Fransız ihtilali ile başlayan süreçte derebeyliklerin bir bir yıkılması tüm dünyaya cumhuriyet isimli yeni bir yönetim şeklini müjdeliyordu. 100 yıldan uzun süren bu dönemde büyük imparatorluklar tarih sahnesinden silinerek yerlerini binbir çatışma ile şekillenmiş ulus devletlere bıraktı. Eskiden sadece derebeyinin kulları olan halk kitleleri ise sınıf atlayarak “özgür insan” kategorisine terfi etti ve hayal bile edemeyeceği haklara kavuştu. Bu haklar içinde en başta gelenlerden biride insanın etnik kimliğini koruması ve kendinden sonra ki nesillere aktarabilmesi hakkıdır. Kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da bu süreç neticesi ortaya çıkmış bir durumdur ve kimlik konusunda çözümler ürettiği kadar kimlik temelli sorunlarda üretmiştir.
Türkiye’nin ulusal bir kimlik inşa etme süreci cumhuriyetin ilanından öncesine dayanır. Jön Türkler ile başlayan bu hareket önce İttihat ve Terakki’yi doğurmuş ardından da 1. Dünya savaşının yıkıntıları arasından genç bir devlet çıkarmıştır. Bu devlet, balkan savaşları ile başlayan Osmanlı’nın ölümünü kabullenerek İttihad-ı Anasır’a yani halkların birliğine dayanan son dönem Osmanlı siyasetini reddetmiş, onun yerine üniter ve laik bir devlet biçimini benimsemiştir. Yeni yönetimin bu devlet şeklini benimsemesinin bazı olumlu sonuçları olduğu gibi zaman içinde bertaraf edileceği düşünülen bazı olumsuz sonuçları da olmuştur. Read the rest of this entry »
* Sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım...
Son Yorumlar