumsal bir patlamaya yol açmıştır. Her ne kadar silahlı direniş faaliyetleri kabul edilebilir olmasa da bu direnişlerin devletin baskısı sonucu ortaya çıktığı ve baskı arttıkça topladığı taraftar sayısının da arttığı açıkça görülebilen bir gerçektir. Dolayısı ile devlet kendi tanımladığı ulusal kimliği revize etmeli ve toplumun gerçeklerine uygun hale getirmelidir. Tabii böyle bir çaba öncelikle anayasal bir değişikliği zorunlu kılmaktadır. Zira mevcut vatandaş tanımı toplumda doğrudan rahatsızlığa sebep olmaktadır. Ancak burada gözetilmesi gereken önemli bir denge vardır; kimlik sorunu bu ülkenin tüm yurttaşlarının bir sorunudur ve çözümlenebilmesi için toplumsal mutabakat gereklidir. Yani nüfusu fazla olan grupların diğerleri üzerinde baskı oluşturması engellenmeli ve tek tek etnik kimlikleri tanımlamak yerine tüm toplumun hakları teslim edilmelidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Devlet asimilasyon politikalarından vazgeçmeli ve halkın etnik ve dini kimliklerine saygı göstermelidir. İnsanların etnik kimlikleri sebebi ile sahip olduğu ana dillerde konuşmasını, eğitim almasını ve yayın yapmasını serbest bırakmalıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren güdülen baskıcı politikalar sebebiyle devletin bizzat gerçekleştirdiği pek çok şiddet hareketi itiraf edilmeli, bu politikalardan zarar görenlerden resmen özür dilenmeli ve tazminat gereken yerlerde bundan kaçılmamalıdır.</p>
<p>Unutulmamalı ki bir insanın etnik kimliği onun seçimine bağlı bir şey değildir ve bu kimlik zorla, baskıyla, korkuyla ortadan kaldırılamaz. Devlet yüzyılın başında ki kaygılarını bir kenara bırakarak vatandaşlarına güvenmeyi öğrenmelidir.</p>
<p>Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan insanlar ise yakın coğrafyamızda emperyal güçlerin giriştikleri katliam ve kıyımlara bakarak, güçlü bir ülkenin ne denli önemli olduğunu, büyük ülkelerin yüz yıldan uzun zamandır doğu halklarını böl-parçala-yönet siyaseti ile sömürdüğünü, birlik ve beraberliğin kendi kültürünü yaşatmak için aslında olmazsa olmaz bir şart olduğunu anlamaları zorunludur.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti jeopolitik önemi son derece yüksek bir bölgede bulunmaktadır. Bu önem sebebi ile sık sık büyük güçlerin çıkar çatışmalarına sahne olmaktadır. Etnik kimliklerin bu çatışmalarda silah olarak kullanılmasının önüne geçmek ancak insanların kimliğinin güvencede olduğunu bilmesine bağlıdır. Dolayısı ile devletin vatandaşına, vatandaşında devletine karşı vazifelerinin olduğunu unutmamak gerekir. Tüm toplumun faydası için oluşturulan kurumlar kendisini toplumun üstünde görmediği müddetçe etnik kimlikler problem değil zenginlik kaynağıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2010/03/02/nicin-acilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fazla Açılanı Kurt mu Kapar?</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/24/fazla-acilani-kurt-mu-kapar/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/24/fazla-acilani-kurt-mu-kapar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 20:04:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Franco León]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Ajegu’yu kurarken günlük siyasetin içine fazlaca girmeden, dar çerçeveli toplulukların gündem oluşturmasına izin vermeyecek şekilde, yani onları dikkate almadan yayın yapmaya karar vermiştik. Ancak bugün geldiğimiz