NOT: Hikayemizdeki kişiler, kurumlar ve atıflar tamamen hayal mahsulüdür. “Amacımız kimseyi kırmak değildir. Şurdakini de buraya koymak değildir.” Hikayemiz Anadolu’nun şirin ve muhafazakar kentlerinin bir tanesinde, özellikle de nevi şahsına münhasır Çerkes milletinin sayıca azımsanmayacak derecede kümeleştiği bir kahvede başlamaktadır. Hatta bu kahve öyle bir kahvedir ki; okeye dördüncünün sadece yabancı kontenjanından olabileceği, kontenjan dışındakilerin ise sadece yancı[1] olabileceği bir mekandır. Omuzları dik, kaşları kalkık, altın saçlı, deniz gözlü efsanevi insanların boş(!) vakitlerini geçirdikleri bu yerde fısıltı gazetesine rağbet de epeyce fazladır. Kim kimin arkasından ne demiş, kimin kızı kime kaçmış, kimin oğlu adam olmaz, bütün bu bilinmeyenler(!) bu sosyal kuruluşta gün yüzüne çıkar, toplum vicdanı ebediyen huzura ererdi. (Biraz daha betimleme, Xabze’nin 4. maddesini[2] ihlalden bir yığın tepkiye sebebiyet verir. O bakımdan hikaye de hemen başlatılır.) Toplum vicdanının rahat bir nefes alacağı pazar günüydü. Bayram Amca, ailesiyle birlikte güzelce kahvaltısını yaptı. Cebinden hiç düşürmediği köstekli saatini siyah yeleğinin ön cebine koydu. Yine en afili, en temiz takımlarını çekti ve aynanın karşısında şöyle bir pozunu aldıktan sonra: Read the rest of this entry »
Apr 30
* Kokla şair, bu taşı gazzeden getirdim. Bu görmüş olduğun kurşun, Filistinlinin göğsünden çıktı. Sen Oğuz Atay'da yüzerken, intihar yeyip intihar kusarken, bir çocuk, adam gibi öldü.
-Hakan Albayrak-
Son Yorumlar