Dün gibi hatırlıyorum anne. Ağlamaktan usanmadığım, gün boyu azarlandığım günü. Sadece bir erikti aslında. Çalmak da demeyelim, almak… Niye bu kadar kızmıştın ki anlam veremedim günlerce. Olsun derdin. Bunun için yetiştirmiyoruz biz seni. Kul hakkını işte orda öğrendim anne.
Kaç kere kalbin sıkışmıştır benim yüzümden? Sayamadım. Affet beni anne… Milletin çocukları akıllı uslu olurdu ya ben olamadım. Haftada bir iki kez itinayla kafasını gözünü kıran, mahallenin dokuz canlı çocuğunun annesi, hani kan revan içinde kapıya dayandığım günlerden birinde yine şoke olmuştun ya. İşte o zaman bisikletten düşmemiştim anne. İtiraf ediyorum, inşaatın üçüncü katından düşmüştüm. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar diyordun ya. Kaç yastı geçti hala sönmedi o mumlar. Ama yalan söylemenin en büyük günah olduğunu öğrettin ya. Şimdi geç de olsa doğruyu söylüyorum ve söndürüyorum o mumları: “inşaata girmek yasak ve tehlikeliymiş” affet beni anne.
Baban gibi olma, Abazalara benzeme, namazını kıl derdin ya… Yapamadım. Tek tük gittiğim cumalar ve sayende eksiltmediğim bayram namazlarıyla cennetten bir hayli uzaklaştım anne. Dedenin mezarını ziyaret et “üç kulhu, bi elham” oku diye tembihliyordun ya, kaç yıl oldu, uğrayamadım dedemin yanına. Biliyorum dedem bahane dinlemez, kızacak beni yalnız bıraktın diye ama ben gönlünü alırım bu bayram. Yine de, affet beni anne.
Bazen gizli gizli babamla konuşmalarınızı dinlerdim. Çocuk çok duygusal, üstüne gelme aylarca konuşmuyor ondan sonra diyordun ya. Hiçbir şey değişmedi anne, iş inada binince babamı bile dinlemiyorum hala.
* Kokla şair, bu taşı gazzeden getirdim. Bu görmüş olduğun kurşun, Filistinlinin göğsünden çıktı. Sen Oğuz Atay'da yüzerken, intihar yeyip intihar kusarken, bir çocuk, adam gibi öldü.
-Hakan Albayrak-
Son Yorumlar