yerde görüyorum ki biz sıradan çekişmelerin içine girmeyelim derken yaşananlardan tümüyle kopuk kalmışız… Bu aşamada en azından kendi adıma bir özeleştiriyi zorunlu görüyorum. Arkadaşlarım da yazdıklarım üzerinden bir değerlendirme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-539" title="kurt" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/2009/11/kurt.jpg" alt="kurt" width="355" height="266" />Ajegu’yu kurarken günlük siyasetin içine fazlaca girmeden, dar çerçeveli toplulukların gündem oluşturmasına izin vermeyecek şekilde, yani onları dikkate almadan yayın yapmaya karar vermiştik.</p>
<p>Ancak bugün geldiğimiz yerde görüyorum ki biz sıradan çekişmelerin içine girmeyelim derken yaşananlardan tümüyle kopuk kalmışız… Bu aşamada en azından kendi adıma bir özeleştiriyi zorunlu görüyorum. Arkadaşlarım da yazdıklarım üzerinden bir değerlendirme yapar ve konu hakkında düşündüklerini hem benimle hem de siz değerli takipçilerimizle paylaşırlarsa ziyadesiyle memnun olurum…</p>
<p>Biliyorsunuz iktidar partisi bir süredir Türkiye’de yaşayan tüm etnik gruplar için daha fazla özgürlük taleplerini dikkate almaya başladı ve ismini “demokratik açılım” koyduğu bir sürece girdi. Bu açılım konusu hakkında kuşkusuz bir şeyler söylemek gerek ancak ben öncelikle son günlerde tüm Kafkasyalılar için eşitlik ve özgürlük talebinde bulunan bir metni değerlendirmek istiyorum. Sanırım hangi metinden bahsettiğimi herkes anlamıştır… Sözcülüğünü Yalçın Karadaş ve Hulusi Üstün’ün yaptığı “Demokrasi İçin Çerkes Girişimi” isimli oluşum tarafından yayınlanan “Demokratik Yeniden Yapılanma Sürecine Aktif Katılım Çağrısı” başlıklı metin, bir internet sitesinde de Kafkasya halkının imzasına açılmış. Tabii beklendiği gibi insanlarımızdan yeterli desteği görmüyor. Yalnız ilginç olan nokta şu ki bazı çevrelerden bırakın desteği köstek olmak yolunda ciddi adımlar var… Destek olmamak bence anlaşılabilir bir şey ancak altını halkın bizzat doldurması istenen bir metne daha ortada hiçbir şey yokken yargısız infazla kurşunu basıvermek neyle açıklanmalı bunu ben bilemiyorum.<br />
<span id="more-538"></span></p>
<p>Kafkasyalılar sürgünden önce de, sürgünden sonra gittikleri dünyanın sayısız coğrafyasında da pek çok şey oldular. Beyaz ordunun da neferleriydiler kızıl ordunun da… Birinci dünya savaşında da askerdiler ikinci dünya savaşında da… Ekim devrimine de katıldılar, bağımsız devlette kurdular… Sovyet saflarında da bulundular, Nazi ordusunun lejyonlarında da… KGB’nin de ajanıydılar, CIA’in de… Devlet adamlığı da yaptılar ordu kumandanlığı da… Türkiye’de Türklüğü kurtardılar, Ürdün’de Kralın korumasıydılar, Mısır’da hükümdar, Avrupa’da asilzade… Devam etsem bu listeyi onlarca sayfa uzatabilirim… Anlayın işte kimlerin yolundan yürüdüğümüzü. Ülkücüler eylem yapar, en ateşlileri Çerkes’tir, Sosyalisti protesto düzenler en ön safta Çerkesler yürür, Muhafazakârı İslam’ı kurtarmaya girişir ilk yola düşeni Çerkes olur… Velhasıl sanki süpermen’dir Çerkesler… Kim dara düşse yanında bitiverir… Hatta Dünya’yı tek başına kurtarmaya girişirde eyvallah edip kimselerden yardım bile istemez…</p>
<p>Ama bir yerde son bulur tüm bu kahramanca faaliyetler… İş kendi milleti için bir şey yapmaya gelince Çerkes’ten hayır beklemeyin… Çünkü beğenmez, tartışır, kızar, bağırır, çağırır, küser, en sonunda da çekip gider… Kendi halkından insanlarla bir araya gelip de yapacağı iş yoktur Çerkes’in… Dünyayı kurtarmaya gelince en cevval olan bizler mesele kendi haklarımız olunca burnumuzu Kaf dağının ötesine uzatıveririz. Kralı olsa fark etmez hiçbirimiz beğenmeyiz yekdiğerimizin yaptığı şeyi. Önce ailesine laf ederiz, zira muhakkak asil değildir, çaba sarf ettiğine göre ne asaleti!? Asil olan hizmet bekler, hizmet etmek neymiş… Sonra eğitimini beğenmeyiz ki ondan daha iyi okumuşuzdur kesin… Olmadı fakirdir ortaya düşen kardeşimiz, öyle ya 3-5 baldırı çıplağa mı kaldı bu işler? Hiç değilse bile biz kesin daha iyi biliyoruzdur bu mevzuları, yani biz dururken öhhüü, ehmmm…</p>
<p>Kendi kendimize muhalefet etmekten öyle bir hale gelmişiz ki burnumuzun ucunu görecek durumda değiliz. Tek yapmamız gereken talep etmek olduğu halde parmağımızı bile kıpırdatmak zül geliyor ruhumuza. Kavgasını vermeden, mücadelesini etmeden zaferler bekliyoruz… Allah’tan başımız beladan kurtulmuyor da ortalık şimdilik böyle süt liman… Alimallah birde şunun bunun inayeti ile elimize birkaç kuruşluk kazanç geçirseydik, parmağı ağzında seyreylerdi alem, ne kahramanlar, ne cabbarlar, ne cevval atakanlar yetiştirirmiş bu millet…</p>
<p style="text-align: center;">* * *</p>
<p>Benim babam 68 kuşağının has evlatlarındandır. Tam o dönemde üniversite öğrencisi olmuş, karışmadık mevzu, bulaşmadık mesele, hatmetmedik kitap bırakmamıştır siyasi hayatımıza dair. Ancak kendi tarihi, kendi kültürü, kendi halkı hep 2. Planda kalmıştır. Önce halledecek hep başka meseleler olmuştur hayatında… 68’liler!!! Nasılda gururla söylerler bunu… “Biz sizin yaşınızdayken”le başlayan cümleler nasılda hep onların her şeyi en iyi bildiğine dair bir kanaatle son bulur… Eski topraktır onlar… Biz mücadele ettik derler… Ama yanlış, ama doğru,  kavgasını vermişlerdir bir şeylerin… Onlar, daha doğrusu bugün 50 küsür ya da 60’lı yaşlarda olanlar, bize ait en basit meclislerde bile içinde benimde bulunduğum “yeni yetmelere” şunu söylemekten asla çekinmezler: Siz kısa pantolonla gezerken biz bunun kavgasını veriyorduk…<br />
Ama mesela Ahmet Türk Diyarbakır Cezaevinde cuntadan geceli gündüzlü işkence görürken siz de kısa pantolonlu çocuklarınızın yanında, evinizde oturuyordunuz değil mi saygıdeğer büyüklerim?<br />
Sonuç?<br />
Kürtler bugün her türlü haklarını almak konusunda son derece güçlü bir pozisyondalar. Biz ise hala Yalçın abinin yazdığı metnin içi dolu mu boş mu onu tartışıyoruz…</p>
<p>Başka?&#8230;<br />
Mesela dilimiz yok!<br />
Niçin?<br />
Çünkü siz saygıdeğer büyüklerim, babanızdan öğrendiğiniz dili bize öğretmediniz… Ya da devletten böyle bir talepte bulunmaktan bile korktunuz. Bugün babaannem dilini biliyor, annem dilini biliyor, ama ben dilimi bilmiyorum… Ve benim gibi bırakın dil bilmeyi ne olduğunu bile bilmeyen kaç yüz bin Kafkasyalı var bu ülkede haberdar mısınız? Bence değilsiniz… Zira haberdar olsanız, Yalçın Karadaş veya Hulusi Üstünle uğraşmayı bırakır bu metnin altına bir tuğlada ben koyabilir miyim çabasına çoktan girerdiniz…</p>
<p>Başka?<br />
Halkımızı temsil edecek bir platformumuz yok!<br />
Niçin?<br />
Çünkü siz saygıdeğer büyüklerim, 3-5 dernek kurup onları da kavga gürültüyle halkınızdan soyutladıkça iş yaptım sandınız. Diliniz için, kültürünüz için, devlet denen azman ile en küçücük bir mücadeleye girmekten kaçındınız.</p>
<p>Ya ne yaptınız peki?<br />
Kiminiz dönüşçü oldu, “Rusları desteklersem oraya dönüşüme izin verir” dedi…<br />
Kiminiz birleşikçi oldu, “Türkleri desteklersem bir gün toprağımı geri alabilirim” dedi…<br />
Kiminiz “ben bana yeterim” dedi, derneğe gitmeye bile lüzum görmedi…</p>
<p>Olan bize oldu… Olan… Bize oldu maalesef…</p>
<p>Netice-i kelam; bugün “şartlar öyle gerektiriyordu” diyebileceğiniz konjonktürü çoktan aştık…<br />
Bugün “Ne mutlu Türküm diyene” demediği için insanlar idam edilmiyor.<br />
Bugün anadilini konuştuğu için insanlar hapsedilmiyor.<br />
Bugün kültürünü yaşayabileceği şartları talep ettiği için insanlar işkence görmüyor.</p>
<p>Saygı değer büyüklerim ne olur artık siz de birazcık kendinize gelin… Fazla açılanı kurt kapmaz, emin olun… Eski davaları, olmayacak kavgaları, küslükleri, dargınlıkları bir kenara bırakın… İçine dışına bakmadan “sadece bir çerçeve” olan bu metnin altına imzanızı atıverin hem de göğsünüzü gere gere… Sonra toplanalım, isteklerimizi, dertlerimizi, sorunlarımızı tek tek anlatalım, taleplerimizi sıralayalım…<br />
Korkmayın, ne kimsenin dönüşçülüğüne zarar gelir, ne de kimsenin birleşikçiliğine…<br />
Artık şunu bunu bırakıp birazcıkta kendi halkınız için çaba gösterin… MİT’mi kovalar, savcı mı yakalar tedirginliğinden kurtulup, çekinmeden “isminizle” hakkınızı isteyin… İsminizle isteyin zira isimsiz kahramanlar devri çoktan kapandı… “Benim ben” demeyene ekmek yok bu devirde…</p>
<p>Sözlerime İmam Şamil’in torunu Sait Şamil’e ait, son derece yerinde ve manidar satırlar ile son vermek istiyorum. Lütfen tüm yazının ana fikri olan bu satırları dikkatle okuyun, çünkü “bize has bu kader tecellisinin” nasıl kırılacağına dair anahtar o satırlar içinde yatıyor:</p>
<p>&#8220;…Bu, bizim gibi yalnız dışta üç milyon kişilik varlığa sahip bir topluluk hesabına rezalettir. Bunların arasında münevver denecek hiç kimse mi yoktu? Bilakis; bilginleri var, subayları var, Yakındoğu&#8217;daki hükümetlerde fi&#8217;len mevki almış şahsiyetler de vardı. Fakat bunlardan hiç birinin ne yazık ki, Öz milletine ayıracak ne vakti ne de ilgisi vardı. Bu, bize has çok acı bir kader tecellisidir&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/11/24/fazla-acilani-kurt-mu-kapar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı, Reenkarnasyon ve Açılım</title>
		<link>http://www.ajegu.com/index.php/2009/10/04/tanri-reenkarnasyon-ve-acilim/</link>
		<comments>http://www.ajegu.com/index.php/2009/10/04/tanri-reenkarnasyon-ve-acilim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 20:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ajegu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akuytz]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ajegu.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[K&#252;&#231;&#252;kt&#252;&#8230;Daha 13 yaşında. A&#199;ILIM falan bilmezdi Ceylan. Belki bildiği tek a&#231;ılım k&#246;ydeki amcalarının, dedelerinin lastik ayakkabıdan k&#246;seleye ge&#231;me yolundaki b&#252;y&#252;k a&#231;ılımıydı. Zaman zaman helikopterler k&#246;y&#252;ne bombalar yağdırır anlam veremezdi ABD mi ter&#246;rist avında yoksa T&#252;rkiye mi Kuzey Irak&#8217;a giriyor; savaş mı &#231;ıktı yoksa Pe-ke-ke mi ateşkesi bozdu? Bilmiyordu&#8230; Televizyondan izledikleriyle babasının anlattıklarını birleştirmeye &#231;alışıyor yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="319" height="239" alt="7_entellekt&uuml;el" src="http://www.ajegu.com/wp-content/uploads/ceylan.jpg" title="ceylan" class="alignleft size-full wp-image-495" /> K&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;&hellip;Daha 13 yaşında. A&Ccedil;ILIM falan bilmezdi Ceylan. Belki bildiği tek a&ccedil;ılım k&ouml;ydeki amcalarının, dedelerinin lastik ayakkabıdan k&ouml;seleye ge&ccedil;me yolundaki b&uuml;y&uuml;k a&ccedil;ılımıydı. Zaman zaman helikopterler k&ouml;y&uuml;ne bombalar yağdırır anlam veremezdi ABD mi ter&ouml;rist avında yoksa T&uuml;rkiye mi Kuzey Irak&rsquo;a giriyor; savaş mı &ccedil;ıktı yoksa Pe-ke-ke mi ateşkesi bozdu? Bilmiyordu&#8230; Televizyondan izledikleriyle babasının anlattıklarını birleştirmeye &ccedil;alışıyor yine de puzzle&rsquo;ın hi&ccedil;bir par&ccedil;asını adamakıllı yerine oturtamıyordu. Etraftan silah sesleri ve pervane uğultuları gelmeyince sular duruldu diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; Ceylan. Annesinden izin istedi ve dışarı &ccedil;ıktı. Uzun zamandır bu kadar &Ouml;ZG&Uuml;R hissetmiyordu kendini. HAYDİ KIZLAR OYUNA! diye diye o kadar yorulmuştu ki g&uuml;n boyu koşuşturmaktan, en sonunda eve doğru y&ouml;neldi ve seslendi:<span id="more-497"></span></p>
<p>&ldquo;Anne bana makarna pişirseneeeee&rdquo;</p>
<p>Biraz fazla A&Ccedil;ILMIŞ olacak ki, NERDEN GELDİĞİ BİLİNMEYEN(!) bir havan topu k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bedenini bir anda parampar&ccedil;a etti. Sonrasını ise hi&ccedil; hatırlamadı Ceylan. Ne annesinin arkasından d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml; g&ouml;zyaşlarını ne de arkadaşlarının o anlamsız bakışlarını.</p>
<p>Savcı, can g&uuml;venliğim yok diye olay yerine gitmedi. Asker, su&ccedil; işlemiş olmanın verdiği korkuyla ortalığa bile &ccedil;ıkmadı; k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuklar gibi saklandı. Otopsiyi de hastanedeki temizlik&ccedil;i yaptı. &Ouml;yle ya, ses &ccedil;ıkaranların temizlenmesi lazımdı. &Ouml;zellikle de BAŞKA DİLDE SES &Ccedil;IKARANLARIN. Gazeteci yazmadı, haberci g&ouml;stermedi, muhalefet eleştirmedi, iktidar A&Ccedil;ILMADI. Her zaman olduğu gibi herkes &Uuml;&Ccedil; MAYMUN&rsquo;u oynadı. &Uuml;&ccedil; m&uuml;, beş mi artık kimse sayamadı. Toplumun yarısı olanlardan bihaber, yarısı da vicdanından bihaber kaldı. Daha doğrusu 70 milyon sınıfta kaldı.</p>
<p>Yalnız, hikayenin bundan sonrası daha garip bir hal almaya başladı.</p>
<p>Milyonların vicdanı rahat olsa da, Tanrı&rsquo;nın vicdanı k&uuml;&ccedil;&uuml;k Ceylan&rsquo;ın bu durumuna razı olmadı. Ve şu ana kadar yapmadığı bir şey yaptı. Bir şans daha verdi Ceylan&rsquo;a:</p>
<p>&ldquo;D&uuml;nyaya geri g&ouml;ndereceğim seni. Ama bir şartım var etnik kimliğini bu sefer sen se&ccedil;eceksin&rdquo; dedi.</p>
<p>T&uuml;m şaşkınlığına rağmen kabul etti hemen k&uuml;&ccedil;&uuml;k. &Ouml;yle ya; yolun başındaydı, d&ouml;nmesi gerekiyordu. Daha &ccedil;ok oynanacak oyun var. Saklamba&ccedil;, k&ouml;şe kapmaca, sek sek&hellip;</p>
<p>Tanrı, elinin ucundaki d&uuml;nyayı &ccedil;evirmeye başladı yavaş&ccedil;a ve Ceylan&rsquo;dan parmağıyla rastgele bir yeri işaret etmesini istedi. Ceylan sabırsızca hemen bir yer g&ouml;sterdi:</p>
<p>&ldquo;Burayı istiyorum amca burayı&rdquo;</p>
<p>Tanrı ise :</p>
<p>&ldquo;Ne yaptın sen kızım? Burası &Ccedil;e&ccedil;enistan&hellip;&rdquo;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajegu.com/index.php/2009/10/04/tanri-reenkarnasyon-ve-acilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

